durduk yere insani alip goturen, bulutlarin ustune cikaran bos ve tatli hayaller kurduran sonra cikardigi bulutlarin ustunden insani bir anda yere vuran engellenemez tatli ama kotu, aci ama istenen duygudur.
"Diyelim yağmura tutuldun bir gün
Bardaktan boşanırcasına yağıyor mübarek
Öbür yanda güneş kendi keyfinde
Ne de olsa yaz yağmuru
Pırıl pırıl düşüyor damlalar
Eteklerin uça uça bir koşudur kopardın
Dar attın kendini karşı evin sundurmasına
işte o evin kapısında bulacaksın beni
Diyelim için çekti bir sabah vakti
Erkenceden denize gireyim dedin
Kulaç attıkça sen
Patiska çarşaflar gibi yırtılıyor su ortadan
Ege denizi bu efendi deniz
Seslenmiyor
Derken bi de dibe dalayım diyorsun
içine doğdu belki de
işte çil çil koşuşan balıklar
Lapinalar gümüşler var ya
Eylim eylim salınan yosunlar
Onların arasında bulacaksın beni
Diyelim sapına kadar şair bir herif çıkmış ortaya
Çakmak çakmak gözleri
Meydan ya Taksim ya Beyazıt meydanı
Herkes orda sen de ordasın
Herif bizden söz ediyor bu ülkenin çocuklarından
Yürüyelim arkadaşlar diyor yürüyelim
Özgürlüğe mutluluğa doğru
Her işin başında sevgi diyor
Gözlerin yağmurdan sonra yaprakların yeşili
Bi de başını çeviriyorsun ki
Yanında ben varım."
"hayallerinde yarattığın idealin daha da çoğalmasi içinde
ve büyüyen onca kederin içine katıldikça yine de kirlenmeyen
anlatılınca eksilcek diye korkulan
ve hep imkansizlastikça çözünen içinde
büyüdükçe isgale baslayan beyninde
ve ağlamanın güzelligini öğreten
ama yine de acimasizligini hiç esirgemeyen
hep eksik söylenen
yasansa da bitmeyen
yetmeyen
sen..."
inanmak mümkün olmazdı her aşkın bağrında bir ayrılık gizlendiğine belki de,
kartvizitinde 'onca ayrılığın birinci dereceden failidir' denmeseydi eğer.
gerçekten boynunu bükmezdi papatyalar,
ihanetinden onlar da payını almasaydı eğer.
issızlığa teslim olmazdı sahiller,
kendi belirsiz sahillerinde amaçsız gezintilerle avunmaya kalkmamış olsaydın eğer.
sen gittikten sonra yalnız kalacağım.
yalnız kalmaktan korkmuyorum da,
ya canım ellerini tutmak isterse...
evet sevgili,
kim özlerdi avuç içlerinin ter kokusunu,
kim uzanmak isterdi ince parmaklarına,
mazilerinde görkemli bir yaşanmışlığa tanıklık etmiş olmasalardı eğer.
aşk yaz sıcağında yüzü yıkadıktan sonra ıslak yüzle vantilatör karşısına geçmeye benzer. gözünü kapatıp hafifçe gülümsersin, ıslak yüze gelen serinliği hissettikçe. sonra vantilatör birden kapanır gözünü açarsın, her şey biter. *
bir rüya görürsün, sevdiğin aşık olduğun kişi tehlikededir. ona zarar gelecektir. elin ayağın dolaşır rüyada. atlarsın önüne, yersin gelen zararı sonucu herneyse bir gram tereddüt etmeden, çekinmeden, düşünmeden.
uyanırsın, kalbin çarpar anlamlandıramadığın kadar hızlı bir şekilde. korkmuştursun iliklerine kadar, götün de açık değildir, burnunun direği sızlar, "ya birşey olsaydı?" diye sorarsın kendine rüya bile olsa.
portakal soyupta kokusunu alamamak gibidir. sona doğru koca bir dilimini bir seferde yemeye çalışmaya benzer, tadı hoş değildir, belki de hoştur da boğulma riskini düşünürsün o an.
(bkz: merak etme)
(bkz: değmez)
insanın kendi bilinci ve hayal gücü ile iç dünyasında yaşadığı duygudur. bu ikilemden dışarı çıkmaz. madde hali onun, dış dünyaya aktarmak için kılıfa sokulmaya çalışılan şeklidir. örneğin; bir kadına aşık olmak, bir sanata aşık olmak...
Ararsın bulamazsın. Hiç beklemediğin bir anda kapını çalar. Seni çok mutlu da eder perişanda. Ancak duyguların en yücelerindendir. Bir beden de iki insan olursun bir anda. 4kulağınız olabilir veya 4 gözünüz. 2 burnunuz olabilir ve 2 ağzınız da. Ancak tek kalbiniz vardır...