göllerimi bırakıp denizlerine gelirim
sevişmek için seninle
Flora, çağlayanın karnında çırpınan kayık
isteğin masalı
tenime dağılan mıknatıs
yüzükoyun yatmasan göremezdim
sırtında bir bahçıvanın makas izleri
Sevdalılar Parkı'nda ağır yaralı
dudakların boynumun altında patlayan
yavru papatya
sokaklar bile göç ediyor Flora
saatler ıslanıyor
Tamburi Cemil Bey çalıyor seni anımsatan şarkıları
kente kanadı kırık melekler yağıyor
sevdamız yüksekten uçurdu bizi
sevdamız, siste dolaşan tavuskuşları
biz sevişirken ölmeliyiz Flora
köprülerin üzerinde, çatlayıp bizi ikiye bölen
erimiş bilgisayarlar bulmalılar çöp kutumuzda
oyuncak mağazaları için soygun planları
tahtlar, somun altından
biz sevişirken ölmeliyiz Flora
birileri haber vermeli bunu muhabbet kuşlarına...
barış nedir sevgilim
biliyor musun
bir köprü müdür üstüne gölgeler düşünce çöken
halka açılamadan batan bir şirket
iki savaş arasında verilen çay molası mıdır barış
yoksa
hurdacıya söylediği son sözler mi
bisikleti vurulan bir çocuğun
söyle sevgilim
Einstein'ın Roosevelt'e yazdığı mektup mudur barış
Lozan'dan gelen telefon mu Mustafa Kemal'e
çöplerini bilimin süpürdüğü bir sokak mıdır barış yoksa
söyle sevgilim
de ki
tünediği balkon uçuruma düşen yavru bir kuştur barış
saatçiyi hapse attıkları için kurulamayan bir meydan saati
ayağımızdaki paslı çiviyi bacağımızı keserek çıkaran bir melek
de ki
aptalların türküsü
oyuna getirilenlerin ülküsüdür barış
dişleri sökülmüş Asya kaplanıdır kapitalizmin sirkinde
de ki sevgilim
içine bayat pil konmuş el feneridir barış
fosforlu izleridir bayrakların üzerinde gezen salyangozların
barış düşsel beyaz buluttur bir kaleye çarpıp dağılan
kör bir toplumun tehdit dolu yazılarla kirlettiği bir defterdir
barış
kendinde bulamayıp başkalarında aradığıdır insanın
barış
halkının üzerine devrilen bir devlettir zor dönemeçlerde
açılmadığı için posta kutusunda ölen bir mektuptur barış
patlayıp seyircileri öldüren bir futbol topudur son dakikada
bunların hiçbiri
hiçbiri değilse barış
söyle sevgilim
savaşın düş kurduğu yerlerde
hangi yüzsüzün uydurduğu bi' sözcüktür
şu dillerden düşmeyen barış...
baba bana bağırma
bülbülleri kaçırdın ormanlarımdan
kulaklarımın kapılarını havalara uçurdun
kapılar baba kapılar pencereleri alıp gittiler
tenorlar kaçtı ses tellerinden
çevreye saçıldı yavru diktatörler
seni ne sopranolar istedi de vermedik baba
baba bana bağırma
bayrak direklerine konan kartalları anlat
uzun uzadıya
nasıl da göremediler avcıları
o keskin gözleriyle vah hah ha
şans yıldızlara özgü bir yalan baba
yıldızlara tükürüp tükürüp onları gezegen yaptınız
savaşan halklar taktınız dünyanın boynuna
yalanları yazdım defterime hiç unutmadım
radyasyonu radyo istasyonu sanan Bakanları
çiğleri, Meclis tavanını çiğ köftelerle çiğneyen
doğum sonrası acılarını cüce ülkeler doğuran kadınların
hiç unutmadım
sakallarını yüzlerinde
yüzlerini sakallarında unutan adamları
ve ısırgan tarlalarındaki parçalarını
Uğur Mumcu'yu biz yapan bombanın
hiç unutmadım
uzak yakın tüm tuzakları baba
yolun ezdiği oyuncak bir kamyonsun sen
bir gam ağacısın
kar yüküne dayanamayıp kırılan
ilkbaharı gerzeklere ödünç verdin
geri getirmediler
güneşin başına gelenleri
biz ilkbaharsız nasıl anlarız baba
baba bana bağırma
bir kulağımdan giriyor sözlerin
öbür kulağımı tıkıyor
Buenos Aires'te olsaydım diyorum içimden
Eva'nın peronunda
karanlıktan kuşlar çalan bir tren
bir bıçak kaçağı
tangonun bacaklarını havaya kaldırdığı kentte
ama iyi ki buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
burada
bilginin bilgisizlikten daha çok acı verdiği yerde
burada, tam karşında
hapisanelerde hintyağı gibi bir şeydi zaman
hastanelerde pıhtılaşmış kan gemisi gibi
yol alırdı saatler
karılarının namuslarını dillerinde saklayan
adamlar vardı bir taraflarda
televizyon kanallarında yitirilen çocuklar
gökyüzüne düşmemek için denize yapışan balıklar
ve depolara indirilen Lenin heykelleri vardı
Sovyet Rusya'da
kafandaki duvarları
niye cebine koymuyorsun sen baba
baba bana bağırma
farkında değilsin
arkasını ezilenlerin yaladığı
bir posta puludur dünya
bir karadelik yutana kadar uzayda bizi
asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen
söylemenin tam sırası
ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin
partiler getirdi baba
ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan
bir yaşamlık kaygı duruşundayım
yakın tarihimiz için
baba bana bağırma
bacağından vurulursa bir şiir
nereye kadar gidebilir
bana bağırma baba
kendine bağır
yoksa her şey bitebilir...
duymuşsundur Kaşıkçı Elması'nı bir kaşık suda boğdum
yazdığım şiire girmek istedi piç kurusu
alısmışmış aşk şiirlerine
var mı öyle yağma be
üstümüzde ne hakkı var ne iyiliğini gördük
ne değeri var Hiroşima 8.15'de
Kurtuluş Savaşı'nda, Vietnam'da, mayın tarlalarında
duymuşsundur Topkapı Sarayı'ndan kaçırıp boğdum Elmas'ı
herkes hak ettiğini
bak hak edilmiş cazgır sevinçlerim oldu mu
ille de yanıma seni isterim
gel beni kadınla, beni ateşle, beni demle
sözcüklerimin izini sür
sıyır kabuğundan gerçeği
porselen kırığımı, yazboz tahtamı
Fenike alfabemi çöz götür milattan önce çok eskiye
hüznümün parantez içini aç, genişe aç, sessize aç,
belleyip yabanotları yeşille
yalnızlık nöbetime geldi mi sıra
beni ikizle, beni kedile, beni sevgile
biliyorsun yaşamak zorundayız kimseye boyun eğmeden
iki kişi de olsak, çoluk çocuk da olsak
oysa gökyüzünün kuş mezarlığına döndüğü doğru
insanların şikayet kutusu olduğu
denizin ucu kaçmış su olduğu
cellatların büyük ilanlarla arandığı doğru
işte sırtımı sana dönüyorum öldüreceklerse sen öldür beni
yaşayacaksam sen yaşat
sen adala, sen dalgala, sen ıslat
duymuşsundur ömür boyu hapis yedim bir kadının boynuna
bir şans verilse, hayata kim olarak gelmek isterdin diye sorulsa bir; dünya sikine minare götüne bir berduş, iki; akgün akova derdim.*
o güzelim şiirlerini yazdığı, aşık olduğu kadının; karısının, iki yıl ingilizce öğretmenliğimi yapmış özlem akova olmasıyla beni dumurlara sürüklemiş adamdır aynı zamanda.
bugüne dek baba bana bağırma şiirini okumamış insanlar, çok şey kaybetmişlerdir.
sende deniz misin be marmara şiirinin şairidir, ki saygı duyulması gereken bi şahsiyet şiiri okuduğunuz zaman bi an böyle afallamak olur vay aq dersin işte böyledir.
sen de denizsen marmara
otur hesapla bak, üç kere daha denizim senden
ama bana deniz diyen yok o başka dava
sarıyer'in oralarda mavi bir nokta yok mesela
tüh ki atlaslara falan da geçmez adım
sen de deniz misin be marmara
senin istanbulun okula gider mi
çocuk felci nedir bilir misin
adalarından herhangi birinin bile kara mıdır bahtı
sen de deniz misin be marmara
hiç kızıp köpürme ama
hiç deniz görmesek yutardık belki marmara
yani iki boğaza bakıyorsun diye
deniz diyorlarsa sana
canına okurum ben böyle işin
ben evde altı boğaza bakıyorum
hem de ay ortası biten bi maaşla...
şiiriyle bana yıllar sonra şiir okuma alışkanlığı kazandıran şair.
tabi insan bir taraftan duygulanıyor bu şiirle, birisi de çıkıp "ben de kumburgaza çok ayar oluyorum ben de ona mı birşeyler yazsam acaba?" diyor ama aldırmıyor insan şiir okuyunca.
ateş böcekleri adlı şiirinde benzersiz bir yerçekimsizlik örneği sunan şair. *
ışıkla ilgili bir yazı okuyordum, elektrikler kesildi
boğazından geçerek midesine indi kent gecenin
mum aramadım, oysa vardı
pencereye gittim kalkıp çalışma masamdan
iki sevgiliden söz ediyordu ağaçlar fısıldaşarak bahçede
ağaçların yalnızlıklarından korktum
sonra yollardan söz açtılar, düşledikleri yollardan
işte o zaman ateşböceklerini,
birbirini kovalayan iki yanarsöner ışığı gördüm
gezinen son yıldızlarıydılar yeryüzünün
çaldıkları ağustosböceklerini tahta kafeslere dolduran
bir hırsız çetesi geçti sokaktan
ay siliyordu, siliyordu camlarını terleyen evlerin
bir ırmak kente geri dönmeyeceğini bildiren
bir mektup yazıp akıp gitmişti sudan gerekçelerle
yerçekimini aşk yoksunlarına bırakıp
bir bir çıkardım giysilerimi
ve kapısını araladım uyuduğun odanın
sonra açılmak için dokunmamı bekleyen
pembe gülleri gezdirmeye gittik
ağaçların gözlerini yumduğu küçük koruda
gökyüzümü sarsıyordu ıslak kelebek kanatların
ve geceyi
şu ısırıp durduğun geceyi
gitgide derinleşen karanlıkta gitgide sertleşen geceyi
yıldızların gökfişekleri gibi içimizde patladığı geceyi
çiğlenmiş sabahla birleşen ve küçülen geceyi
her güne böyle başlayalım sevgilim
böyle, ateşböceklerine teşekkür ederek..
sen kar topuna tutulan bir yıldızsın ebru
duvarlara karşı çalınan ıslıksın
beyaz bir bulutsun çamaşır makinesine atılan
metal yığınlarının dagıttığı bir duygu bahçesiyken yüreğin
ipliğe tutunmaya çalışan kirik düğmesin
çok güzel bir kadınsın da, bunu niye saklamalı
niye saklamalı
tutkulu aşklarin masallarda kaldığına inandığını
ve
aradığını yine de
avuçlarını yangına verecek elleri
rüzgârda açılan saçın güzelliğisin sen ebru
gülüşünü çalmak için hırsızların pusu kurduğu bir yüz
batan bir geminin ambarındaki kuyruklu piyanosun
istanbul'un boğazında sallanan bir diş gibi dururken deprem
coğrafya kitabısın en kaygan fay çatlağının
esrik bir kadınsın da, bunu niye saklamalı
niye saklamalı
gözlerinde mavi, uysal kediler yürürken
birden gözbebeklerinden kaplanlar firladığını
ve
yıktığını
geceleri aşıklarının üstüne
boşlukta salınan bir tüyü andırsan da sevgili ebru
aramizdan kuşlar geçer, kanatları kırılmaz
hem niye saklamalı
uçuldukça uzayan bir göç yoludur aşk.
Uzun bacaklı bir yaban hayvanıydı aşk
Harıl harıl onu arıyordu istanbul, duyuyorduk
Galata Kulesindeydik, başın omzumdaydı
Kule döne döne içimizdeki gökyüzüne akıyordu
Sevgilim,
yüreğimin ipleriyle dudaklarına indim senin
Gözbiliminden tenbilimine dönüşürken aşkımız
Kuleden aşağıya fırlattım beynimi
Dalgın şair! dedi Einstein, Niels Bohra dönerek
Baksana, unutmuş beynine kanat takmayı!
Yürekle beyin arasındaki en büyük belirsizliktir aşk,
diyerek söze karıştı Heisenberg.
Belki de, iki yüreğin aynı dalga boyunda buluştuğu bir salınımdır o!
dedi Louis de Broglie.
Aşk, bir kara cisim ışıması değil midir?
böyle sordu Max Planck da
dayanamayıp,
ışık tozuna bulalı gözleriyle.
Kendinize geliniz efendiler! diye söylendi Takiyüddin
Bilimle açıklanamaz aşk, şiirle açıklanabilir ancak!
O, uzun saçlı bir yıldızdır; yüreğin içinde taranır
Bence sevgilim,
söylendikçe bizim olan bir şarkıdır aşk.
Dikey bir şiirdir bütün kuşları aynı anda havalandıran.
Galata Kulesinden aşağıya fırlattım beynimi, söylemiştim
bana bakan
uzun bacaklı bir yaban hayvanıydı aşk.
Aşağı tükürsem Dördüncü Murat
Yukarı tükürsem Hezarfen Ahmet Çelebi
Ağzımın içinde dilin, bulutlarımı ıslatan gökırmak.
Sonsuzluğu ikiye bölmektir aşk,
kasığına yazdığım ak yazı.
Sevgilim,
ağzına düşerken yanardağının
kanatlarım ol benim.
Kafeslerinden soyundur kuşlarımı,
Balıklarımı çıplakla tuzdan.
Cenevizli boynumu sev, Venedikli sırtımı
Osmanlı kokan saçlarımı
Anadoludan gelen gözlerimi
Peralı bakışımı sevgilim, istanbullu ellerimi.
Bana beni anımsat,
Sensizken yitirdiklerimi.
Kuleden aşağıya fırlattım beynimi, bir yerlerde yazmıştım.
Bak işte,
bir çift martının yanından geçiyor düşerek.
irice olanı, Herifin biri kafayı yemiş yine! diyor yanındakine,
Sen aşktan ne anlarsın koca gaga! diye söyleniyor diğeri.
Sevgilim onlara aldırma sen
yalnızlığın kabuğuna çekilip
kendi içime düşerken bile
kanatlarım
kanatlarım
kanatlarım ol benim.
gerçi esmeriz ya, Marliyn Monroe'dan bir fazla sarışın
Bir fazla istanbul efendisi yaşlanmış çınarlardan
istanbul dedim de aklıma orda olduğum geldi
Karı muhabbetlerinde mi her allahın günü
Carıl curul mu yine tatlı kaçık istanbul
Ne halt edersen et en çok sedef bakışını arıyorum senden ayrıyken
En çokdan çok da dünyaya meydan okuyan gülüşünü
Şiirim diyorum ona, bu sözü bir fazla hak ediyor bütün şiirlerimden
Yaban gülüm diyorum
Çılgınlığım
Vazgeçemediğim
Birden güvercinli güvercinli gülüyorum
Bak
Sevdamıza bir numara dar geliyor sanki şimdi yeryüzü.
"baba bana bağırma. farkında değilsin arkasını ezilenlerin yaladığı bir posta puludur dünya. bir karadelik yutana kadar uzayda bizi asansör boşluğuna itilen bir kedisin sen. söylemenin tam sırası, ülkeyi bu duruma senin oy verdiğin partiler getirdi baba. ama ben buradayım, burada hiçbir şeyi unutmadan bir yaşamlık kaygı duruşundayım. yakın tarihimiz için..."
"çiçeğe durur gibi uyanışım" şiiriyle sabahlarımı şenlendiren şair ama insan...
Sabah sabah
Bir uyandım bir uyandım sormayın
Çarşafım yeni ya biraz ondan bilindi
Güneşti camdan vuran serseri kılıklı, kar bile yağsa
Belki bir meleğin sırtını kaşımış
Ya da kafayı üşütmüştüm sağımdan kalkarak
Hepsi olabilirdi
Bugün aybaşı, maaş alacak
Talih kuşu başına konacak, ondandır dendi
Biri de tutturdu düşümde cenneti görmüşüm
Boşversene sen arkadaş
Öyle olsa cenneti bırakır da uyanır mıyım hiç
Hiçbiri değil dostlar hiçbiri değil
Çiçeğe durur gibi uyanışım
Akpak sevdamdan
Ve böyle bir günün say say bitmez güzelliği
"saçıma dokunma" diyorsun masal saçan bir sesle
ekmek gibi dilimlediğimiz yatak sarılmış bize,
bırakmak istemiyor
kasıklarını öperken saçıma dokunma diyorsun
dilimde gezdirirken seni,
"saçıma dokunma, nolur"
kapısı açılan bahçene girerken bir daha, bir daha
anılar dökülüyor göksarmaşıktan
ikimiz de biliyoruz
bir çözsem saçlarını
bir daha söz etmeyeceğiz ayrılıktan
saatlerin saçları olsaydı sevgilim
bu kadar hızlı geçip gider miydi zaman
ah sevgilim ne diyecektim ben sana
aç pencereyi ve dışarıya bak
son gecemizde kar altında kuğular.
hasta galatasaraylı bir şairdir. bunu "severim dansözleri" adlı şiirinden anlayabilirsiniz
bu kış kıyamet
ilkbahara taktım kafayı
kardanadam çöpçüsü, n'olacak
ben var ya ben, bu hoptereleyli adam
her zaman bir şeyleri düşünürüm dişlisine dişsizine bakmadan
neden V şeklinde uçar yabankazları
özgürlüğü, işkembe çorbasını, benzoik asit eldesini düşünürüm
sofra kurallarının dangalak işi olduğunu
DNA molekülünün sarmallığını
hasret girmişse araya Özlem "ımi düşünürüm
oof off siz orda, hani maşallah çamura yatmış manda gibisinizdir
gak deyince su, guk deyince et
içmiyorsanız, küfür etmiyorsanız, tükürmüyorsanız
baloda değilseniz, orkestrada baş kemancı
yatıp zıbarmışsınızdır iki seksen bir doksan
kuaföre zamanınız vardır da kitap okumak mı, tüü tüü tüü Allah korusun
aklınıza uymadı mı bir insan, bir düşünce, bir şiir sinirlenirsiniz
bir kısmınızın içi bozukluğu şurdan bellidir ki
çıkarır tabancayı, daaan daaan daaan
namus belası, kan davasıhava parası
baldır bacak hariç gazete başlıkları böyledir
Fener iki Cim Bom sıfırdır kimi pazartesileri
niye kaçırmıştır penaltıyı beş numara, niye
nedeni vardır
her şeyin bir nedeni vardır
unutmayın üstelik her nedenin de nedenleri vardır iyi mi
bu şiirin yazılmasının da bir nedeni var
biz burda keyfimizden şiir yazmıyoruz arkadaş
bizim de neşemiz, bizim de sıkıntımız var
yetmiyor gibi ben her gün bir şeyleri düşünürüm
dansözlerin ekonomiye katkısı ne bugün bunu düşüneceğim
sonra mı ?
sonra geçip karşılıklı, oooh yandan