ali taran ve selma hanım ile yapılan röportajı okuyunca tüylerim diken diken oldu. neden derseniz işte şu cümlelerden ve o başkaları için söylenen terk etme olayının gerçek olmasından.
A.T: Onkoloğumuz Selma'ya, 'Siz en güzel iki hastamdan birisiniz, ama öbür güzel olan hastamın kocası, kanser oldu diye terk etti,' dedi.
- S.T: Böyle şeyler çok yaşanıyormuş. ilk gördüğümde Ali'ye çok âşıktım. Şimdi daha çok âşığım. Benimle kanserin her aşamasını yaşadı. Hastanede, karşımdaki yatakta uyudu, dikişlerime kendi elleriyle pansuman yaptı. Birlikte kuşları besledik pencereden...
Kanser tedavisi gören karısını boşayıp, 1 hafta sonra ayşe özyılmazel'le evlenme kararı alan 'Ali Taran' ; gerçek yetenek senmişsinde haberimiz yokmuş.
kanser tedavisi gören eşinden ayrılıp bir hafta sonra ayşe özyılmazel ile evlilik hazırlığında olduğunu öğrendim.. buna ne dedir ya.. bu adam insanlıktan çıkmış..
nasıl bir reklamcı olduğunu, ne kadar dahiyane ve yaratıcı fikirleri var bilmem hiç ama; bildiğim bir şey var, o da şu: karakteri italik olan adam.
kanser hastası olan eşinden boşandıktan sonra, 2 hafta içinde magazinel bir evlilikle insanın en büyük zaafının ne olduğunu bir kez daha düşündürtmüştür cümle aleme.
tabii özel hayat bize ne elbette ama, vicdan kavramının bir insan için ne derece bir anlamı olduğunu bir kez daha görmüş olduk böylece.
yaratandan her şeyin hayırlısını istemek gerekiyor: insanlığın, erdemin, kadının, paranın vs.
yeni dünya düzeninden toplum olarak bizlerde payımızı almış durumdayız.
nedir bunlar?
-birilerinin evliliği sallanıyorsa başka yerde diğerleri bundan mutlu olabiliyor.
o kadar uzun boylu gitmeye de gerek yok; erkek arkadaşıyla arası bozuk olan bir kız, çoğu zaman sevindirmemek için bunu en yakın sandığı arkadaşlarına bile anlatamıyor.
-işindeki büyümeyi, kazancı çoğu insan en yakınındakilerle paylaşamıyor.
-birinin düşüşü diğerinin yükselişi olacaksa, diğeri o düşen birine asla üzülmüyor.
-daha da komiği arkadaşı kilo alsa için için seviniyor, verse üzülüyor.
benim yükselişim sadece senin düşüşünle gerçekleşir mantığı insanları üretmekten, artı değer katmaktan, verimden alıkoyuyor.
bu öyle bir alıkoyma ki, karşısındaki düşmekte gecikirse, nasıl düşürsem diye düşünmeye başlıyor.
böyle bir düzende başarı gelse bile mutlu olabilmemiz söz konusu olabilir mi?
paylaşamadıktan sonra, birlikte bazı şeylerin keyfini çıkaramadıktan sonra...
ancak nedense bir tek ben, ne olursa olsun sadece ben, hatta hep ben diye düşünen zihniyet, mahkum olduğu yalnızlığın ve hiçbir şeyden zevk alamama durumunun tarifini yapamadığı gibi nedeninini de bilemeden yaşar.
tabi ona yaşamak denirse...
üstelik o noktaya gelebilmek için o kadar çok insanı ezmiş ve bundan dolayı kalbi o kadar çok katılaşmıştır ki, yumuşaması artık neredeyse imkansızdır.
son günlerde yaşanan tüm komplolar, biribirini dinleme yarışları, açık yakalandığında atılan sevinç çığlıkları bu zihniyetin ürünüdür.
daha da acısı toplumun geldiği noktadır.
herkes kendi payına düşeni bir an önce sorgulamalıdır diye düşünüyorum.
daha fazla bozulmayı hiçbirimizin kaldırabileceğine inanmıyorum...