doğduğum,büyüdüğüm,sokaklarında kaybolmayı öğrendiğim,sezenlerde tinerciler tarafından önümün kesildiği,gece geç saatte sıhhıyyenini bilinmeyen yüzüyle tanısıp sevilecek bir tarafını bulamadıgım ama kendimi sevmekten de alıkoyamadığım, sınırları içinde yaşayan insanların anlamlandırdığı şehir...(aslında başkent olmasa bi numarasıda yok yani)
renk çalan gri şehir. belki başka bir yerde gelseydi yaşanılanlar başa bu şekilde olmazdı diye düşündüren, bir daha adım atma isteği uyandırmayacak şehirdir.
problem child filmindeki gibi üstüne kusmak istediğim şehir.
başka hiçbir şehirde olmayan, "eksiltili cümle" tadında yaşatır hayatı.
ne yapılırsa yapılsın, nereye gidilirse gidilsin, "tamlık", "olmuşluk" hissiyatından uzaktır.
odalara, evlere sığamazsınız.
ya da ben uyuyamayan bir insan da olabilirim.
dün yaşadıgımız biber gazı olayından sonra şuan yağan kar sadece yerleri temizleyecektir. ankara daki kar daha cok sinirleri sakinleştirdiği için sevilir.
ankara da birden bir bakıyorsun çevik kuvvet arkanda, misal bir magazaya girdin cıkınca ortalık karışmış. başkent dediğin böyle olur. bence ileriki zamanlarda biraz daha heyecanlı olaylar olabilir.
gökyüzünün kışın hiç parlamadığı yazın sıcağından durulamayan gecesi serin gündüzü sıcak bir şehirdir. her kış insanın içini karamsarlık bulutları kaplar kimse de farkına varmaz. neden bu şehre aşık olan şairler olduğunu belki de anlamama yardımcı bir durum. şair adam karamsar adamdır. her türlü aydınlıkta bir karanlık nokta bulmakta üstüne yoktur. şimdi bakıyorum da gökyüzüne ankara'da bu şehir için bir sebep yok karanlık arayacak her yer kararmış zaten.