"ölürsen kurtulursun. ölmezsen, her an yeni bir cinayete kurban gitme ihtimali olan zavallı ve tırsık biri olarak yaşar gidersin öylece... sürünürsün. ama süründüğünün farkına varmazsın kolay kolay. hiç çiçek görmemiş bir körün çiçeği yanlızca dokunarak, şeklinden tanıması gibi, hiç yürümediğin için sürünmeyi yürümek sanırsın. tıkanırsın. boğazına bir yumruk felan düğümlenmez! karşındakinin suratına yumruğu yapıştırmak için gerildiğinde, yumruğuna, hiç tanımadığın, yüzünü bile görmediğin birinin boğazı dolanır. yanlış adama vurduğun anlamına gelmez bu. çünkü, bu karışıklıkta zerre kadar suçun yoktur senin. sen birine vurmak isterken, yumruğuna bir başkası gelip yerleşmiştir, o kadar."
kendime kuytu bir ölüm arıyorum çok iyi biliyorsun bunu
düşlerime kalabalık bir cadde giriyor. korkuyorum
saçlarını sırtından sallandıran kadınlar kadar
uzayıp gitmesi kadar bir aşkın telaşla
yanlışlıkla, su katılmamış bir sevişmenin ardından
ters yakılması kadar sigaranın, benim kadar
yani ellerim kadar, bedenim kadar, düşüncelerim
sırlarım, kaçışlarım kadar saçmadır yalnızlık cinayettir
cennettir
dizelerinin yazarı. şiir yazsın sadece diye diliyorum hakkında.
çok sevdiğim bir arkadaşım vasıtasıyla tanıdığım, okumadığım ve takip etmediğim yazar. zira barış uygur varken, vedat özdemiroğlu varken, umut sarıkaya varken okumayı tercih etmediğim insandır. arkadaşımı etkisi altına almış, idolü haline gelmiştir. yaptıkları mangal partilerine ben de davet edilmek ister, düzenlenen toplantılara ben de iştirak etme şerefine nail olmayı dilerim. yoksa beni beğenmiyör müsün?
akdeniz üniversitesinde yaptığı söyleşi ve katıldığı şiir dinletisinden sonra meşhur kaleiçindeki simurg barda taş gibi bir öğrenci hatunu göz göre göre götürmüş şahsiyettir. edebi hayatında başarılar dilenesi.
karanlık dünya içerisinde büyük aydınlıklar yaratabilmeyi, kalemi ve defteri ile başaran usta.
bugün bir çok yazarın aksine, gerek underground tarzı, gerek yeraltı kimliği ile doyuran yazar.
karakalem'imizin editörüdür
herşeyimizdir.
ofiste temiz bardak kalmamışsa bulaşık yıkattırabilir.
kahve yaptırabilir ödülü herzamanki hoş muhabbettir.
altay abi benden börek ister çörek ister en yakın zamanda
hem bir de deniz abla vardır karısı dünya tatlısıdır kırmızı saçlıdır.
biz ailecek seviyoruz hem zaten ailedeniz:) *
barış uygur'dan tarihi bir ayar almış olan yazarımsı. ve şimdi ayarlar;
"bizim bir arkadaş el alemin fanzinlerini izinsiz toplayıp kitaplar falan yazıp yer altı edebiyatçısı pozlarında geziyormuş; ukala ukala yazdığı yazılardan birinde, iki yıl önce 60 yaşında ölen syd barretti genç yaşta öldürüp bir de sex pistolsa sokunca punklar bir yandan pink floyd tayfası bir yandan ıssızda sıkıştırıp dövmüşler bunu. alnına da dövmeyle sid vicious yazmışlar tersten. aynaya bakınca okuyabilsin diye."
sevdiğim bir şair ve yazardır.
en sevdiğim şiirini de yazmalıyım fikrimce:
Açık Kalp Ameliyatı
hepimize yeter bu aşk aralık tut kalbini
üşürsen temmuz tut, kar tanesinin
yumuşacık süzülüşü gibidir sevişmek bu kalabalıkta
her aşk biraz yaklaşmaktır kansız bir cinayete
her aşk taslaktır, tasadır belki de
yalnızca 5'i olan bir saate bakıp bakıp
ağlamamaktır, tutmaktır kendini boşalırken bile
kaybolan ya da ne bileyim güpegündüz çalınan
kum saatidir, çingene sesidir, hepsidir.
neşter girdi mi kalp guguklu saatin
ötmesini öğretir zamana; hasrettir zaman
kırılan aynaya. hepimize yeter bu aşk
neşter yetmez ama; tahta bir kazık, kızgın yağ
bir poşet tiner, yeni çekilmiş
ayak tırnağını yalamaktır
kapana uzatmaktır dilini
işlenmemiş suçları itiraf etmektir aşk
herkes birbirine fazla narkoz versin lütfen
rica ederim zorluk çıkarmayın baltaya
korkuluklara saygılı olun mesela, tırmanmayın
direklere neye yarar bu; neye yarar ısıtmak
dün ölen bir kadavrayı mor bir aşk uğruna
açık bırakıp bu kalbi ameliyat masasında
resim yapmalı, deli gibi resim yapmalı
kayıp bir turuncu kokusu var havada
--alıntı--
Her erkek, sevdiği kadınlar kadardır. Ne bir gram eksik, ne bir gram fazla! Hepsi hepsi, sevdiğin kadınların toplamasındır, o kadar. Her kadın yedeğinde bambaşka bir dünya taşır. Gerçi o dünyanın çok azını gösterir sana. Küçücük bir parçasını bırakır, terkedip giderken. Parçaları tamamlayabilirsen, hiçkimsenin bilmediği, hiçkimsenin farkında bile olmadığı, bambaşka bir dünyan olur. Ve o dünyanıntek sahibi, tek kahramanı olmanın keyfini sürersin.Ta ki başka bir kadın, ellerini kollarını sallaya sallaya, özenle yarattığın o dünyaya girene kadar.Elbette o da kendi dünyasını getirmiştir yanında ve küçücük bir parçasını sana uzatır. Onu da alıp kendi dünyana eklediğinde, dünyan, o eski dünya değildir artık. Yenilenmiştir, farklılaşmıştır, laf aramızda eskiden biraz daha çılgın, ama biraz daha tehlikeli olmuştur.O yüzden her kadın, her erkeğin dünyasını değiştirme gücüne sahiptir. Ha, bu gücü kullanır ya da kullanmaz; o bizim bileceğimiz iş değil.Sözünü ettiğim, insanın hayatına keskin bir kılıç gibi ani, bir o kadar da acıtarak giren; çıkarkende şarıl şarıl kanatan kadınlar, yani sevgililer değil yalnızca. istisnasız bütün kadınlardan söz ediyorum. Tanıdığımız, karşılaştığımız, öyle ya da böyle hayatımıza giren, bizi bir şekilde etkileyen bütün kadınlardan...Annemiz olabilir bu, teyzemiz,anneannemiz ya da babaannemiz olabilir. Kimi zaman kapı komşumuz, bizim dünyamızın bir parçası olma, daha doğrusu; bizim dünyamızı oluşturma gücü var.Az ya da çok, bizde payı var hepsinin...
...Ayrıca şaftımızı kaydıran kadınların ille de sevgilimiz olmasına da gerek yok. Hiç tanımadığımız, şöyle oturup iki muhabbet bile etmediğimiz, hatta yüzünü bile göremediğimiz kadınlar, yeri gelir, tam ortasından girerler hayatımıza. Kendimize yeni bir dünya yaratmamıza neden olurlar.Hatta, dünyamızın asıl sahibi olur çıkarlar ! Janis Joplin gibi mesela...
... Bir baktım; saymakla bitmiyor şaftımı kaydıran kadınlar. Terk edilmiş bir vapur iskelesini gizlice ateşe verir gibi seviştiğim kadınlar değil sadece; bambaşka bir dünyanın sırrını; dillerini ustaca kullanarak ağzıma fısıldayan kadınlar da değil... Onlarala sınırlı değil içimde haylaz bir çocuk gibi büyüttüğüm , içimde sessizce çağlayan bir dünya! Minik bir esintide bile, üşümeyeyim diye sırtındaki hırkasını çıkarıp omuzlarıma atan annem de var aralarında; küçücük bir çocukken, oyuncak arabaları yerde sürter gibi yapıp bacaklarının arasını göz ucuyla süzdüğüm kapı komşumuz da...
Hepsi de bir parça koparmış kendi dünyalarından, cömertçe sunmuşlar bana .Tuhaf ama, Janis Joplin'in dünyasından da katmışım kendiminkine, Björk'ün dünyasından da... Böyle böyle bir dünyakurmuşum kendime.Demek hırkayla, dille ya da dokunmakla, bakmakla bitmiyor iş. Sesiyle de duruşuyla, gülüşüyle ya da aniden bir poster olup duvarına yerleşmesiyle de dünya kurabiliyor kadınlar.O yüzden, kendi Janis'imi anlatan bir yazıyla yetinmedim. Yazarken kendimi de tarttım, ölçtüm, biçtim kendimi... Baktım ki; sevdiğim kadınlar kadarım. Sevdiğim kadınların toplamıyım sadece .
--alıntı--
bu yazının sahibidir. saygıyla ceketimi ilikliyorum önünde.
bu dönemin en önemli şairlerinden biridir. henüz anlaşılmış mıdır? onu bilemem. ama gerçek sanatçılar döneminde değil, sonrasında anlaşılmıştır. sadece şair değil yaram yanlış yerde adlı deneme kitabıyla da yeraltı felsefesine de imzasını atan şair, yazar, filozof...
şöyle de süper tespite sahip bir adamdır kendileri :
aşk filmine iki kişilik bilet alınmaz, zaten iki kişilik aşk da olmaz. iki kişinin birbirine aşık olabilmesi için üçüncü bir kişi şarttır. ıssız bir adada iki kişi sevişebilir, kavga edebilir, yemeklerini paylaşabilir, beraber şarkı söyleyebilir ama "aşık" olamazlar. aşk "bir başkasına rağmen" yaşanan bir duygudur. düşünebilecek başkaları da varken yalnızca onu düşünmek, sevişebilecek başkaları da varken yalnızca onunla sevişmeyi istemektir. bu yüzden aşk, "en az üç" kişiliktir. *
Penguen ile keşfettiğim, "Bu kitaptan kimse sağ çıkamayacak" romanı ile kalbimi fetheden yazar. "Yaram Yanlış Yerde", "Hayat Bazen Çentiklidir" kitapları ile kendimden geçmeme sebep olan yaratıcı kişilik.
Özledim demek doğru değil aslında.Nedensiz öpmek de doğru değil.Adım gibi biliyorum bunları.Çünkü "özlemek" yanlış bir kavram. Özleyen kendini özler yalnızca. Bir başkasını özlediğini iddia etmek hayatı yanıltmaktır. Zamanı kışkırtmak ve asla geri dönemeyeceğini bildiğin günlerin ıstırabını yok saymak için kendine yalan yanlış bir duygu uydurmaktır. Özlemek ahlaksızlıktır.
Annen dahil, herkesi öpersin zaten. O yüzden bu kavram da yanlış. Nedenli öpmek yoktur ki nedensizi olsun. Her öpüş nedensizdir. Öpüşmek, dudağın travmasıdır. Yaram yanlış yerde.