ulan siz o muhabbeti bizim gibi garibanlara yapacağınıza kemal abinize, gemicik alan evlatlarınıza, köşe ettiğiniz müteahitlerinize yapın. biz de verecek bir şey kalmadı. olsa dükkan sizin gülüm.
bütün bir milletle taşak geçilip televiyonlarda reklam adı altında yayınlanan şeyin sloganı.
sanki vatandaş el ele vermiş ibnelik olsun diye para harcamıyomuş gibi bir hava var bu reklamda. bunun üzerine de bu reklam çekilmiş. "haadii paraa harcaayalım hobarey"
ne lan bu.
tek bi ciklet alarak krizin son etkilerinin gideceğini vurgulayan reklam. pardon da hangi son etki kim krizden kurtulmuş ki son etkisi kalsın anlayan beri gelsin.
ekonomik krizin son izlerini de yoketmek!(aman yarabbim bu nasıl bir görelilik) için vatandaşı teşvik etme amaçlı reklamın sloganı. tabiri caizse balans ayarı.
vatandaşın aklına enteresan sorular getiren enteresan bir cümle ile tanımlanmış olan kampanyadır. canlanır mı canlanmaz mı bilemeyiz ama habara veriyoruz, burada sıkıntı yok.
birkaç aklıevvel aylar önce caponların yaptığının çok daha basit olanını ve çok daha masrafsız olanı yapmaya çalışıyor. şimdi efendim bu caponlar n'apmıştı? kelle başı elli türk lirası değerinde yen'i vatandaşa hibe edip piyasayı hareketlendirmeyi amaçlamıştı. nitekim istedikleri orana ulaştılar mı bilmiyorum ama hareketlenmiş idi japon piyasası. bizimkilerde nerde o yürek. imf kölesi olurlar anca. kenarımın imf'si.. *
Parasını evde saklayanlara seslenen reklam mesajıdır. Cimrilik etme git ona buna hediye al paranı çar çur et. Ortalıkta para kalmadı. Şimdi milletin koynunda sakladığı paralara göz diktiler.
halkın üç kuruş parasını nasıl cebimize indiririz mantığıdır. ulan akıl var mantık var, ülkedeki zenginler, kodamanlar, ağalar vb. parası olan adamlardan vergi almıyorsun, teşvik üstüne teşvik dağıtıyorsun(bi boka yaramıyor) sonrada bi sakız al da egonomümüz canlanı virsin. adaletli vergi toplansın, tasarruflar yapılsın o zaman gör sen ekonominin canlanmasını.
alın verin nasılsa kredi kartı ödüyor.
sanki gömü var herkesin evinde. bu halkı sizler alıştırdınız, böyle yaptınız. daha önceki senelerde kriz olmaz, yükseliyoruz laflarıyla milleti uyuttunuz, millet elindeki paraları ekonomiye güvenerek harcadı, yatırımcılar yatırım yaptı, sonra ekonomik kriz patladı, orta direk fakir, fakirler yoksul oldu. şimdi ekonomiyi canlandırın diye milletin iki üç aylık güvence diye kenarda köşede, dişinden tırnağından arttırdığı paraları harcamaya teşvik ediyorsunuz. insanlar harcamaz arkadaşlar. cebindeki parayı harcamaz. zeytinin peynirin kaltesizini alır, 2 liraya pazardan tişört alır yine biriktirir harcamaz.
ek olarak ekonomi bir simit almakla canlansaydı, türk ekonomisi dünyanın en büyük ekonomisi olurdu. zira memur her gün simit yiyor.
sakız satan adamın bir cümleyi 2 saatte kurduğundan dolayı, cümlenin noktasını koyana kadar zaten ekonomik kriz kalmaz diye düşündüren saf insanlar için yapılmış reklam kampanyası. damlaya damlaya göl olur mantığından yola çıkılmış sanırım.
çıktı çıkalı kadir çöpdemir'li evde tasarruf etmenin çeşitli püf noktalarının yeraldığı tanıtım filminin (bkz: evdetasarruf org) yerinde yeller estiren saçma sapan reklam.
iktisadi açıdan doğruluk payı olan ama ortaokul çocuklarının fikir babası olmasından korktuğum hadisedir.
şöyle ki;
bizim bilmem ne bakanımız mıydı yoksa ptt 'nin özelleştirilmeden önceki tepe adamı mıydı neydi ki her kim ise türkiye 'de bağlantı ücretlerinin pahalılığından yakınan vatandaşlara kalkıp ingiltere 'den tarife örneği vermiştir. utanmadan sıkılmadan!
ulan bu ne yüzsüzlüktür? ulan bunları söylerken insan karşısındaki kişi veya kişileri kim olursa olsun bu derece salak yerine koymaya kalkışlır mı?
biz de "aaa öyle mi! hemen gidip bir internet alayım" diyecektik. he sen hiç sıkıntı yapma kişibaşına düşen milli gelir için. sakın! biz öyle şeyler bilmeyiz, cahil köpekleriz sadece. bizim önümüze bok verseniz yeriz, sonra da faturalara fifty fifty vergi öderiz!
benim hiç işim yok da oyuncakçıyı mı zengin edeceğim yoksa simitçiyi mi yahut çiçekçiyi mi?
bulunabilecek en rezil üç adet reklam örneği.
teknolojinin hızlı gelişimi ile oyuncakçılık ortadan kalkmış, çiçekçilik profesyonelliğe çoktan dökülmüş, simitçiler de zaten senelerdir ceplerini doldura doldura bir hal olmuşlar, büyük sektör oluşturmuşlar, ülkedeki açlığın en büyük karbazları olmuşlar, hepsi zaten türkiye 'nin abramoviç 'i olmuş efendim.
mantığınıza ayar çekeyim iyi mi! sizin iktisadınız bu kadar olur. (bkz: öööhhh)
ilgili makalede dile getirildiği gibi toplumun " bilenlerinin " halkı gözünün içine bakarak uyuttuklarını sandıkları kampanyanın sloganıdır.
" Faiz düzeninde alış veriş olmaz. Urdan kurtulmadıkça ekonomi canlanamaz. (Şule Daldal 02.09.2009)
Balık baştan kokuyor. Finans sermayesinden. Dünyada 1 $ üretime yatıyor ise 50$ faiz geliri elde etmek için para olarak değerlendiriliyor. Faiz geliri ne kadar cazip ki herkes üretim yerine faize yöneliyor. Faiz geliri neden cazip. Çünkü paranın fiyatı serbest piyasada belirleniyor. Para arzı ve para talebi tarafından. Üretime gerek mal gerek hizmet üretimine yatırım yapmak bu durumda önce faiz oranları tarafından belirleniyor. Geldiğimiz nokta da bu oran o kadar cazip ki, 1’e 50 düzeyine ulaşılıyor.
Üretime yapılan yatırımlar bunun dışında neye bağlı? Talebe. Talep ise alım gücüne bağlı. Alım gücü ücretlere. Ücretler sendikalaşmaya. Sendikalaşma işsizliğin olmamasına. işsizlik olunca sendikalaşma yeterli düzeyde olamıyor. Üretim alanında kar oranlarında gündeme gelen düşüşler ücrete baskı yapılarak aşılmaya çalışıyor: Ücrete baskı yapınca talep düşüyor. Talep düşünce kapasite kullanım oranları düşüyor. Talep düşünce iflaslar başlıyor. iflaslar olunca işsizlik daha da artıyor. işsizlik artınca talep daha da düşüyor. Sendikalaşma daha da yavaşlıyor. Alım gücü azalıyor. Eğitim sağlık paralı olunca insanlar gelirlerini bu alanlara kaydırmak zorunda kalıyor. Açlık sefalet eğitimsizlik büyüyor.
En başta işi bozan faiz geliri. Faiz gelirini, ekonomik döngüyü bozan, sitemdeki akışı engelleyen bir ur, sistem tarafından sindirilemeyen yabancı bir madde olarak tanımlayabiliriz.
Akıllara durgunluk verecek kadar saçma bir döngü, aslında döngünün dönemez haline gelmesi, yani tıkanma, yani kriz.
işte liberal iktisat uygulanınca başımıza bunlar geliyor. Tüm metaların (mal ve hizmetler, para, emek gücü) fiyatları piyasada belirlenince başımıza bunlar geliyor.
Biz Keynesyen iktisadı savunanlar ne diyoruz. Bunlardan bazılarının fiyatlarına müdahale edilmesi gerekiyor diyoruz. Hangileri bunlar: Para ve emek gücü. Paranın fiyatı serbest piyasada belirlenmesin, faiz yasaklansın diyoruz. Orta çağ tefecilik yasalarını savunuyoruz. 1944 de imzalanan Bretton Woods’un Keynes planını uygulayalım diyoruz. Bir dünya merkez bankası ve bir dünya parası olsun ve altına sabitlensin diyoruz. 1944 de Keynes’in yarım kalan planı uygulansın diyoruz.
Bu yapıldıktan sonra ikinci müdahale emek gücünün fiyatına yapılmalı diyoruz. Aksi takdirde üretilen arz edilenleri satın alacak talep yetersiz kalır diyoruz. Alım gücünü yükseltecek müdahale, asgari ücretin yüksek bir tabanda belirlenmesi, sosyal devlet ve demokratik haklar ile yapılır diyoruz. Grevli toplu sözleşmeli düzen, eğitim sağlık hakları, sosyal hakların geliştirilmesi, alım gücünü yükseltir diyoruz. Sosyal devletin sosyal devlet olabilmesi, kamusal hizmetlerini yaygınlaştırabilmesi için kasasının dolması gerekir diyoruz. Bunun da vergi adaleti ile mümkün olduğunu savunuyoruz.
Finans sermayesi kontrol altına alınmadan, alın verin ekonomiye can verin koca bir aldatmacadır. Hele sıcak para ve sıcak simit benzetmesi ile gözümüzün içine baka baka yalan söylüyorlar. Sıcak para hareketleri ekonominin krize girmesinin en önemli nedenlerinden biridir. Bu faiz düzeni ve bundan nemalananların bütün insanlığı sürüklediği felaket her türlü ahlaki değerin sınırlarını zorlamaktadır. Bu felakete doğru gidişte süreci tahlil edebilenlerin çok büyük sorumluluğu vardır. Toplumun “bilenleri” olarak televizyona çıkıp halkı kandıranlar tarih önünde bir gün mutlaka hesap vereceklerdir. Tüyü bitmemiş yetimlilerin hakları, din tacirlerinin hükümetinde, liberal yalanlar yoluyla, faiz düzenine yedirtilmektedir. Tarihe geçecek büyük bir ironi tam da budur. "