Kubrick'in sanayi devrimi sonrası ingiliz toplumundaki bozulmaları anlatan harika bir kült filmidir. Çok rahatsız edici sahneleri olsa da izlenesi filmdir.
bir stanley kubrick harikası. ilk defa dün izledim ve dürüst olmam gerekirse biraz önyargılıydım. bu önyargımın sebebi ise filmle ilgili bazı mecralarda okuduğum olumsuz eleştirilerdi. çok uç eleştirileri aynı anda bünyesinde barındırıyor bu film. kimileri filmi överek göklere çıkarırken kimileri de yerin dibine sokuyordu. işte bu durumdan dolayı biraz tereddüt ettim. fakat film bittikten sonra ''kardeşlerim'' size şunu söylemeliyim ki hayatımda izlediğim en kaliteli filmler arasında ilk beşe oynayacağından eminim. bir film eleştirmeni olmadığım için entelektüel bir yorum yapamam belki ama sanatsallığın zirvede olduğu bir film olduğunu söyleyebilirim a clockwork orange için. izlemeyenler, önyargılarını bir kenara bırakıp şans vermeli. kesinlikle herkesin görmesi gerek.
Stanley Kubrick, bu filmin çekimleri sırasında, başrol oyuncusu Malcolm McDowell ile yakın bir arkadaşlık kurmasına rağmen film bittikten sonra onunla bir daha asla görüşmemiş. bu nedenle çekimlerde çekilen şu fotoğraf çok değerlidir;
içinde nadsat denilen uydurulmuş, ingilizceye uyarlanmış fakat rusça kökenli kendine has argo bir dilde kelimeler bulunur.
distopik alaycılığın en neşeye şarkı şeklidir.
ve 1959 yılında beyin tümörü tanısıyla doktorların bir yıldan az ömür biçtiği ingiliz romancı, besteci, eleştirmen Anthony Burgess'in; karısı Lynne'in ölümünden sonra geçimini sağlaması için, bir öfkeyle masaya oturup 12 ay içinde yazdığı 5-6 romandan biridir. (Daha sonra teşhisin yanlış olduğu anlaşılır)
bu kitabın yazarı ölümcül bi hastalığa yakalanmıştır. ailesine bakmak için kitaplarını yazmaya devam eder, öldükten sonra teliften para kazansınlar diye fakat bi sorun vardır; adam o zamanlar ünlü bi yazar değildir.
kaderin cilvesi adam ünlü olur, kitaplar çok satar ama adam ölmez.
kaderin üstünde bir kadeeer vardır derlerdi de inanmazdınız ne oldu sözlük ahalisi.
devletin/düzenin bireylere birer makine gözüyle yaklaşmasını ele alırken sık sık nazi göndermesi yapan bu film ikiyüzlülük nedir? nasıl yapılır? sorularının cevabı niteliğindedir.
bireyleri evcillestirirken onları daha ahlaklı kıldıklarına inanmaları ve rehabilite ettikleri kişiyi de kendi çıkarları dogrultusunda kullanmaları gibi çelişkilerine karşın kendini siddetle var etme eğilimine giren alex'e bakışımı değiştirip keşke at hırsızı olarak yaşamaya devam etseymiş dedirtti.
neyse efendim ara ara durdurup kafayı dağıttıktan sonra devamını getirip bitirebildigim bu film söylendiği gibi rahatsız edici değil can sıkıcıdır .
izlemek icin acele etmeyin ya da edin bilemiyorum.
Bu ve 1984 romanını aynı potada eritsydik, şu andaki türkiye'nin halini daha net anlayabilirdik sanırım.
Hınç dolu bir ahlakçı kitle ve linç kültürü, düzene uymayan davranışların kontrol altına alınması, alınmazsa çeşitli denetim mekânizmalarının bunları hemen keşfetmesi, linççilerin toplumun ahlakını "sağlaması", mikro ve makro düzeyde yazıp-çizdiğimiz her şey, önemli şifrelerimizin kaydedilmesi, şebekeler. Hepimiz potansiyel suçlu ve teşhirciyiz. Özgür düşüncenin ifadesi ne yazık ki şu anda imkansız.
“malcom”üstadın o adi şerefsiz piç suratı ile etrafa gülücükler saçması,dekor ışık planlar,sahneler kısaca flm bir bütün olarak tek kelime ile şaheser niteliğinde.dönemin british kafasını sosyal yaşamını gençliğini ve sistemi oldukça objektif yansıtan filmde esas adam kübrik’i de saygı ile anmak gerekir.
freud un 2 temel güdüsü ve toplumsal ahlak adı verilen kavram etrafında gelisen olayları ve bunların sonuclarını konu alan psikolojik bir filmdir. kelimenin tek anlamıyla harika bir film.