Ben seviyorum lan aşkı. Sevdiğim kızı üzmemeyi, baştacım yapmayı, onu anlamayı, kucaklamayı, yokluğunda özlemeyi, süresiz dinlemeyi. Aşık olunca farklı boyuta geçiyorum. Normalde öküz gibiyimdir aşık olunca bambaşka bi adam oluveriyorum.
Bitmeye mahkum olan duygudur. Yerini sevgi alırsa mutluluk kapıdadır. Yok sadece aşkı yaşarım gerisine karışmam dersen acı çekmeye hazırlıklı ol. Çünkü bitişi her iki taraf için de sancılı olmaktadır. Günümüzde ise gerçek aşkın olduğuna da inanmayanlardanım. Sadece kitaplarda ve filmlerde yaşayan bir duygu olduğunu düşünüyorum.
hiç deneyimlemediğim. ayrıca çok abartıldığını düşünüyorum filmler şarkılar hep aşk üzerine biraz değişin arkadaşım sanki aşktan başka bir şey kalmamış gibi.
çok aşık oldum...
hem de çok.
tanıdğım 3 kadının ikisine aşık oldum dostlar. çok sevdim. bunların bir kısmı bilinir bir kısmı bilinmez. kimilerine söyledim istemediler, kimine söylemedim, gizli gizli sevdim, başkalarıyla gittiler.
kimisi güzeldi, kimisi çirkin, kimisi de sıradandı bu kadınların.
siz aşk öyle kendiliğinden ortaya çıkar sanıyorsunuz. birisini görünce sizi yakıp kavurur sanıyorsunuz.
aşk nedir bilir misiniz? aşk insanın gizli saklı bir duygusudur, her insanda olan, ortaya çıkmayı bekleyen bir duygudur.
derinlerde bir yerde saklıdır bu duygu, onu ortaya çıkarmak sizin elinizdedir, onu beslemeniz gerekir, onun besini sevgilidir, güzel çirkin, kim olduğu önemsiz karşı cinstir onun besini.
şunu iyi bilmelisiniz ki, bu duygu siz ona sevgiliyi, onun istediği şekilde gösterirseniz, düşünürseniz büyüyüp kök salacaktır.
bazen hiç farkında olmadan aşık olursunuz ya, işte aslında sizde saklı olan bu duygunun karşılığını sevgili sergilemiştir zaten, bu nedenle bu duygu kendiliğinden kök salmış ve sizi büsbütün yakmaya başlamıştır.
işte böyle bir durumda nasıl aşık olduğunuzu iyice anlayın, bu duygunun büyümesi için gereken sevgilinin nasıl olduğunu anlayın.
bundan sonra bu duygu tekrar gizlenecektir, tıpkı kullanılmayan kasların erimesi gibi, gizlenip bir köşeye çekilecektir. tekrar büyümeyi bekleyecektir.
tanıştığınız kadının çirkin taraflarını göstermeyin ona, istediği şeyleri gösterin, seveceği şeyleri, yine o sevgiliyi gösterin, hiç olmayan birinedir aşk aslında, hiçbir limiti yoktur bu sevginin, o an karşınızdaki kişiye aşık olursunuz ancak, aslında bu duygunun hasretle beklediği kişi hiç olmayan birisidir, işte bu nedenle mecnun leylayı çölde görünce tanıyamamıştır,
insan her şeyi elinde tutamaz hiç bir zaman
Ne gücünü ne güçsüzlüğünü ne de yüreğini
Ve açtım derken kollarını bir haç olur gölgesi
Ve sarıldım derken mutluluğuna parçalar o şeyi
Hayatı garip ve acı dolu bir ayrılıktır her an
Mutlu aşk yoktur
Hayatı Bu silahsız askerlere benzer
Bir başka kader için giyinip kuşanan
Ne yarar var onlara sabah erken kalkmaktan
Onlar ki akşamları aylak kararsız insan
Söyle bunları Hayatım Ve bunca gözyaşı yeter
Mutlu aşk yoktur
Güzel aşkım tatlı aşkım kanayan yaram benim
içimde taşırım seni yaralı bir kuş gibi
Ve onlar bilmeden izler geçiyorken bizleri
Ardımdan tekrarlayıp ördüğüm sözcükleri
Ve hemen can verdiler iri gözlerin için
Mutlu aşk yoktur
Vakit çok geç artık hayatı öğrenmeye
Yüreklerimiz birlikte ağlasın sabaha dek
En küçük şarkı için nice mutsuzluk gerek
Bir ürperişi nice pişmanlıkla ödemek
Nice hıçkırık gerek bir gitar ezgisine
Mutlu aşk yoktur
Bir tek aşk yoktur acıya garketmesin
Bir tek aşk yoktur kalpte açmasın yara
Bir tek aşk yoktur iz bırakmasın insanda
Ve senden daha fazla değil vatan aşkı da
Bir tek aşk yok yaşayan gözyaşı dökmeksizin
Mutlu aşk yoktur ama
Böyledir ikimizin aşkı da
Aşk nedir aşk emektir yeri geldiğinde sevdiceğiniz için meclis tv izlemektir fox haftasonu izlemektir. Onlar kavgalı diye sizin de hulusi akara küsmenizdir. Aşk hayal kurmaktır mutlu olmaktır. Aşk özgür özeldir. Özgür özel aşktır.
böyle bi nesilde çok başka, saçma bir şey. bir de eski aşklara bakın. özenilesi. bu devir için konuşuyorum. saçma duygu. ayrıca:
Flaubert'in aşk tanımı:
Merak. Birine karşı, ansızın merak duymaya başlarsınız, korkunç bir merak. Onu tanımak, onunla doğmak, dünyaya onunla yeniden gelmek tek amacınız haline gelir. Aşka en uzak gelen cümle, senden nefret ediyorum değil, bilmek istemiyorumdur.
Dışarıdan her ilişki mükemmeldir. çünkü hiçbirimiz, ne yaptığımızı bilmediğimizi itiraf edemeyiz. Çocuklar her şeyin dışarıdan kusursuz göründüğü bu aşk dünyasında büyüyünce 18 yıl sonra gençliklerinde ilk kez bir yetişkin olduklarında korkarlar, yine de yetişkin olmak için bazıları yanlış kişiyi (yanlış parçayı) alıp yapbozu tamamlamaya çalışırken uymadıklarını kabul etmez.
'Bu parçalar çıksın, bu hobi, bu fikir gereksiz, annem mi? Memeli kaltak! Bana artık ne faydası var?'
Bu kişiyi hayatımıza zorla sokarız çünkü elimizin boş kalmasından iyidir. Beş yıl sonra, tanımadığın bu yapboza bakıp dersin ki
bu sürtüğün burada ne işi var?
Belki mükemmel insanı bulursun. Tanışırsınız, çıkarsınız. seni güldürür, onu güldürürsün. Elbet gülüşüne bayılırsın. Aynı şeyleri seversiniz, tuhaflıklardan hoşlanır. Harikadır. Seni tamamlar!
3 ay boyunca. Her ilişki üç ay boyunca mükemmeldir. Sebebi de şu: 3 ay sonra anlarsın ki, kimse bir yapboz parçası değildir. Dünyadaki herkes, sizin kadar derin ve karmaşık bir bireydir. Yani o da hayatının son 20 yılını, kendi yapbozuyla geçirmiştir. Tıpkı senin gibi. Yapbozuna uyması için aniden elde ettiği her şeyden vazgeçmesini bekleyemezsiniz. Tıpkı, onunkine uyman için her şeyden vazgeçmeni istese sinirleneceğin gibi. Ama şimdi, birbirinizi sevdiğiniz ve ilgi duyduğunuz için, birlikte yapboz yaparsınız. Hepimiz bunun sinir bozucu olduğunu biliyoruz. Ama yaparsın çünkü aşıksındır ve ilgi duyarsın. Belki birkaç yıl harika geçer, 'sen bu parçamı seviyorsun, ben senin bu parçanı.' aynı şeyi seviyoruz, evet!
Ama zaman eşittir başarı demek değildir. Biriyle beş yıldan fazla süre geçirip tüm eğlencenin ardından, yapboza baktığında farklı resimler için çalıştığınız görebilirsiniz. Farklı şeyler istediğinizi anlarsınız. Ve o anda kendine sorman gereken çok zor bir soru vardır.
1) Hayatımın son beş yılını boşa harcadığımı itiraf edebilecek miyim?
2) Hayatımın geri kalanını boşa harcayacak mıyım?
Evliliklerin yüzde 55'i boşanma ile sona eriyor. 30 yaşından önce başlayan ilişkilerde yüzde 80'i bulabiliyor. Bunlar ameliyat istatistiği olsa kimse bu riske girmezdi. Ama bu aşk ve ahmakça, bu yüzden ameliyat masasına yatıp, 'belki bu kez için için ölmem' deriz.
Benim kuşağım, yaşamlarının sonraki aşamasına geçmeye o kadar takmış ki, şu anki hayatlarından vazgeçmeye razılar. Romantizm fikrini romantikleştirdik ve bir kansere dönüştü. insanlar, aşkın kendisine; beraber oldukları kişiden daha aşıklar.
Aşkı bulmak imkansızdır, demiyorum. tek söylediğim istatistiksel olarak bulamadığımız.
Kimilerine göre "cinsel sevgi", kimilerine göre en yoğun duygu durumu. Ben yine marks'a katılıyorum: "modern zamanlarda aşk da diğer metalar gibi alınıp satılabilen bir formdadır" ve aşk'ın onurunu işçi sınıfının devrimi kurtaracaktır. Gerçek aşk sosyalist toplumda yaşanabilir. Yaşasın özgür aşk!
lazımsın. sesin kulağımda, kokun burnumda. uzaksın ama görüyorum. görüyorum da dokunamıyorum. neymiş? istemezmiş. artık sevmiyormuş. eskisi gibi değilmiş. dedim herhalde delirmiş. hayır, öyle değilmiş.
neymiş? aklıselim her mahluk tadacakmış ölümü. lüzumsuz ise gömünüz, bastırmakla olmaz öyle. hep mi yüksekti bu dağlar? yoksa ben mi dipteyim? soru basit ama cevap değil.
gerek var mı? niye, neden, nasıl. bir boşluk ki her dala tutunduğum da iç çekerek 'en azından daha da düşebilirdin, düşmedin' dedirtir. delirtir en nihayetinde. kök salmış demek, o yüzden hepsi aynı yolda kesişir.
kaktüs mü sevilecek? ilkbaharın en güzellerini yaşadığım mevsimde. ne bileyim? belki insan istiyor ki canım yansın. dinç tutar. sıfırlanan özgüvenle birlikte vites boşta yokuş aşağı yardırırken, o sesin rüya olduğuna inandıramazlar.
kim onlar? belki en ucunda köprünün, tam geçilirken köprü, tam bitti derken tüm hengame; o da nesi? neymiş efendim gök görültüsüymüş, yağmurlarmış, depremlermiş. en büyük artçıyı insana insandan başkası mı yaşatacaktı? ne derece ufakken, nedir bu büyüklük taslamalar? derdim sevmekle dedi, bahçıvan. neymiş? kaktüs mü sevilecekmiş? su verirsin istemez, seveyim dersin dokundurtmaz. iyi bari aynı havayı solumakmış tek teselli.
o da mı satılacak? taksit taksit sevebilecek miyim? mümkün mü? 12 aya eşit dağıtsak. bir anda yüklenmesem. ne bileyim sonra işler karışıyor. olmaz demiş. yokmuş öyle bir izahı sevmemin. peki.
en yüksekten bakarken şehre, karınca kadar insanların üstüne basacak kocaman ayaklı bir hipopotam hayal et. ama kimsenin üstüne basmasın. korksunlar. yaşamanın tesadüf olduğunu anlayan tüm canlılar sonrasında birbirine sarılsın. öpüşsün. konuşsun. sorunları değil, çözümleri. olayları değil, hedefleri. geçmişi değil, geleceği. kabusu değil rüyayı.
neyse demiş o da dönmüş 'ayak basmadık yer bırakmayacağım.'
sevgi ile saygı el ele gezerken; aşk kafa göz tekme takılırmış. çünkü anlamsız duygusal patlamalarda insan her defasında bu ben miydim? der durur. bu kadar mı küçüldüm? bu kadar mı görmedim? bu kadar mı aptalım? bu kadar mı ahmaklık ettim? demiş. hiç
fil olsun. ya da yarı çıplak bir deli. hiçbir şekilde anlaşılmayan bir şey. sen oldun, biraz ben. biraz biz. ikimiz olduk ama ikimiz ölmedik. ayrı zamanlarda ölen iki insan olarak ölümleri yarıştırmak, ne acayip bir densizlik. öldüm öldüm dirildim demiş ama yine olsa yine koşardım, yine coşardım.
çocuk sen hasta mısın? evet demiş. sorunlarınızı başka kulaklara anlatıp başka omuzlarda ağlarken sizler ve bizler, aynı güneşi izledik en nihayetinde. saçın başın dağılır diye yüzüne bakmadığın rüzgardı benim tesellim.
Mevlana'ya göre dert, insanın mevcut duruma boyun eğmemesi ve var olan imkanlardan yararlanarak içinde bulunduğu konumu aşarak daha öteye gitmesi ve dünyaya hakim olan meselelere ve durumlara karşı tavır sergilemesine vesile olur. Acı, insan kişiliğini ve düşüncesini yeniden inşa etmesine zemin hazırlayan bir olaydır ve yaşamında aktif ve canlı olmasına vesile olur. ister adını aşk koyarsın, istersen ölüm.