başıma bir şey gelmeyecekse aşka inanıyorum.
hep de inandım.
sadece bir sevgiliye duyulan aşkı kastedip aşk yok diyorlar ya.
sevgiliye aşığım.
anneme de aşığım ben. çok yorgun bir günün ardından gelen uykuya da. kardeşime de.
kitaplarıma aşığım.
yaradanıma da aşkla bağlıyım.
aşk yüreğin sesidir.
taklitleriyle karıştırmayınız.
uğruna bir çok şey feda edilen...
çok beklenilen....
çok istenilen...
sonunda elde edildiği zannedilen....
ama hiç bir zaman elde edilemeyen....
zaman zaman insana "koca bir yalanmış" dedirten...
acısı ne kadar derin de olsa....
"bir daha mı asla" diye yeminlerde edilse...
yine de düşüncesi bile güzel olan duydudur aşk.
tabii gerçekten aşkı yaşamış olanlar için.
"Aşık olmayana aşk kuru bir kelimeden ibaret. Yarı palavra, yarı safsata. Aşık olmayan bunu anlayamaz, olansa anlatamaz. Öyleyse nasıl söze dökülebilir aşk, kelimelerin hükmünü yitirdiği yerde?"
aşk, şafak saymaktır. dönüşünü beklemektir, her gece ona cevaplanmayan mektuplar yazmak ama ertesi gün göndermemek ve biriktirmektir. kısacası aşk beklemektir.
aşktan mı bahsediyoruz azizim? benim de söyleyecek iki çift lafım olacak bu konu hakkında.
aşk nedir? aşk paradır.
aşk nedir? aşk sana siktiri basan kişiye duyduğun hazdır.
aşk nedir? am, göt, meme ve çüktür.
aşk nedir? zeka seviyesi kendininkinden daha yüksek birine duyulan hayranlıktır.
aşk nedir? iki kıytırık kimyasal tepkimedir.
aşk nedir? şizofreniye kanat çırpmaktır.
tüm bunların yanında; planet earth denen sikimsonik gezegende gerçek aşk deyu betimlenen über bir duygu varsa, ta götüne koyayım.
Limbik sistem (bilinç altı) nedenini bile bilmediğimiz zevkler, beğeniler, korkular gibi bireysel seçimlerimizin temel sebebidir. Limbik sistemi en çabuk uyaran, koku duyusudur ve "gönül bu ota da konar ... da" cümlesinin temel sebebidir. Hiç nedenini bilmeden, bilincimizde yarattığımız kalıba hiç uymadığı halde birine aşık olabiliriz (özellikle subkortikal durumlarda, yani sarhoşken...). Bunun sebebi günümüzde, feromonların limbik sistemi etkilemesi ve neticede anormal bir üreme isteği duyulması ve bunun hipotalamusa iletilmesi sonucunda sempatik deşarj (aşk!?) olarak tanımlanmakta.
Ancak eğer frontal kortekseki yargılarımıza da uymuyorsa aşk ölmeye mahkumdur çünkü bilindiği gibi reseptörlerde zamanla algıya duyarsızlık gelişir (yaklaşık 3 ay-3 yıl) ve artık yürek çarpıntıları (sempatik deşarj) olmaz... Belki de bu aşktır veya ihtiras ama frontal korteks de istiyorsa sürer (belki !!??) ve frontal korteks (ayıksak tabii) bazen sempatik deşarj falan dinlemez ve aşk doğmadan ölür!!!
Tam tersi karşımıza çıkan kişi frontal korteksimizin tam istediği kişidir ama bir türlü beklenen olmaz, bu kez limbik sistem istememiştir, belki çok iyi arkadaş ya da dost olunur; buna günümüzün moda deyimiyle ten uyumumuz yok, yüreğim çarpmıyor diyorlar. *