çok çok başarılı bir danny boyle filmi. tek mekan filmi hem yönetmen hem de oyuncu için zor bir türdür, sahnelerin birbirini tekrar etmemesini sağlamak, seyirciyi sıkmamak meziyet gerektirir. bu sebeple filmin süresi de ortalamanın altındadır. ama her yönüyle başarılı bir filmdir, senaryonun gerçek bir olaydan alınması da filmi çekici hale getiren başka bir unsurdur.
çok başarılı bir film oscar'dan boş dönmesini hiç istemiyorum. james franco filmdeki çaresizliği, pişmanlığı çok güzel oynamış. filmde biraz into the wild havası sezdim asi bir genç var ailesinin dediklerini pek takmıyor ama into the wild'dan farkı kamera kullanıyor teknolojiye henüz küsmemiş. filmde into the wild'daki gibi herhangi bir toplum eleştiriside yoktu zaten sadece o doğa havası biraz andırıyor. filmde en çok etkilendiğim sahne aron'ın hayal gördüğü sahnelerdir o kadar deli başına buyruk bir insanın bile çaresiz bir duruma düşebileceğini hatırlatıyor. kamera'da kızların bikinili görüntülerini görüp içinden geçenleri yapıcakken sonradan ''don't do that'' deme kısmıda güldürdü. ve son olarak benim filmden aldığım çıkarım ailenize haber vererek delilik yapın ya da koy kıçını kanepeye tv izle bazen daha sağlıklı oluyor en azından kol gitmez.
6 dalda oscar'a aday olmuş çok başarılı bir film.en iyi müzik dalında zaten rakip tanımaz,alır götürür.hele hele son sahnede çalınan parça o kadar güzeldir ki kan dolaşımınız hızlanır, bi hareketlilik falan gelir hissedersiniz iliklerinize kadar o anı.
--spoiler--
kamerayı kayda alıp kendine moral vermeye çalışırken good morniiiing everyonee diye söze girdiği sahne ve akabinde yaşadığı çaresizlik,umutsuzluk kesinlikle izlenmeye değer.bu performansından dolayı james franco'ya en iyi aktör ödülü bal kaymak olur.
--spoiler--
gerici ve bi'o kadar da güzel film. teknik olarak zaten danny boyle döktürmüş. soundtrack'ler desen şahane. yalnız bu filmin tek şanssız tarafı, buried'den sonra vizyona girmesidir. zira ikiside tek mekan tek kişi konseptli filmdir.
bu yüzden o yalnızlık hissini, kapana kısılmışlık duygusunu yarıya indiriyor. en azından buried'ı izlemişler için.
--spoiler--
filmin ilk başında açık bırakılan musluktan damlayan su, filmin sonuna doğru bende şelale etkisi bırakmıştır.
--spoiler--
film sırasında kalp krizi geçirmediğim için kendimi, kusmama engel olabildiğim için de önümde ve sağımda-solumda oturan insanları şanslı saymama sebebiyet veren film. başarılı mı, evet. amma, lakin ki, "ay ben kan göremaaaam" diyenlerin kesinlikle gitmemesini şiddetle tavsiye ediyorum. hiç gerek yok, oturun oturduğunuz yerde. öh be aklıma geldikçe hala fena oluyorum ne zayıf bünyem varmış.
filmin başındaki müzik çok güzeldir. "there must be some fucking chemical..." diye başlayan sözleri vardı sanırsam. birkaç gün dilime dolanmış ve tekrardan cd'yi takıp o kısmı dinlememe sebebiyet vermiştir.
--spoiler--
bu arada film başarılı, o göt kadar yerde geçen 127 saati beni sıkmadan nasıl anlatacaklar diye düşünmüştüm ama allahtan flaşbakınan kotarılmış. flashbacklerin tadında bırakılması da iyi gerçi, zira azı karar fazlası zarar.
--spoiler--
danny boyle yönetmiş, james franco oynamış. danny boyle sıkmadan, derdini güzel güzel anlatmış. mesele; filmin baş karakteri aron ın 5 gün süresince bir kanyonda sıkışıp kalması. filmde aron, kolunu kesip kurtuluna kadar geçen 5 gün süresince geçmişine gidiyor ve yalnızlığının nedenlerini sorguluyor. cevabını da buluyor aslında, tamamen kendi seçimleri. yani, kafasına buyruk hayat tarzı onu en son tutup bir kanyonun içine sıkıştırıp bırakıyor. social network, yeni dünyanın genç erkeklerinin başlıca dertlerinden bahsederken, 127 hours, çok daha özel bir konuya eğiliyor. demek istediğim odur ki, social network daha genel bir mevzuyla boğuşurken, 127 hours çok daha özel bir konuyu anlatıyor. bana sorarsanız, social network işlediği konuyu, çok daha güzel anlatıyor ve neticelendiriyor. çok daha kişisel bir konuyu anlatan 127 hours ise biraz havada kalıyor. demek istediğini anlıyoruz ama azıcık yüzeysel mi oluyor ne. social network ile 127 hours u karşılaştırdım çünkü ikisi en iyi film dalında ve en iyi yönetmen dalında oscar a adaylar. nacizane fikrim, social network ve david fincher in ödülü daha çok hak eden taraf olduğudur. 127 hours ile ilgili son sözlerim de şunlardır; 127 hours sıkıcı olabilecek bir konuyu sıkmadan ama biraz içi boş bir şekilde anlatıyor. iyi film ama belki de seçilen konunun anlatımının sınırlılığının kurbanı oluyor.