Birilerinin ne yaşayacağını bilmeden attığı adımla içine düştüğü çukur. Herşey için çok geçken gözüme bakmasını istediğim insan var. Neleri kaybettiğini bilerek bakarak.
Ona baktıkça hissedilen duyguların karşılıksız olmasının kanırtırcasına boğazıma saplanması sonucu sürekli kanayan, kanadıkça beni güçsüzleştiren,hayatımı anlamsızlaştıran yaraya her zaman eşlik eden,sanki 5 duyu organımla da algıladığım durum.
Nasıl bir meyvenin çekirdeği, kalbi Güneşi görebilsin diye kabuğunu kırmak zorundaysa, siz de acıyı bilmelisiniz.
Ve eğer kalbinizi, yaşamınızın günlük mucizelerini
hayranlıkla izlemek üzere açarsanız,acınızın, neşenizden hiç de daha az harikulade olmadığını göreceksiniz;
Ve kırlarınızın üstünden mevsimlerin geçişini kabul ettiğiniz gibi, aynı doğallıkla, kalbinizin mevsimlerini de onaylıyacaksınız.
Ve kederinizin kışını da, pencerenizden huzur içinde seyredeceksiniz.
Acılarınızın çoğu sizin tarafından seçilmiştir.
Acınız, aslında içinizdeki doktorun, hasta yanınızı
iyileştirmek için sunduğu acı ilaçtır.
Doktorunuza güvenin ve verdiği ilacı sessizce ve sakince için; Çünkü size sert ve haşin de gelse, onun elleri Görülmeyenin şefkatli elleri tarafından yönlendirilir.
Ve size ilacı sunduğu kadeh dudaklarınızı yaksa da,
Onun kutsal gözyaşlarıyla ıslanmış kilden yapılmıştır.
yanlış hatırlamıyorsam; hakan günday'ın piç kitabında acıyla ilgili bir mecaz vardı ve üç aşağı beş yukarı şöyle bir şeydi:
ingilizce de pain acı demek, fransızca da ekmek. dolayısıyla acı, insanın hayat tarlasından biçtiği buğdaylarla pişirdiği ekmeğin adıdır ve sabah kahvaltısı kadar kaçınılmazdır.
bilim adamları rivayet ederler ki acı biber aslında acı değildir ve kendisine dokunulmadıkça acı halini harekete geçirmez. ne zamnki bir cisim ona temas eder işte o zaman savunma kalkanı oluşturur ve bünyesindeki yakıcı maddeyi yüzeye doğru seferber ederek acı bir hüvviyete bürünür. insan da böyledir evet.