hayatımın en güzel ve en kötü günlerini yaşadığım şehirdir. ankara'da hem okumuş hem de aşık olmuş şanslı kesimden biri olarak söylemeliyim ki özlenendir. birilerine rağmen sevilendir.
türkiye'nin en güzel şehri olabilecek şehirdir.
istanbul'da doğup büyüyen, evinin önünde deniz olan, gri havalarda adeta bir neşet ertaş'a dönüşen ben bu şehri ilk ayak bastığım saniyeden beri seviyorum.
nisan ayında kar filan yağıyor tamam ama en azından aşti'den kızılay metroyla 10 dakika filan.
ankaraya ilk geldiğimde "bu mu lan ankara" dedim. deniz yok, yeşil alan yok, gelişmemiş semti çok. yolları tozlu, alışveriş merkezinden geçilmiyo (33 tane avm varmış). yani tek sevdiğim yer eymir gölü, orda da yazın bisiklet sürmek dışında bir aktivite yok.
Tanım : istanbul'dan sonra hayatın çok kolay geldiği , trafiğin olmaması anlamında cennet sayılabilecek şehir. Alışveriş merkezleri kışı geçirmek için ideal ama yazın burada ne yapılır , onu konuda hiç fikrim yok. Yanlış biliyor olabilirim ama yazları en boş olan şehirlerden biri diye biliyorum.
bir kere gitmiştim. betonlaşmanın ve kötü mimarinin şehridir. melih gökçek sayesinde biraz olsun düzene girdi ama yine de gelişmesi, yeşillendirilmesi gerekiyor sanki.
Şu şehir olmasa yalnızlıktan ve mutsuzluktan ölüp giderdim herhalde.yalnızlik ve mutsuzlukta bi eksilme yok tabi ama en azından ankara var. Otobüs bekliyosun, Kızılay akıyor, gelen geçen, ağlıyorsun kimse görmüyor.