sonunuzu önceden bilirsiniz, bunu düşünmek bile acı verir size. ama ayrılık günü gelip çattığında beyninizde defalarca canlandırdığınız sahneye alışkın olduğunuzdan çok da koymaz size. senaryosunu sizin yazdığınız bir dramın son perdesidir bu, suflesiz oynarsınız ezberden.
bayan boy ortalaması 1.65 olan bir ülkede 1.70lik boyunla gidip 1.76lık voleybolcu bi hatuna aşık oluyosan burda aşık olunmaması gereken bir durum var demektir. zaten 2gramlık kendine güvenin vardır onu da kaybedersin. en büyük yapacağın hata da hoşlandığını en baştan söylemektir. tanışmadan bile önce. öküzlüğün daniskasıdır ama yaparsın. bi de kız sana zaman verir 3ay peşinden koşarsın, 3ay sonra denedim ama senle olmıycak gibi der g.t gibi kalırsın. ama gene de ona kızamazsın. o senin için en yukardadır. çünkü dünyada en büyük sevgi seni sevmeyene duyulur. gurur yaparsın bi daha arayıp soramazsın. sonra artık kaç ayın kaç senen onu unutmakla geçer bilinmez kıvranır durursun. kağıtlara dökersin acını * bi daha bi daha okursun, ona da okutmak istersin, gönderiyim dersin, ya denesen de fayda etmiyeceğini anlar ya da yine gururuna yenik düşüp vazgeçersin. başkasını sevsen sevemezsin, ondan geçsen geçemezsin, boktan bi durum. dua et de küçük bi yerde olup onu sürekli görmeyesin. selam versen veremezsin, yüzüne bakmadan geçsen geçemezsin. dünyanın en uzun yolu kalple beyin arasında olup az önce dediğim gibi dünyada duyulan en büyük sevgi de seni sevmeyene olunca böyle platonik saplantılar kaçınılmaz olur. fakat -allah korusun- evlat acısı gibi koyan böyle bi acıdan sonra kalbine de aklına da söz geçirmeyi öğretiyosun. bi daha gerekirse uzanamıyacağın ciğere mundar deyip öylesine hiç bulaşmıyosun. ama yine de arkana bakıp yaşadıklarına lanet etmiyosun. biraz polyanacılık da olsa iyi ki denemişim yaşantıdır, tecrübedir sonuçta diyosun.
aşk denetlenebilecek bir şey değildir ki aşık olunmaması gereken birine karşı koyulsun hisler. zor durumdur, çok zordur.
insan kendi hayal dünyasında olmaması gereken insanı düşlerken diğer taraftan gerçeklerin arasında sıkışır kalır. onu unutmaya çalışmak hayallerden vazgeçmek kadar zor gelir. durmadan başa dönen bir süreçtir bu, yılınmaz kimi zaman;varolabilecek bir son düşünmeden sevmeye devam edilir, fakat o 'olmaması gereken insan' düşüncesi bırakmaz yakayı bir türlü.
sonu çoğu zaman hüzünlüdür bu yüzden...
karadelik gibi bir şeyin içine sürüklenmektir. elde değildir ama bu makus kaderi değiştirmek için de bir şey yapmazsınız. mazoşist eğilimli kişilerde daha sık rastlanır.
eger ki, siz 22 - 23 yaslarindaysaniz, karsinizdaki hatun kisisi de evlenme cagina gelmis, basindan "yuzuk takip da, annelere tanitilma, hatta cok cok samimi olma" durumlari gecip de, istenme olayindan donmus, yasi 25 e dayanan bir kisiyse, cok daha kotudur, gecelerinizi torbaya sokarsiniz onun icin, dusunun ki ogrencisiniz bir bakima onu daha fazla gormemek icin, bahane olarak erasmus denen b.ka sarilirsiniz, taa hamburg lara, almanya lara ne b.k aramaya gittigini bilmeden atarsiniz kendinizi; ama hala aklinizdadir, oradan buradan fotograflarini araklayip, "ne de guzelsin yareppim" diye ic gecirirsiniz, kisacasi kiendi kendinizi yersiniz; karsinizdaki insanin hic olayda parmagi olmasa da, olan size olur. care ise sezen aksu dur; once bir bardak ilik su icilir, ardindan da, durumun vehametine cuk oturan sarkimiz acilir;
"aşık olunmaması gereken biri" diye bir şey yok. yaş, maş fark etmez; herkese aşık olabilirsiniz. klişe: "gönül ferman dinlemez!"
"beraber olunmaması gereken biri" olabilir. büyüktür, evlidir, evlenmek istemektedir vs. bu durumda ortaya aklınızı koyabilir ve geri durabilirsiniz. geri durmalısınız.
asıl garabet beraber olunmaması gereken birine aşık olmakta ve karşılık bulmakta. garabet deyince kötülemiyorum, adı üstünde: garabet diyorum. bu durumda ne yapacağınız bence kendinize güveninizle alakalı. aşkınız uğruna nerelere gidebilir, hangi tabuları yıkabilir, sevgilinizin akşam evinde başka biriyle uyumasını, ya da bir süre sonra evlenmek üzere sizden ayrılmak zorunda kalmasını göze alabilir misiniz, bunlara iyi bir bakmanız lazım. burada sağlam bir çatışma içine girdiğinizi (mantık-kalp) ve genel itibariyle görünürde olmasa da hayatınızda yapmanız gereken diğer şeyleri riske attığınızı hatırlatayım.
cinsel hayatınız böyle bir çatışmada en iyi ağrı kesiciniz yani ilacınız olacaktır. ilacınız da ne kadar sağlamsa o kadar az acı hissedersiniz. bu da bir kenarda dursun.
akıl ve kalbin birbirinden bağımsız olduklarını kanıtlar cinsten bir olaydır. aşık olduğunuz kişiyi bilirsiniz, ya sizin için imkansızdır ya da samimi bir dost olarak orda bir yerlerde durmaktadır. ama kalp tek başına hoyratça devam eder. ne mantığı dinler ne de kendini. artık kalbi dize getirmek için kafa yormaya başlarsınız, işe de yarar belki. ***
aşık olduğunuz insanın sizinle olması mümkün diildir. hayatı bambaşkadır. sizden büyüktür. konumu sizinle olmaya uygun diildir.siz sadece öğrencisinizdir. 20 yaşında bile olsanız. hem belki onun sevgilisi bile vardır. hem belki sizden hoşlanmamıştır. o size karşı kibar olmaya çalışır ama sizi mutlu etmez bu kibarlık. size iyi davranır, bu sefer umutlanıp tekrar üzülürsünüz.yine de kalbinizde ilerde evlenip barklansanız bile çıkmayacak kadar derin bi iz bırakır. bi keresinde dışarda karşılaştığınızda nası da sizi yanağınızdan öptüğünü ömür boyu hatırlarsınız ve bu tek hatırayla mutlu olmaya çalışıp hayatınıza devam edersiniz, bir şekilde..