Bir nevi hastalık. Hatta şimdi düşününce aklıma uyuşturucular ile okuduğum bir şeyleri hatırlattı. Şimdi vücudumuzdaki bir sürü şey hormonlarla alakalı, bu mutluluk dediğimiz naneyi hissettiren hormon ise serotonin denilen bir başbelası. Ecstacy türevi ve bazı antidepresanlar serotoninin salınım ve emilim mekanizmasıyla oynuyor. Ya çok salgılatıyor ya reseptörleri bozuyor ve bir anda çok salgınanan serotoin sayesinde inanılmaz bir mutluluk hali hasıl oluyor. Tabi bunun etkisi geçince ayvayı yemiş olan beyin biyokimyası ve reseptörler aynı serotonin seviyesini yakalayamadığından mutsuzluğun dibi görülüp hayat anlamını yitiriyor.
Nasıl bağlayacaksın derseniz kalıbımı basarım aşk denilen olayda da bu sistem geçerlidir. Zaten seksin, sarılmanın filan serotonin seviyesini yükselttiği bir gerçek. Sonuç olarak hastalık gibi, uyuşturucu gibi bir şey bence, düşman başına.
‘çok uzun zaman sonra tamda umudu kesmişken gelen.’ demişim bir gün önce. umudunu sikip atarlar, adına aşk derler. mutlulukla mutsuzluk arasındaki mesafe insanın yaşamdan ölüme geçmesi kadar kısa. tek nefeste kaybedersin umudunu.
aşık olduğunuzu hissederseniz sakın bırakmayın daha sonra gelenler en fazla sevgiye kadar ulaşabilir. aşk; varken her şeysiniz olur yokken umutsuzluğunuz. 2. kez yaşanabileceğine 5 yıldır inanmıyorum hala da inanmıyorum.
Ciddi ciddi ilk hissedildiği zamanlarda karın ağrısı baş dönmesi yapan mutluluk veren duygu. Sonlara doğru bir takım tatsızlıklar... Ben yine de bu entryi okuyan kişiye karşılıklı büyük ve sonu olmayan bir aşk yaşamsı dileklerimi sunarım.
Gustave Flaubert abimiz şöyle bir şey demişti bilinmeyen bir zamanın bilinmeyen bir yerinde:
Merak.Birine karşı,ansızın,merak duymaya başlarsınız, korkunç bir merak.Onu tanımak,onunla doğmak,dünyaya onunla yeniden gelmek tek amacınız haline gelir.
başkaları ile arandaki nüans sandığın o biricik farkı paylaştığın ruhla hissedip, kendine benzer karakteri ile yaşayıp, bir olduğunu duyumsadığın şey aşk. diğer hepsi de değerli ama doludizgin bütünleştiğin aşkın yanında güzel birer merhale , emsalsiz hayat yolunda...
çoğu abazının kullandığı yalan duygulardır. Oysa ki gerçek aşk fedakarlık demektir. Ölümüne sevgi demektir. Sırf onun mutluluğu için sevginden vazgeçmendir. Hatta onun başkasıyla mutlu olmasına bile mutlu olmandır aşk. Gerçek sevgi budur.
Ask bana mantıklı gelmiyor aşkı doruklarda yaşayan biri olarak, saçma buluyorum. bu kadar bağımlı ve çaresiz olmak tuhaf. düşündüm de acaba aşkın kimyasal bir açıklaması olabilir mi? mesela kuduz virüsünün yerleştiği canlı sudan korkuyor. nedeni çok basitmiş kuduz virüsü, su (h2o) ile temas edince ölüyormuş. Bir virüs canlıyı esir alıp zihin kontrolünü sağlayabiliyor demek ki. belki henüz keşfedilmemiş bir virüstür aşk.