adamın anasını ağlatır. ne aşkıymış be; birisi daha çok aşıktır, diğeri daha az. bak işte orda durum şu olur. az aşık olan, çok olanın ömrünü yer bitirir. geriye de delirmiş kadınlar, sinir hastası olmuş erkekler bırakır.
aşk mı? uzak durun derim ben, bir uzman olarak. ama zaten, aşktan kaçamaz ki insan, aşkı güzel kılan da budur zaten.
o varken o boşlukta uçuyor/ yüzüyor hissedersiniz ya hani.karnınızda başlayıp dudaklarınızda biten, yoğunluğu havadan büyük olan boşluktan bahsediyorum. ve hatta kalbinizle eş zamanlı olarak kasılıp gevşeyen o boşluk.
o yokken hayatınızı doldurduğunu anladığınız boşluk. gittiğinde doldurulamayacak bir hiçlik yaratan o boşluk..
bulunduktan sonra, bulan kişinin kanının son damlasına kadar savaşması gereken en yüce duygudur. şartlar her ne kadar zor olursa olsun... fekat inanılmaz bir güç gerektirir,allah yardım etsindir.
aşk, insanı hazırken bulmuyor hiç. onun için süslenmişken, gözümüz saatteyken çıkmıyor karşımıza. illa sürprizli olacak. beklenmedik bir anda, hayatımızın kırılgan bir geçitinde belirecek. zırhımızı çıkarmışken, siperimizden çıkmışken saldıracak. afallayıp şaşkın ördeklere dönmemiz lazım ki aşk, aşka benzesin...
Limbik sistem (bilinç altı) nedenini bile bilmediğimiz zevkler, beğeniler, korkular gibi bireysel seçimlerimizin temel sebebidir. Limbik sistemi en çabuk uyaran, koku duyusudur ve "gönül bu ota da konar ... da" cümlesinin temel sebebidir. Hiç nedenini bilmeden, bilincimizde yarattığımız kalıba hiç uymadığı halde birine aşık olabiliriz (özellikle subkortikal durumlarda, yani sarhoşken...). Bunun sebebi günümüzde, feromonların limbik sistemi etkilemesi ve neticede anormal bir üreme isteği duyulması ve bunun hipotalamusa iletilmesi sonucunda sempatik deşarj (aşk!?) olarak tanımlanmakta.
Ancak eğer frontal kortekseki yargılarımıza da uymuyorsa aşk ölmeye mahkumdur çünkü bilindiği gibi reseptörlerde zamanla algıya duyarsızlık gelişir (yaklaşık 3 ay-3 yıl) ve artık yürek çarpıntıları (sempatik deşarj) olmaz... Belki de bu aşktır veya ihtiras ama frontal korteks de istiyorsa sürer (belki !!??) ve frontal korteks (ayıksak tabii) bazen sempatik deşarj falan dinlemez ve aşk doğmadan ölür!!!
Tam tersi karşımıza çıkan kişi frontal korteksimizin tam istediği kişidir ama bir türlü beklenen olmaz, bu kez limbik sistem istememiştir, belki çok iyi arkadaş ya da dost olunur; buna günümüzün moda deyimiyle ten uyumumuz yok, yüreğim çarpmıyor diyorlar. *
aşktan mı bahsediyoruz azizim? benim de söyleyecek iki çift lafım olacak bu konu hakkında.
aşk nedir? aşk paradır.
aşk nedir? aşk sana siktiri basan kişiye duyduğun hazdır.
aşk nedir? am, göt, meme ve çüktür.
aşk nedir? zeka seviyesi kendininkinden daha yüksek birine duyulan hayranlıktır.
aşk nedir? iki kıytırık kimyasal tepkimedir.
aşk nedir? şizofreniye kanat çırpmaktır.
tüm bunların yanında; planet earth denen sikimsonik gezegende gerçek aşk deyu betimlenen über bir duygu varsa, ta götüne koyayım.
aşk, şafak saymaktır. dönüşünü beklemektir, her gece ona cevaplanmayan mektuplar yazmak ama ertesi gün göndermemek ve biriktirmektir. kısacası aşk beklemektir.