daha lisedeyken sınıf arkadaşlarımın ve buna benim yapmış olduklarımın da dahil olduğu bütün teklifler reddeliyorken farketmemi sağlayan bir takım gerçeklerle yüzleşmek zorunda kaldığımı hatırlıyorum. geçmişe saplantılı biri olduğumdan değil ama, aşkın ne kadar kendiyle çelişen bir yanılgı olduğu o günlerde farketmiştim zaten. kalbini pır pır ettirecek ve ancak sana özel olduğu düşünülen hislerin tek bir adı vardı aslında: boylu poslu, yakışıklı, zengin, zeki, sevimli ve eğlenceli... iyi niyetli ve ahlaklı olmasına bile gerek yoktu bazen, üstelik her iki cins içinde geçerliydi bu. ve ben aşka o zamandan beri saygı duymadığımı fark ettim; fakat mesele ben değildim, hiçbir zamanda olmadım zaten.
neslini devam ettirmeye çalışan bedenimizin uygun bir eş bulduğunda yaşadığı bağlılık ve bağımlılık durumu. hatta kendi yüklediğimiz insani anlamlarla birlikte gereksiz yere birilerine kafayı takmamıza bile sebep olabilir.
Sana son nasihatim: Senin için güzel, derin ve zevk verici bir şey olduğu, sana bir şeyler ilave ettiği müddetçe alabildiğine âşık ol! Hiç kimseyi dinleme, hiçbir akıllıca fikre kulak asma, kendini aşka tamamen ver. Fakat âşıklık sana üzüntü vermeye, seni şevkli çalıştırmaktan uzaklaştırmaya, hayatı sana manasız göstermeye başlarsa derhal vazgeç
aklı tatile çıkaran, hayallerde yaşatan ama gerçekten bir o kadar uzak olan bir malımsı his. uzak durmakta fayda var. kalbinizi koruyun, deneyin oluyor.
ikimizde bilemedik kıymetiniii aşk seni de beni de terk ediiiyoooor!! üzgünüm öpemedim elleriniiiii sıkıca tutun yüreğim gidiyoooorrr! acıması insafı yok kaderin aşkı oyuncak zannediyor!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!