cinsiyet ayrımı yapmadan insanoğlunu öldüren tanım yapması bile zor olan nereden geldiği belli olmayan hastalık. kurtulmanın tek yolu tekrar tekrar hatırlamaktır.
acının bize kattığı hiçbir şey yoktur. o anımızı mahvetmekten başka hiçbir işe yaramaz ve genelde bir anla sınırlı kalmaz. bazen bir ömür sürecek şekilde kalır.
yol arkadaşım. terk etmeyen varlıklarımdan biri. ben ne zaman kaçsam ondan o hep peşimden koştu. gitme diye yalvardı ama onu aldattım. küstü bana, darıldı ama asla sırtını dönmedi(!)
sevgililer gitti, sevilenler gitti, arkadaşlar gitti, dostlar gitti, kardeşim dediklerimiz gitti... gidenlerin arkasından benim yanımda hep o vardı. ağla dedi bana, ağlatıp içimdekileri dökmemi sağladı. dert ortağım oldu, derdimi dinledi. kimsenin yapmadıklarını yaptı bana(!) öyle şeyler yaptı ki içimi acıttı(!) git benden artık, canımı yakma diye yalvardım(!) çok istiyorsan sen benden git dedi. peki o zaman ben gidiyorum dedim(!) gittim, gittiğim gibi döndüm. senden nasıl giderim, her derdimde sen yanımdayken nasıl gitmemi istiyorsun(!) vefasız mıyım ben(!)
kardeşimsin artık(!) sen nereye ben oraya dedim(!)
düşünsel bir acı fiziksel bir acıya dönüşebiliyormuş ve çok berbatmış.
fiziksel ve düşünsel olarak ikiye ayrılan hangisi daha kötü karar verilemeyen his.
bazen ondan dayak yersiniz! hemde çok pis...
azınız ve burnunuz kanar... gözleriniz şişer ve kafanız yarılır... hayır bedeniniz hiç zarar görmez, ruhunuza ve kalbinize olur tüm bunlar sadece. türkçede ki en garip kelimedir. sevilmeyen, hoşa gitmeyen her şey için kullanılır; her işe yarar, çok oturgaçlı çok götürgeçli tek kelime belki de...
-dilimiz arka yan kısımlarıyla algılayabildiğimiz tat.
-vücudun herhangi bir kısmına alınan darbe sonuncu hissedilen his.
-gerçeklerin kötü olduğunu vurgulamakta, mecazi amaçlı kullanılan söz.
--spoiler--
Acıyla tanışıklığım çocukluğuma kadar uzanır.Yuvadayken;üşümesin diye toprağa gömdüğüm solucanı ertesi gün kazdığım yerde bulamamak ya da ilkokulda yanılmıyorsam yaptığım ilk deney olan ıslak pamuklar arasında bir gece bekletilen fasulye tanesini annemin işe yaramaz bir şey zannedip atıvermesi epey acı vermişti bana.
*Gözünü Kırpma Düşerim-Sevinç Erbulak*
--spoiler--
bu sözleri ile iliklerime işleyen bir acı tanımı yapmıştır Sevinç Erbulak.
hem biberi hem de bademi niteleyebilen sıfattır. nasıl oluyor bilmiyorum, acı biber ile acı badem tadları arasında nasıl bir benzerlik olabilir. acaba hangisi asıldır. biberin acısı mı "acı"dır, yoksa bademin acısı mı? ve hangisi asıl ise diğerinin neden bir karşılığı yoktur?
acının boyutu hep merak konusu olmuştur bende. "acı" denilen kavram -sonuçta kişiden kişiye değişir- ne bileyim, sınırlarını merak etmişimdir hep, insanın dayanma gücüne ve hala hayatta güzel şeyler bulabilecek kadar pozitif olmasına değinecek olursak, evet acıyla ciddi bir savaş içindedirler.
acı gücün kendisinden de güçlüdür. bu yüzden insanın içinde hep olmaz. bir anda ve beklenmedik şekilde çıkar ortaya veya akla. o zaman acı olur. her daim bünyenin içinde, taze bir düşünce olarak duran acı değildir.
acı aynı zamanda insanın bile bile kendini kandırmasına izin verir. kişi aslında bilir bunun ne denli sarsıcı ve hasarlı bir acı olduğunu, bunu bilerek başka şeylere yönelir daha küçük sorunları hayatının merkezine koyar ki, asıl üzüldüğüm bu, o değil diye düşünmeye çalışır. çünkü o acıyı düşünmek bile insanda çok keskin geriye dönüş yapar ve deja vu dediğimiz şeyi yaşatır.
acı çektiğiniz zamanlar; günler aylar düşünülünce gözünüze öyle canlı anlar gelmez. sadece size kalan üzüntü çok yer kaplar. o acıyla birlikte neler yaptığınızı, bir gününüzü nasıl geçirdiğinizi düşünseniz bile hatırlayamazsınız . işte acının böyle büyük tesiri de vardır canlı her şeyde; zamanı bile durdururcasına hep bir adım önde durur.