ağlamaktır. sabahlara kadar, gözlerin şişene kadar, ağzına dolan gözyaşı ve dilindeki tuz tadının iyice artmasına aldırış etmeden, yastığındaki ıslaklığın soğukluğunu ensende hissedene kadar ağlamaktır, aşk ağlamaktır.
ş...
şaşırmaktır. olur olmadık yerde tebessüm kucaklar dudaklarını; anlayamazsın. sana yaptırdıklarını farkettiğin zaman anlarsın, çocuksundur, belki bebek...ayrılınca farklıdır filmin konusu; olur olmadık yerde ağlarsın anlam veremezsin olan bitene, yaşayabileceğin yegane his şaşırmaktır, aşk şaşırmaktır.
k...
kaybetme korkusudur aşk. güneşin batışını izlerken sen sevinirsin, çiçekler ağlar, kaldırımlar kör olur, kötülük güler pis suratıyla. dedimya ağlarsın olur olmadık yerde şaşırırsın kendine. kaybetme korkusudur bunu yaşatan sana...
unutulur gibi olan aradan 1 yıl geçse de 10 yıl geçse de hiç umulmaz bir anda insanın aklına geliveren bir şey. bir takıntıdan tek farkı aşkın insana bazı yüksek duygularla üşüşmesi olsa gerek.
gariptir alır götürür adamı bittiğindeyse ulan değer miymiş be dersin içinden ben her şeye bu kız için mi katlandım...
aşk bitti be sözlük bitmez derdim ama benim de bi dayanma sınırım varmış. şimdi ona karşı hissettiğim boşluk büyük bi boşluk. çünkü "o" herkes gibi,o da sıradan artık... ve ben bir daha bu duyguyu yaşamak istiyor muyum? cevabım milyon kez hayır. neden diye sorarsan çok acıtıyo lan sözlük bile bile acı çekmeye ne gerek var şükür kurtuldum adı "aşk" olan duygudan ve şimdi gerçeten mutluyum.
hiçbir ayrıntısı üstünkörü geçilmemiş, büyük bir titizlikle hazırlanmış. bu roman elif şafak'ın ne kadar iyi bir yazar olduğunu bir kere daha kanıtlamakla kalmıyor; aynı zamanda bildiklerini ifade etme ve insanlara aktarma yeteneğinin de ne kadar iyi olduğunu gösteriyor bizlere..
13. yy' da mevlana'yı, şems-i tebrizi'yi mevlana'nın aile hayatını, sıradanlığını ve aynı zamanda yüceliğini sergiliyor okuyucuya.
mevlana'nın şiir yazma konusunda kendisini en başta son derece yetersiz bulmasının ve onu yüreklendiren, yeteneğini keşfetmesini sağlayan şems' le geçen günlerinin içinde buluyorsunuz kendinizi. daha bir merak ediyorsunuz yüce mevlana'yı ve kitaplarını..
çünkü eseri okuyup da ruhen onun hayatının içinde yaşayan ve o şiirleri neler geçirdikten sonra yazdığını ve hemen hemen neler hissettiğini çok daha farklı anladıktan sonra şüphesiz daha iyi algılıyorsunuz mevlana'yı okuyan diğer insanlardan..
içinde sevgi, aşk, geçen her şarkıda onu aramak ve sevgisini içinde hissetmek, gerçekmiş gibi dokunmak güzel saçlarına rüyada olduğunu unutarak. sevmek hemde çok sevmek, delice sınırsızca, kuralsızca... yanındayken bile özlemek, nefesini. ona adıyla değil aşk diye hitab etmek....*
vücudunuzda akan akanın birden ısındığını, olmadık yerde yüzünüzün güldüğünü, karın boşluğunuzda sanki kelebek olduğunu, aniden titrediğinizi, gözlerinizin dolduğunu, her şarkıyı ona uyarladığınızı, resmine baktığında içnizin ısındığını hissettiren dünyanın en mükemmel, en acı verici, en acımasız, en sabırsız duygusu.
belki çok şey beklediğimden olabilir, beğendiğim ancak hayran kalmadığım elif şafak romanı.
mevlana celalettin rumi hazretleri ile şems'i tebrizi hazretlerinin bir elmanın iki yarısı gibi bir araya geldiklerinde bütünü oluşturduğu, birbirlerinin aynası olup kendilerini daha iyi tanıdıkları ve böylece Allah'ı daha iyi tanıdıkları hikayenin arka planında 3 çocuk annesi, hayatı hep garanti oynamak olmuş, maldonado gibi ileriye pas riskine girmemiş, aman pas yerine gitsin de yan pas olsa da olur diyen ella'nın aşkı keşfi anlatılıyor.
mevlana'nın şems ile muhabbeti anlatılırken derine inilmemiş. işin sadece birbirlerine ayna olma kısmı anlatılmış. mesela ibadet kısmı hiç anlatılmamış. romanda mevlana ve şems'i sadece bir kez namaz kılarken görüyoruz.
öyle bir hava veriliyor ki romanda, bir noktada sanki "benim kalbim temiz" noktasına geliniyor. şems'in şarap içmesi gibi. tabii ki biz biliyoruz ki tasavvuf ehli müstesna durumlarda müstesna davranışlar sergileyebiliyor (enel hakk denilmesi gibi). ancak romanda böyle bir müstesna hava yoktu.
ayrıca melih arat'ın da köşesinde belirttiği gibi romandaki karakterlerin üslupları birbirlerine çok benziyordu. hiç sarhoş süleyman ile diğerlerinin konuşma stili benzer mi bu kadar?
ben de yanlış anlamış olabilirim ancak roman bittiğinde mevlana ve şems'in aslında sıradan birer insan oldukları hissine kapılıyorsunuz. halbuki onlar müstesna insanlardı.
aşk bencilliktir. Yalnızca benimsin, tümüyle benimsin daima benimsin der aşık. Bir parçasını bile başkasına vermez, dokundurtmaz koklatmaz,elinden gelse göstertmez. ben nasıl seviyorsam onu , o da öyle coşkulu sevsin der. çoğu kez kıskançlıkta arkadaş olur bencilliğe.