tıpkı mersin soğuğu gibidir. öylesine naif. öylesine yalnız. öylesine mutsuz.
ağustos ayında bile ankara'da donuyorum lan. burnumdaki sümüğüm donuyor.
benim sümüğüm alışkın değil öyle kuru soğuklara.
kışın ne yapıyorsunuz? buralar hep bahar havası, gelsenize..
Adanadan geldiğinizde kutup muamelesi yapacağınız soğuklardır. Ulan en çok sabah koyuyor oyle sıcacık yatağı bırakıp çıkmak zorunda kalınca. Ama Ankara çok hojdur.
netice donduran soğuktur.
çene ve kulak uyuşturur.
ellere eldiven, eldivenli elleri cebe sokarsınız ama bir şekilde soğuk yine kucaklar elinizi.
içlik giymenin değil, giymemenin abes olduğu soğuklardır.
soğuktan yorulup, yol üstünde herhangi bir mağazaya sırf ısınmak için girersiniz.
Eskiden çok çetindi Ankaranın kışı şimdiki soğuk mu allasen. Lisedeydik öğle tatili olmuş yemekhanemizde yemeği yemişiz sınıfa gidiyoruz. Koşarak sınıf arkadaşlarımızdan biri geldi:
-lan koşun oguzhan'ın kulağı düştü
-nasıl düştü?
Bir gidiyoruz olay yerine bizim oguzhan kulağını tutuyor. Bunlar sigara içip içeri girecekmis. Sigarayı bitirdikten sonra bizimki kulağını kaşımış. kulak öyle donmuş ki dokununca çatlamış baya yırtık halde duruyordu ama kanı bile donmuş kan akmıyor.