aşk üzerinize giyindiğiniz şık bir kostüm gibidir. taşımayı bilirseniz doyumsuz bir tat verir ama taşıyamazsanız elbise üzerinizde kiralık gibi durur. bocalamaktır, bazen de anlamsız şeylerde anlam aramaktır.
fedakarlıktır; kişiliğinizden ödün vermek yıllarca taşıdığınız bedendeki ruhu değişime adapte edebilmektir. Ve en önemlisi aşk iki kişiliktir.
aşk, bi merdivenin götürdüğü yere gitmektir. nereye gittiğini bilemezsin. eğer yolun sonu gözükmüyorsa yani yoksa, yorulursun. sonunda dinlenmek için bir tepe yoksa, ya aşağı anlayıp intihar edersin ya da beraber merdivenden çıktığın sana bi tekme koyarak aşağı iter.
aşk... aşk! yüzyıllardır üzerine ne sözler söylendi, ne romanlar yazıldı, ne resimler yapıldı da hala anlatılmaya, ifade edilmeye devam ediliyor... felsefenin de, bilimin de, sanatın da konusu oldu, olmaya da devam edecek... ben de insanoğlunun yaşadığı bu en güzel hissi, duyguyu -tamamen bireysel izlenimlerime dayanarak- kendimce dillendirmeye çalışacağım. yüreğin daha hızlı çarpmasıdır aşk. sadece onu gördüğünüzde değil, onu düşündüğünüzde (aşıkken onu düşünmediğiniz bir an var mıdır acaba?), aklınıza her geldiğinde (aşıkken aklınızdan hiç çıkıyor mu acaba?), kapı çaldığında ya da telefon çaldığında yahut telefonunuza mesaj geldiğinde, 'acaba o mu geldi?' diye kapıya koşmak, 'acaba o mu arıyor?' diye yüreği güp güp ederek telefona sarılmak, 'acaba ondan mı mesaj geldi?' diye sabırsızlıkla mesajın açılmasını beklemek... aşık olduğunuzda, her ama her defasında aynı heyecanı duyumsar, aynı yürek atışını duyar, yüreğin heyecandan ağzına gelmesinin ne demek olduğunu birebir yaşayarak idrak eder, kan dolaşımınızın hızlandığını farkedersiniz. hele telefonda arayanın o olduğunu gördüğünüzde, ne kadar heyecanlı olsanız da, bunu belli etmemek için derin derin 1-2 nefes alarak kendinizi rahatlatmaya çalışır gene de telefonda sesinizin titreyerek çıkmasına engel olamazsınız. geceleri onsuz uyku tutmaz, sabahı edemezsiniz. sürekli onunla ilgili hayaller kurarsınız. gündelik yaşantınızda, aklınız bir karış havaya çıktığı için dalgınlaşır ve suratınıza yerleşen bir tebessüm ile dolaşır durursunuz. artık sabahları bambaşka bir dünyaya uyanırsınız. hayatı daha renkli ve sevgi dolu yaşarsınız. dokunmaya kıyamaz, onu öpmeye doyamazsınız. ilk ten temasını, elini ilk tuttuğunuz anı, onu ilk öptüğünüz anı unutmazsınız. onu koklar, koklakmaktan bitkin düşmek istersiniz. msn kullanıyor ise, işi gücü bırakır, online olmasını dört gözle bekler durursunuz. kimyanız tamamiyle değişir. siz artık eski siz olmazsınız, olamazsınız ki! hormonlarınız değişecek, yaşam alışkanlıklaınız değişecek, belki siz bunların farkında bile olmayacaksınız. kendinize daha dikkat edecek, kendinize özen göstermeye başlayacaksınız. artık hayatınızın anlamı o'dur. aşıksanız, gözünüz ondan başka kimseyi görmez. gerçekten... şarkılarda, şiirlerde, romanlarda, filmlerde onu bulursunuz. o'nun arama ihtimali ile cep telefonunu 24 saat açık tutmak, şarjı bitmesin diye iki pille dolaşmaktır aşk. yaşanması zor ama en güzel duygudur/çiledir. aşk gerçekten her ne kadar anlatılmaya, açıklanmaya çalışılsa da, ancak ve ancak yaşanarak anlaşılabilir...
acı çekmektir aşk. ne onla ne onsuzdur. kendini ısrarla ondan koparmaya çalışıp yine de uzağa gidemediğinizdir. arada 1000 km de olsa onu istemektir, her türlü.
dokunmak... ama öyle bir dokunmak ki yakacaksın dokunduğun yeri. göğsünün içindeki lime lime harlanan sızlayan duygu var ya onu süreceksin aya'na, parmak uçlarına. öyle dokunacaksın ki titreyecek yüreğin... bu sancılar alev alev gözlerine değecek öyle bakacaksın sonra. ama öyle bir bakmak ki gözlerinde kıvılcım kıvılcım oynaşan parıltılar sızlatacak onun gözbebeklerini, damla damla yaş olacak... öyle sarsacak öyle kor edecek o yüreği o bakışlar...
ama herpsinden önce aşık olacaksın aşık! öyle bir aşk ki dünyalar kopacak içinden!...
"Sen kocaman çöllerde bir kalabalık gibisin,
Kocaman denizlerde ender bir balık gibisin.
Bir ısıtır,bir üşütür,bir ağlatır,bir güldürür;
Sen hem bir hastalık hem de sağlık gibisin."
hayatta başa gelebilecek en güzel şey aşk. her anı bir başka güzel. tohumunun atılması, fışkırması, filizlenmesi her şeyiyle çok güzel, huzur verici... bazen derler ya ölümsüz aşk yoktur. aslında aşk ölümsüzdür bitse bile elinde binlerce anı vardır. bu yüzden bitmez aşklar. sadece yollar ayrılır. yollarını ayıranlar da zaten aşkın değerini hakketmemiş olanlar değil midir?
derlerki eğer gururunu karşıdakine olan sevginden geride tutuyorsan aşıksındır; yalan amına koyayım, bazen öyle bir an gelirki deli gibi sevsen dahi ona geri dönüpte "bak köpek gibi geldi" dedirtmemek için gitmezsin, yalvarmazsın, unutmaya çalışırsın sonrada aşk denen zırva azalır ve biter. belki hayatında aynı şekilde ikinciye aşık olmayacaksındır; fakat olsundur gitsindir. sonunuda klişe bir lafla kapatmak istiyorum affınıza sığınarak. ben gideni değil giden beni kaybetmiştir.
artık gerçekten varolduğuma dair inancımı yavaş yavaş kaybettiğim, ayaklar altına alınmış, kirletilmiş, gerçek anlamını yitirip; basitleşmiş kavram.
soruyoum size;
"yalnız kalmayayım, en güzel yaşlarımı boş geçirmeyim, bi de bununla deneyeyim, hayatıma renk gelsin, oyalanayım" gibi saçmasapan nedenlerle; bedeninizi ya da egonuzu tatmin etmek için, hayatınıza soktuğunuz kişilere gerçekten aşık mısınız yoksa yalnızca, kendinizi mi kandırıyorsunuz?
serdar ortaç ve demet akalın şarkılarındaki gibi basit ve yüzeysel aşk anlayışınız, saçmasapan çarpık ilişkilerinizle sadece kendi ruhlarınızı kirletmekle kalmayıp; aşkı da kirlettiniz, alın sizin olsun... orda, burda yiyişerek doya doya yaşayın aşkınızı...
aşk'a aşık olmak benimkisi. merdivenleri koşa koşa çıkıp cama fırlamak son kez görmek için giderken. aşk onun adı benim için. acısıyla tatlısıyla sevinciyle mutluluğuyla heycanıyla hasretiyle özlemiyle vazgeçilmezimsin sen benim. soğuk günlerin sıcaklığı, sıcak günlerin serinliği var yüreğinde.
gideceksin ya uzaklara korkma sakın, döndüğünde bir bu kadar daha büyütücem aşkını, aşkı, aşkımızı.
yazdın ya sen beni kendine bende seni yazdım ömrüme. çoktan hemde...