uzun bir aradan sonra üniversitede tekrar başıma gelen ve bunalımlara sokan şey, cesart edip konuştum benim konuşmamı bekliyormuş galiba.. okulda her gördüğünde selam vermeye başladı ve ben gidip yanına konuşamadım... 3-5 gün öncesine kadar sabahları yüzümü güldürürken birden bir şey oldu ve artık selam vermiyor. Begendiğim Beye burdan selam..
Aşk fedakarlıktır. Seninle mutlu olmadığını anladığında kırgın olmana rağmen geri çekilmektir.
Değişmesini, tercih değiştirmesini talep etmemektir. Sırf o mutlu olsun diye için kanaya kanaya ondan uzak durmaktır.
Aşk acı çekmektir.
yerine göre peşinde koşulası, yerine göre uzak durulasıdır.
kiminin hayatını felç ederken, kiminin sanatına kavis verir.
ya zehirli oktur ya da kamçı. olmazı, olur yapma çabasıdır...
Onun yanındayken çevre etmeninin yok olması. Buluşmadan bir gün önce giyecekleri hazırlamaktır. O yanınızdaykenki mutluluk kelimelerle anlatılmazki birde aşık olduğunuz insanla evlenmek , beraber uyumak dünyanın 7 harikasından biridir.
Yunanlısına 'Eros', Romalısına 'Amor' dediler. ikisini de Tanrı yaptılar aşkın başına. Tanrı olmak basitti de hiç gerçek olmadılar. Masal olmak çok koydu gerçek olmayan Tanrı kırıntılarına. Gün bitti, değişti zaman. Ne Roma kaldı geriye ne eski Yunan. Eros' tan biblo yaptılar, Amor' dan parfüm. Tanrılıklarını satıp ekmeklerini kazandılar.
Aşk ateistti, çok geç anladılar...
insan gerçekten karşısındakine mi aşık olur. Yoksa zihninde yarattığı karışındakine mi?
Belki de zihnindeki kişi ile karşısındakinin uyuşmadığını fark etmesi yaklaşık 2 sene sürüyordur. Buda aşkın ömrünü betimlemiş oluyor.
Veya o kişiye ulaşamadığında imkansızlaştığında zihnindeki kişiyi elde edemediği için olay kara sevdaya dönüyordur, unutulmaz aşk oluyordur. Leyla ile mecnun misali efsaneleşiyordur. Peki ona ulaşmış olsaydı ne olurdu. 2 sene sonra bitermiydi aşkı. Farkına varırmıydı zihnindeki ile karşısındakinin farklı kişiler olduğunu.
Bugün bir mektup yazdım sana
Kelimeler üzerime yıkılırcasına – bir deprem gibi –
Soğuğunu hissettim ölümün
Halbuki bir umut gibi bekliyordum günbegün
Kıyasıya bir kavganın ortasında
Bir bedenden başka bir bedene geçerken
Ya da uçurumun kenarında Tanrı’ya isyan ederken
Hep sen geliyordun aklıma
Sana bugün bir mektup yazdım
Adres satırlarına “Sokak Kadınlarına” diye yazıp postaladığım!
Aşk ile başlayıp yarım yamalak,
Anlamsız kelime yığıntıları birikmiş,
Birkaç biranın da etkisiyle zırvaladığım,
Çalakalem bir mektuptu bu!
Sarı bir sonbahardı bu mektup.
Âşıklar bilir; “ Ne zamanki sonbahar düşse kentin çehresine, vakit ayrılıktır.”
Halbuki romantizmdir yağmurun altında ıslanmak!
Yaprağın düşüşüne inat resmedilir, onca açık sarının ve yeşilin tonları…
Yağlı boya bir tablo gibidir Sonbahar
Ve ayrılığı değil, aşkı temsil etmelidir inadına!
Yirmiden sonra saymadığın bir yaştayım şimdi.
Bilmediğimden değil
istemediğimden saymadığım.
Kahpe bir aşkın uğruna harcadığım ömrümün
Gururlu yenilgisiyle yaşıyorum diye devam ettiğim bir mektup.
Gözlerimde umudun pırıltısı,
Gözlerimde aşkın buğusu
Biliyor musun? “Ben hala seni seviyorum.”
Ne kadar da saçma hâlbuki
Siyah çarşafların üzerinde
Beyaz insan artıklarının(!) dolaştığı bir yatakta yakalamıştım seni
O haldeyken sana âşık
O haldeyken sana tutkun!
Sokaklarda haybeye aşındırırken kaldırım taşlarını
Nereden bulduysam bir kâğıt parçası
Bir aşk parçası
Bir umut parçası
Tek bir cümle yıpranmamıştı,
Onca ayak eziğine
Onca rüzgâr savruğuna
Onca yağmur damlasına
“Seni Seviyorum” diyordu sahibine.
işte o zaman toparladım kendimi
Ve bir mektup yazdım sana.
Aşk ile başlayıp yarım yamalak,
Anlamsız kelime yığıntıları birikmiş,
Birkaç biranın da etkisiyle zırvaladığım,
Çalakalem bir mektuptu bu!
Yusuf Sezgin AYBEY/ Bugün Bir Mektup Yazdım Sana
--spoiler--