bu şehir bana hep cemal süreya'yı hatırlatır. aşk dolu, soğuk, çok az anlaşılan, çok az değeri bilinen, bürokrasinin ağır kokusu altında can çekişen aşıklar... tunalı hilmi caddesini, sahafları ve günden güne dünyayı değiştirecek güçleri kaybolan minik yürekleri...
çok sevdiğim şehir. ama saat 7 oldu mu insanlar evlerine kaçıyor. gençlik parkı' nda hafta sonu saat 7 de nasıl incin top oynar? bu kadar mı memur bu şehir? ama neyse ki kızılay' da durum hiç öyle değil. bir de kar yağsa çok güzel olucak. özledik poşetle yokuş aşağı kaymayı.
istanbulu boğazı var diye tarihi var diye seversiniz de insanlarından nefret edersiniz.
ankarayı insanları için insanı için seversiniz, sevdiğiniz başka şehre gidince küsersiniz ankaraya.
bu şehrin hiçbir özelliği olmadığını gayet iyi bilen ankaralılar, diğer şehirlerden eksik kalmamak için ankara'ya kar yağmasından medet umarlar. bu sene şu ana kadar hiç kar yağmamıştır. yani şu önümüze ankara'nın en güzel özelliklerinden biri diye sunduğunuz lapa lapa kar yağışı bile şu an için yalandır. tabi adamlar da "kar yağsa da kar edebiyatı yapsak, ankara'yı övsek." diye bekliyorlar.
edit: "ankara'yla ilgili kötü bir şey yazılsa da hemen eksilesek." diye hazır bekleyenleri de var. dur daha 5 saniye geçmedi.
her sabah büyük bir heyecanla pencereye gidip acep kar yağdı mı park beyazlara büründü mü diye baktırıp sonrasında kocaman hayal kırıklığı ile klozete gitmeme sebebiyet veren, bugünlerde kendisine kızgın olduğum gri şehrim.