ülkücüler

entry1357 galeri186
    319.
  1. emperyalist internet sitesi kavramını ortaya koymuş süper zekalar. solculara özeniyosunuz bari doğru özenin. burjuva medya demek gerekir, doğrusu budur.
    bu haber ise burjuva medyaya değil direk kızın açıklamalarına dayanır:

    http://www.radikal.com.tr...=923273&CategoryID=77

    (dikkat edilirse haber kızın açıklamalarından oluşmuştur)
    1 ...
  2. 320.
  3. dincisini, dhkp c lisini, liberalini, okulu korkudan altına sıçarak bitiren ergenini, pkklısını aynı safa dizebilen dava adamları.

    bu bile büyüklüğünün kanıtıdır.

    dtp, apo vs. hakkında tek satır karalayamayan pezolar, konu mhp ve ülkücüler olunca salyalar saçarak saldırıyorlar.

    (bkz: it ürür kervan yürür)
    6 ...
  4. 321.
  5. lisede reis olanının şimdilerde odtü'de sesini çıkaramadığına bizzat şahit olunmuştur. korkudan altına ederek okulu bitirebilmesi devrimciler için sorun değildir. çünkü devrimciler siyaseti bir korku unsuru olarak görmez ve bunu kendi öz güvensizlikleri için kullanmaz.
    2 ...
  6. 322.
  7. O değil de ülkücü derken üçyüzotuzüç demiş kadar oluyoruz. deneyin görün.
    3 ...
  8. 323.
  9. hakkında ilköğretim seviyesinde espriler döndürülen adamlar.

    komik hikaye istiyorsan; mahallenin sütçüsünün anılarını dinle.
    3 ...
  10. 324.
  11. ülkücüler, binlerce yıllık mirası yüreklerde yaşayan, yaşatan, Ülkesi ve Milleti için korkmadan öne atılan, Ata yadigarı bu toprakları sonsuza kadar yaşatmayı ülkü edinen Türklük gurur ve şuurunu, islam ahlak ve faziletini benimsemiş Türkiye'nin en büyük sivil, organize siyasi oluşumudur.
    Ülkücülük düşüncesi ; Türk milletinin muhtaç olduğu kudretin, damarlarındaki asil kanda olduğunu hatırlatan bir siyasi harekettir. Ülkücülük, Milliyetçi Hareket Partisi'nde olur. Milliyetçi Hareket'in kurucusu, önderi, Başbuğ'u Alparslan Türkeş böyle diyordu.O Türkeş ki; tam bir gençlik lideriydi. Gençliği içine düştüğü elim durumdan kurturmayı, kurtuluşu Moskova 'da, Pekin'de veya başka yabancı Başkent'lerde değil, Türk Milleti'nin ruhunda aramayı uygun görüyordu. Gençliğe Yesevilik, Alperenlik ruhu anlatılmalı, 9 ışık prensipleri doğrultusunda yepyeni bir Türkiye ve Türk Dünyası vizyonu yaratılmalıydı. Ülkücü Hareket, ''Tanrı Dağı kadar Türk Hira Dağı kadar Müslüman ''olanların, Orta Asya ve Balkanlar'da Komünizm zulmü içinde inleyen soydaşlarımızı bu vahim durumdan kurtarmayı ülkü edinen gençlerin davasıydı. Onlar, yapılamayanları yapmak için yola düşmüşlerdi. Bu yol zorlu, çetin ve tuzaklarla doluydu. Ülkenin içine düştüğü durum oldukça kötüydü. Gençler, 1968 yılıyla birlikte sol franksiyonların etkisine girmiş, Üniversiteler birer cephane yuvası haline gelmiş, Komünist devrim için üss olmuştu. Bu sol grupların bu silahları , yuvalarından çıkarıp ellerine almasıda çok gecikmedi. Ve ilk kan, akıtılıyordu. 4 Ocak 1968 günü, Ülkücü Hareket ilk şehidini veriyordu. Ankara Üniversitesi ilahiyat Fakültesi öğrencisi Ruhi Kılıçkıran iftarını açtığı sırada Komünist kurşunlarına hedef oluyor ve şehadet mertebesine ulaşan ilk ülkücü oluyordu. Ruhi Kılıçkıran ilk idi, ama son olmadı.21 Mart 1970 de Süleyman Özmen, 8 Haziran 1970 de Yusuf imamoğlu ve 23 Kasım 1970 de de Ertuğrul Dursun Önkuzu şehadet şerbetini içerek, kanla sulanan bu aziz topraklara , şehadetle giren birer vatan evladı olarak şanlı adlarını yazdırıyorlardı. Bitmedi,bitmeyecekdi,bu kızıl oyunun,sonu gelmeyecekti. Sözde ABD emperyalizmine düşman, ama Sovyet- Rus emperyalizminin piyonları, borazanları, beşinci kolları kızıl zülmü bu topraklarda sürdürmeye kararlıydı. Her yerde Lenin'in, Stalin'in ve Mao 'nun kan kokan resimleri vardı. Üniversitelere, ülkücü gençler giremiyordu. Üniversitelere ülkücü gençleri sokmayan gruplar, tam 49 franksiyona bölünmüş, hepsi ayrı koldan ülkücü gençlere saldırıyorlardı.Kimi gruplar Moskova yanlısı bir Marksist-Leninist örgütlenmeyi benimserken, kimi gruplar da Mao'cu Pekin yanlısı bir silahlı mücadele prensibini benimsemiş dört bir koldan tek bilek, tek vücut olan ülkücülere kan kusmayı görev bellemişlerdi. Ecdad ruhu rahat değildi, bu kızıl oyuna artık yeter diyenlerin tek umudu, yine ülkücüler ve MHP oluyordu. Başbuğ Türkeş ve bir avuç ülkücü, son nefer, son nefes ve son damla kana kadar mücadele etmeyi,ölsekde yenilmeyelim düsturuyla, son ana kadar mücadele bilinciyle hareket ediyorlardı. Bu dönemde MHP 'li bir çok Gazeteci, Bakan, Milletvekili il, ilçe ve Belediye Başkanı saldırıya uğruyordu. Recep Haşatlı, Hikmet Tekin, Ali Rıza Altınok ve ailesi ,ilhan Darendilioğlu ve tabii ki Gün Sazak bunların en bilinenleriydi. Ülkücü Hareket, 12 Eylül 1980 yılına kadar 5000 e yakın şehit verdi. 12 Eylül'le birlikte,ülkücüler için yine zorlu günler başlıyordu. Zaten ülkücülük demek aynı zamanda zorluk, çile ve dert demekti .Ülkücülerin dertleri,çilesi hiç bitmedi.Sürekli birileri tarafından hor görüldü sevdaları, ülküleri , gelecek ümitleri...
    Ülkücü Hareket'in banisi Başbuğ Türkeş, 4 Nisan 1997 günü ebedi aleme göç etti.Arkasından milyonlar, ''Başbuğlar Ölmez''diye yürürken o, bu gençlere iki emanet bırakıyordu. Milliyetçi Hareket Partisi ve Ülkü Ocakları... Bu kutlu hareket üzerine oynanan oyunlar hiç bir zaman bitmedi, bitmeyecekde. Çünkü Ülkücü Hareket bazı ihanet odaklarının karşısında geçmişte olduğu gibi bugün de bir kale vazifesi görüyor. MHP ve Ülkücü Hareket Türk milletinin son kalesinde dalgalanan Üç Hilal dir. Devlet Bahçeli 'nin, asrı Türk asrı yapma ülküsüyle yola devam eden ülkücü gençler, bu en önemli zamanlarını ülkelerine ve ülkülerine adayarak zaten bu Millete en büyük hizmeti fazlasıyla yapmaktadırlar. Ne mutlu ki onlara.
    Ne Mutlu Türküm Diyene !...
    6 ...
  12. 325.
  13. 2000'li yılların başında bursa'da küpe taktığı için bir liseli çocuğu döve döve hastanelik etmişlerdi. çocuğun akibetini hala merak etmekteyim.
    4 ...
  14. 326.
  15. sedat peker' in yeğenlerine verilen genel ad.

    (bkz: ülkücüler belgeseli)
    3 ...
  16. 327.
  17. bir genellemede bulunmak istemem fakat tekbir getirdikten sonra küfür edebilen garip insanlardır. *, *, *, *
    1 ...
  18. 328.
  19. koluna sakızdan çıkan geçici dövmeyi yapıştıran 5 yaşındaki çocuğu bile linç edebilirler.
    2 ...
  20. 329.
  21. liseli bir ev abisi olduğum için kendime en yakın bulduğum siyasi oluşum. kolektiflerin gücü azaldı, devir ülkücü gençlerin devri. ama umarım cenabet cenabet tekbir diye bağıranlar titrer ve özüne döner.
    0 ...
  22. 330.
  23. 29 mart 1974'te Adana'nın Haruniye bucağında orta dereceli iki okula orak-çekiçli bayrak astıkları için tutuklanan 5 üyesi vardır. Düziçi Öğretmen Okulu’ndaki öğretmenleri töhmet altında bırakma amacıyla gerçekleştirdikleri bu eylem, faşistlerin provokasyon tertipleme konusundaki ustalığını gözler önüne sermektedir.
    2 ...
  24. 331.
  25. komünist dinazorların provakasyon tertipleme konusunda bok attıkları vatanseverlerdir. provakasyon diyen adamların çok sevdiği terör örgütü olan dhkp c en son alevi evlerini işaretliyordu.

    http://www.sondakikahaber...-dhkp-c-liler-isaretlemis
    0 ...
  26. 332.
  27. ABD Endüstri Kuruluşları Genel Sekreteri J.B.Casey'in şu sözü bunların vasfını ortaya koymaktadır:

    "Geçen savaşta faşistlerle savaşmak için komünistlerle birleştik, gelecek savaşta komünistlerle savaşmak için faşistlerle birleşeceğiz."
    1 ...
  28. 333.
  29. dhkp c terör örgütü militanlarının ve diğer cahillerin çamur atmak konusunda yarışmaya girdikleri şerefli türk milletinin şerefli evlatlarıdır.
    cHPli olarak bilinen, ismet inönüye hayranlığı ile tanınmış olan gazeteci Cüneyt Arcayürek, "Amerikan Gizli Haberalma Teşkilatı CIA ve diğer bazı yabancı servislerin 27 Mayıstan hemen sonra Alparslan Türkeşi araştırmaya başladıklarını" yazmaktadır.Amerikanın 27 Mayısta kendi menfaati için uygun görmediği, siyasi hayatta iken, zararlı gördüğünü açıkça ilan ettiği, CIAnın Türk içisleri Bakanlığındaki bürosunu kapatan Alparslan Türkeş mi ABDye yakındı?Fransız işgaline karsı direnen Cezayir milliyetçilerini destekleyen Alparslan Türkeş, Fransaya yakın olabilir miydi?ingilizlerin Kıbrıstaki oyunlarını bozan; Atina ve Londranın adamlarının Türkiyeye girmesini yasaklayıp Dr. Fazıl Küçük-Rauf Denktaş ikilisinin Kıbrıs Türklerinin lideri olarak kalmalarını sağlayan Türkeşin ingilizlerle bir yakınlığı olabilir mi?
    12 eylül darbesinden sonra mhp liler ve türkeş içeri alındığında buna en çok sevinip ''darbe olmasaydı mhp iktidara gelirdi''diyenler hangi ülkenin temsilcileriydi ?
    bazıları gibi sırf abd ye karşı olup sovyet- rus emperyalizminin ülkemizde beşinci kol görevini yerine getirenler kimlerdi?
    (bkz: ne abd ne rusya ne çin her şey türklük için)
    0 ...
  30. 334.
  31. can dündar'ın türkeş belgeselinde, türkeş'in el yazısıyla yazdığı, amerika'ya olan hayranlığını dile getirdiği mektupları görebilirsiniz. gerçi o kadar körsünüz ki göremezsiniz.
    hala "bi cüneyt var, o ismet'i seviyo, ismet bizi sevmiyo, o zaman biz ismet'in düşmanıyız, biz amerika'yı da sevmioz..." gibi çocukça kendinizi haklı çıkarmak için uğraşırsınız.
    2 ...
  32. 335.
  33. can dündar belgeseliyle, komünist internet siteleriyle alt edilmeye çalışılan adamlar. bok atanların moskovaya mersiyeler düzdüğünü bilmesek inanacaz.
    adam olan bıkar, usanır ve hak verir. 44 yıldır bu adamlara ve partilerine her türlü çamuru, boku ve pisliği attılar. ama halen dimdik ayaktalar. bir nevi kale gibi.
    türklüğün ayakta kalan son kalesi...
    1 ...
  34. 336.
  35. türki cumhuriyetlerden okumaya gelen öğrencilerden bir demet yaparak bunları yanlarına alıp yurt basanlarına rastlanmıştır, okunulan şehirde yaşanılıyorsa dokunmaya götleride yemez vatandaşa, stratejik olarak durumun boka saracağını tahmin edebilirler. sahibi olduklarını zannettikleri kampüste misafir muamelesi yapmanın zevkine paha biçilemez bunlara.
    1 ...
  36. 337.
  37. türkiye gibi değerlerin giderek değerini kaybettiği bir ülkede değerleri yaşatmaya çalışan vatan sevdalılarıdır.
    12 eylül 1980 öncesi binlerce şehit vermiştir. tabii ki vatan sağolsun.
    ama gel gelelim bugün bile ülkücülere çamur atmaktan geri durmayanlar vardır. geçmişin acılarını kaşıyan, nemalanma girişimlerinde bulunanlar halen ortalıkda dolanmaktadır.
    türkiye 12 eylül öncesi büyük bir iç savaş provasıyla karşı karşıyaydı.
    Bu büyük iç savaş provalarından ilki belki de “Malatya Olayları” diye bilinen, Malatya’da CHP’nin 52 yıllık iktidarını yıkarak 11 Aralık 1977’de belediye başkanı seçilen Hamit Fendoğlu’nun, 17 Nisan 1978’de gelini ve torunları Bozkurt ve Mehmet ile birlikte şehit edilmesi olayıdır. Diğer olaylarda olduğu gibi “Hamido”nun da şehit edilmesi olayına bir ülkücü fail bulunması gerekiyordu. Aranan fail Ülkü Ocakları Derneği (ÜOD) eski genel başkanı Muharrem Şemsek’ti!

    Bugün olduğu gibi o günlerde de Türkiye başta KGB olmak üzere CIA ve MOSSAD’ın eylem ve cinayet işleme alanı haline gelmişti. Bu olay da bunların işiydi. Bu servislerin satın aldığı hainler vasıtasıyla gerçekleştirilen katliamlar toplumsal hayatımızda derin yaraların açılmasına sebep oluyordu. Muharrem Şemsek’in suçsuzluğu kısa sürede anlaşılacaktı ama karanlık kişiler amaçlarına ulaşıp, çıkan olaylarda masum insanlar hayatlarını kaybettikten sonra...

    Malatya olaylarına gelinmesindeki en büyük nedenlerden biri de ülkücülerin yaptığı büyük mitingdir. 15 Nisan 1978 tarihinde MHP’nin düzenlediği büyük mitinge iktidardaki CHP’nin her türlü olumsuzluğa, tehdit ve bütün engellemelerine rağmen çok büyük bir katılım olmuş ve Türkiye siyasi tarihindeki en büyük miting olarak tarihe geçmiştir. Hiçbir taşkınlığın ve yasadışı olayın yaşanmadığı bu yürüyüş ve mitingde yaklaşık olarak yarım milyon insan toplanmıştı. Yürüyüşe geçen kortej Cemal Gürsel meydanından Tandoğan’a saatler sonra gelebilmişti. işte SSCB, ÇiN, ABD ve MOSSAD, CIA, KGB bundan korkuyordu… Bu kitlesel büyüme durdurulmalıydı!

    Hamido’ya gönderilen bombanın bir benzeri de üç gün evvel CHP’den istifa eden (Maraş) Pazarcık eski ilçe başkanı Memiş Özdal’a gönderilmişti. Ancak bu paket postanede patlamış ve iki posta görevlisi ölmüştü. Yapılan araştırmalar sonucu Türkiye büyük bir gerçekle yüzleşiyordu! içişleri Bakanlığının 24 Nisan 1978 tarihinde Güvenlik Dairesi Yabancı Faaliyetler Bölümünün 10568 sayılı yazısına dayanılarak valiliklere gönderdiği yazıda Hamit Fendoğlu ve PTT memurlarının ölümüne sebep olan bombalar Almanya’da faaliyet gösteren yasadışı “Türkiye Gizli Ermenistan Kurtuluş Örgütü” tarafından imal edilerek amacına ulaşması sağlanmıştır. (Hakkı Öznur, Ülkücü Hareket, Cilt 3, sh, 228)

    Bunlarla yetinmeyenler bu sefer gözlerini Sivas’a çevirmişlerdi. Sivas’ta Ramazan’ın son günü (3 – 4 Eylül 1978) patlak verip bayramın birinci günü de devam eden olaylarda 10 kişi ölmüş yüzlercesi de yaralanmıştı. Burada da aynı oyun sahneye konmuş maalesef istediklerini almışlardı. Bu olayda da diğerlerinde olduğu gibi bir ülkücü fail bulunmuştu. Bu seferki fail Ülkücü Gençlik Derneği (ÜGD) genel başkanı Muhsin Yazıcıoğlu olacaktı. Ne var ki sonunda ÜGD genel başkanının suçsuzluğu anlaşılacak ve olayların arkasında iGD, TiKKO, DEV-YOL, Acilciler gibi komünist terör örgütleri çıkacaktı.

    Kısacası Türkiye’nin her yerinde cinayetler işleniyor, kurtarılmış topraklar ilan ediliyor, Kars kalesine Rus, Antep kalesine Çin bayrağı çekiliyordu… ODTܒde Türk bayrağı indiriliyor, istiklal marşı söylenmiyordu… Konya’da istiklal marşı okunurken yuhalanıyor, protesto etmek için bir grup yere oturuyor, meydanlarda Karl Marks, Friedrik Engels, Lenin, Stalin, Mao ve bilumum komünistlerin posterleri dolaştırılıyordu…

    işte Türkiye’nin “manzarayı umumiyesi” buydu!

    Katliamların arkasında kim var?

    Maraş katliamı gibi büyük olayları çıkarmak kimin işine yarayabilir sorusuna cevap aramak ve bu cevabı milletimize duyurmak sağduyu sahibi herkesin görevidir. 12 Eylül öncesinde komünist fırtınanın son hızıyla estiği günlerde meydana gelen gerek toplumsal ve gerekse kişisel katliamlarda bu olayları kimin teşvik edip tasarladığını ve uygulamaya koyduğunu merak edenlere şu basit cevabı verebiliriz!

    Yapılan katliamlar kime menfaat sağlıyorsa ve işlenen cinayetlerde kullanılan yöntem kime ait ise bu işleri onlar yapmıştır! O hâlde Türkiye gibi bir ülkede bunları kimler yaptırabilir? Bu yöntemler kimin yöntemleridir?

    Türkiye’deki toplu katliamların ve siyasî cinayetlerin arkasında SSCB’yi görmekteyiz. Toplu katliamları ve siyasî cinayetleri bir yöntem olarak kullanan SSCB bu yöntemle hem düşman kabul ettiği muhaliflerini ortadan kaldırır ve hem de iç savaş aşamasından sonra işgale başlar. Komünizmi ve komünistleri deşifre ederek milletini uyanık olmaya davet eden kişi, kurum, dernek, parti ve sendika gibi sivil toplum teşkilatlarının Rus ve Çin hükümetleri tarafından kurdurulan veya beslenen ya da desteklenen komünist örgütlerce yok edilmeleri sağlanır.

    Çarlık Rusya’sından komünist Rusya’ya kadar bütün Rus yönetimleri istanbul’u ve boğazları ele geçirmeyi millî bir politika olarak kabul etmiştir. Rus milli politikası içinde Kars, Ağrı ve Ardahan özel önem taşımaktadır. Onlara göre buralar ele geçirilmeli ve Türkler Anadolu’dan sökülüp atılmalıdır.

    Türkiye üzerinde çok büyük politikaları olan Rusya bu amaçla beynelmilel komünizmin de yardımıyla yüzlerce örgüt kurdurmuş bunlara para, silâh, mühimmat, teknoloji ve beyin gücü yardımı yapmıştır. Genellikle yasadışı yöntemleri kabul eden Rusya ihtilalciliği bir yöntem olarak benimsemiştir. Ayrıca Ernesto Che Guevara, Carlos Marighella, Alberto Baya gibi Latin Amerika ve Ho Şi Minh gibi Vietnam gerillacılığını da Türkiye’de kullananlar olmuştur. Başta romantik (komünist ve) maceraperestler arasında taraftar bulan komünizm daha sonra pembe romantizmden, kanlı kızıl komünizme dönüşüyordu. Bu andan itibaren Türkiye’de toplu ve kişisel siyasi cinayetlerin arkasında Rusya, Çin, Arnavutluk ve Bulgaristan gibi komünist blok ülkelerini ve DEV-GENÇ, THKO, THKP-C, DEV-YOL, DEV-SOL, POL-DER, PKK ve DHKP-C vs. vs. gibi çeteleri görüyoruz.

    Türkiye’nin millî politikaları, Rus millî politikaları ile devamlı çatışmıştır. Başta Atatürk olmak üzere hiçbir Türk hükümeti Rusya’ya onların istediği kadar taviz vermemiştir. Bu yüzden Rusya kendi nüfuzu altına alamadığı Türkiye’nin hem islâm ülkeleri ve hem de batı ile iyi ilişkiler geliştirmesine mani olmak için Türkiye’de bir kamuoyu oluşturmuş ve mitingler düzenletmiştir. Türkiye’nin istiklâlini koruma ve kendi kaderini çizebilme isteğine hiçbir zaman saygı duymamış ve sürekli olarak Türkiye’yi bulunduğu pakt ve ittifaklardan koparmak istemiştir. Bunu yaparken de ortada kalacak olan Türkiye’yi nüfuzu altına alarak zamanı gelince işgal etmeyi hedeflemiştir. Bu amaçla Türkiye içindeki milliyetçi fikirlere acımasızca saldırmış, bu akımın tek ve gerçek temsilcisi olan ülkücüleri hayvanî yöntemlerle katletmişlerdir.

    Suikast ve siyasî cinayetlerin yanı sıra kitlesel katliamlara da başvuran komünistler 1917’den beri uyguladıkları “devrimci şiddeti” Türkiye’de de uygulamışlardır. Rus ihtilâli adını verdikleri katliamları ile ve Çin’in yaptığı gibi ırk, cins, yaş ve din ayrımı gözetmeksizin herkesi öldürdüler. Bu katliamlarda ise hep aynı yöntemi kullandılar. Başta Ermenilerin 1915 – 1919 yılları arasında Türklere uyguladığı yöntemler olmak üzere; Rus, Çin, Kamboçya, Kuzey Kore ve diğer komünist ülkelerin uyguladığı yöntemler Türkiye’de Malatya, Sivas, Maraş, Çorum ve diğer illerde uygulandı. Öldürmek istediklerine her türlü işkenceyi yapan komünistler özellikle Kahramanmaraş’ta büyük vahşet yaşatmışlardır. işkence ederek öldürme ya da öldürdükten sonra işkence etme bunların en belirgin özellikleridir. Ümraniye, 1 Mayıs mahallesinde işkence edilerek öldürülen 5 ülkücü işçi buna en zalimce örnektir. Keza 1915-1919 yılları arasında Ermenilerin Türklere yaptığı zulmün tarifi imkânsızdır. Aynı yöntemleri Maraş’ta 1978’de de kullanmışlardır. Bu yöntemler ayrıca Yahudiler tarafından da sıklıkla kullanılmış ve halen kullanılmaktadır.

    Zaten Türk milletinin mayasında işkence ederek öldürme diye bir şey yoktur. Türkler tarihin hiçbir anında öldürdüğü insanların karnını deşmemiş, gözünü oymamış veya tecavüz etmemiştir. Ancak bu yöntemler ne yazık ki komünizm ve komünistler arasında bir yöntem, baskı ve yıldırma amaçlı olarak kullanılmıştır. Bu yöntemleri gerek Kurtuluş savaşında ve gerekse Kıbrıs savaşında Yunan ve Rumların da kullandığını biliyoruz. Aynı yöntemleri PKK adlı cinayet şebekesi de kullanmıştır.

    Bunun bir başka örneğini ise 1978 yılında Maraş’ta yaşadık. Ne yazık ki “Alevi-Sünni çatışması” gibi gösterilen ancak Rus, Ermeni, komünist çeteler ve diğer emperyalist devletlerin ortak yapımı olan bu katliamın üzerindeki sır perdesini kaldırıyoruz.

    Bu olay da tıpkı “Deniz Gezmiş ve arkadaşları” gibi milletimize yalan ve yanlış bilgilerle aktarılmış, bunun sonucu olarak ise ülkücüler suçlanmaya çalışılmıştır.

    Güneş Ne Zaman Doğacak!

    Maraş olayları “Çiçek sinemasının” bombalanmasından sonra başlamıştır. Ama yukarıda da anlatmaya çalıştığım gibi öncesinde gelişen olayları görmezden gelemeyiz…

    Evvela Güneş Ne Zaman Doğacak adlı filmin içeriğine bakmakta fayda vardır. Benim de seyrettiğim bu film o günlerde iyice kuduran komünist teröristlerin değil bütün solcuların tepkisine sebep olmuştu.

    Film, komünizmin bütün pisliğini o günkü film teknolojisi, senaryosu, oyuncuları ile gözler önüne seriyordu. Dolayısıyla bu filmden Türk Milliyetçilerinin gocunacağı hiçbir şey yoktu. Aksine komünistlerin ve solcuların alınacağı, utanacağı pek çok şey vardı. Çünkü filmin konusu 1940’lı yılların Türk yetkililerince Ruslara teslim edilen ve bunlar daha Türk topraklarından Rus topraklarına adımlarını dahi atmadan 1940’lı yılların yöneticilerinin gözü önünde kurşunlanarak öldürülen soydaşlarımızın hayatını anlatıyordu. 1940’lı yıllarda ise Türkiye’de CHP iktidarda idi. işte sırf bu yüzden CHP’liler tepki göstermiş olabilirler. Komünistlerin tepkisi ise o iğrenç ve insanlık dışı yüzlerinin açığa çıkmasındandır.

    Bu film hakikaten büyük gürültü koparmıştı. Filmin yönetmen asistanı ismail Güneş’e göre bu olayların arkasında SSCB ve KGB var! ismail Güneş filmi çekerken başlarına gelenlerin pişmiş tavuğun başına gelmediğini iddia ediyordu. Buna göre ekip film daha çekim aşamasında iken Rus konsolosluğunda görevliler tarafından çekilmemesi konusunda nazikçe uyarılmışlar. Çekime devam eden ekibe saldırılar olmuş, stüdyo basılmış. Saldırılar bunlarla bitmemiş. Filmin negatiflerinin yıkandığı Lale stüdyosu üç kişi tarafından basılmış, üzerinde adı yazılı olması gereken filmi arayan komünistler kutunun üzerinde başka bir ad yazıldığı için muratlarına eremeden oradan uzaklaşmışlar.

    Filmi Rus konsolosluğundaki görevliler ve onların tetikçilerinden kurtaran ekibin karşısına bu sefer de “sansür kurulu” çıkmış. Ancak sansür meselesi de filmin kadın başrol oyuncusu Oya Aydoğan’ın CHP senatörü bir yakını sayesinde aşılmış. Aslında film Maraş’tan önce Karagümrük ve Beşiktaş’ta gösterildiği sinemalarda saldırıya uğramış.

    ismail Güneş o kadar iddialı konuşuyor ki ona hak vermemek elde değil. Ona göre “bu iş ne sağ sol ne de Alevi Sünni çatışması değildi.” Sovyetler bu filmi oynatmamak için elinden geleni yapmış ve bunda kısmen başarılı olmuştur.

    Çiçek sineması bombalanıyor.

    işte bu film bütün Türkiye’de olduğu gibi Maraş’ta da halkın yoğun ilgisi ile karşılaşıyordu. Bu ilgi solu ve POL-DER’i tedirgin etmişti. POL-DER’li polisler bu ilgiyi dağıtmak için tehditlere başvuruyorlardı. “Bu arada sinemayı telefonla arayıp filmin oynatılması durdurulmazsa sinemanın bombalanacağı yönünde tehditler gelmeye başlıyor. Emniyet de bu yönde baskıyı artırıyordu.” (Ökkeş Kenger, Kahramanmaraş Olaylarının Perde Arkası, sh, 56) Bu tehditler ne sinema sahiplerini, ne ülkücüleri ve ne de Maraşlıyı yıldırmamıştı.

    En sonunda komünist çetelerin istediği oluyor ve 19 Aralık gecesi Çiçek sineması bombalanıyordu. Bunun sonrasında 7 kişi çeşitli yerlerinden yaralanarak hastanelerde tedavi altına alınıyordu. Bu arada olan olayları muhabiri olduğu Hergün Gazetesi ve Genç Arkadaş dergisine haber vermek için PTT’ye telefon etmeye koşan bir kişi daha sonra olayların 1 nolu sanığı olarak gözaltına alınacak ve binlerce ülkücü gibi o da işkenceye ve iftiraya maruz kalacaktı. Bu kişi Ökkeş Kenger’den başkası değildi. Ancak herkes Ökkeş Kenger’i olayları başta Ankara olmak üzere Türkiye’ye ilk duyuran kişi olarak bilir. Bu yıllarca böyle bilinmiştir. Fakat işin doğrusu hiç de öyle değildir. Teori Dergisinin 38.sayısında yazdığına göre bu görevi de (!) Aydınlıkçılar yerine getirmiştir. Teori dergisinde şu iddialara yer verilmektedir:

    “O zamanki Ecevit iktidarı katliamın başladığını partimizden (TiiKP) öğrendi... Parti daha ilk andan itibaren özel bir basın bürosu oluşturup neredeyse saat başı çıkardığı bildirilerle gerçekleri halka ve dünyaya duyurdu.” (Teori, TiiKP Bilançosu, Şubat 1993 sayı, 38, sh, 19)

    Filmin oynadığı sinemadan gelen müthiş bir patlama sesi ile dışarı çıkan ilk kişinin şüpheli davranışları etrafındaki vatandaşların gözünden kaçmıyor ve yakalanarak polise teslim ediliyordu. ilerde kendisinden CHP militanı diye bahsedilecek vali olmasına rağmen Tahsin Soylu’nun konu ile ilgili şu açıklaması her şeyi bütün çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu.“Sinemada Güneş Ne Zaman Doğacak adlı bir film oynuyordu. Ben filmi görmedim. Ama komünizmi yeren bir filmmiş. Sinemaya bomba atılması olayı ile ilgili olarak Pazarcık ilçesinin Demirciler köyünden sol görüşlü Salman Ilıksoy adındaki bir şahıs yakalandı ve tutuklandı.”

    irfan Özaydınlı: Olayları solcular başlattı!

    Buna benzer bir açıklamayı da zamanın CHP’li içişleri bakanı irfan Özaydınlı yapmıştır. Bakan irfan Özaydınlı “olayları solcular başlattı” dediği için görevden alınıyordu. Görüldüğü gibi Maraş’ın ve Türkiye’de asayişin en yetkilileri olan Maraş valisi Tahsin Soylu ve içişleri bakanı irfan Özaydınlı MHP’yi ve ülkücüleri olayın en başından aklamış oluyorlardı. Fakat Ecevit CHP grup toplantısında yine kışkırtıcı bir konuşma yaparak âdeta olayları solun başlattığı yönünde açıklama yapan vali ve içişleri bakanına gözdağı veriyordu. Bunun üzerine Salman Ilıksoy serbest bırakılıyor ve bütün oklar Ökkeş Kenger, ÜGD ve MHP üzerine çevriliyordu. Ecevit katliamlar başladığı zaman yaptığı tarihî grup toplantısında şunları söylemiştir. “...Nihayet K. Maraş’ta soykırım oldu; katliam oldu... Kendilerini milliyetçi gibi göstermeye kalkışanlar bunu yapmaya çalıştılar... Bunlar milliyetçi olamazlar.” işte Ecevit bu defa çok haklıydı. Çünkü bu katliamı yapanlar, ilerde anlaşılacağı gibi solun her çeşidi, komünist ve Ermenilerdi, ülkücüler değil!

    20 Aralık gecesi yani Çiçek sinemasının bombalanmasından bir gün sonra solcuların gittiği Akın kıraathanesi de bombalanıyordu. Akın kıraathanesinin bu olay için seçilmesindeki yegâne sebep bir gece önceki sinema bombalanması olayının intikamının alındığı havasını yaymaktı. Nitekim bu gayeye ulaşıyor ve solcuların gittiği Akın kıraathanesine atılan bombadan aradıklarını bulamayan ve ortamı daha da gerginleştirmek isteyenler tarafından 21 Aralık günü Endüstri Meslek Lisesi öğretmenlerinden sol görüşlü Mustafa Onbaşıoğlu ve Hacı Çolak okulun önünde öldürülüyorlardı.

    Çiçek Sinemasının ve Akın kıraathanesinin bombalanması ve iki öğretmenin öldürülmesi eylemlerini DEV-SAVAŞ adlı terör örgütünün gerçekleştirdiği daha sonra yapılan mahkemelerde ortaya çıkarılmıştır. Görüldüğü gibi komünistlerin safha safha uygulamaya koydukları bu planlar ile MHP’nin, ÜGD’nin ve Türk milliyetçilerinin hiçbir alâkası yoktur. Gerçekler böyle olmasına rağmen her olaya bir ülkücü sanık bulmakla görevli POL-DER ve basın hemen harekete geçerek failleri ülkücülerin arasında aramaya başlıyorlar. Bu tezgâhı kurmak hiç de zor olmuyordu. Nasıl olsa bombalanan kıraathane solcuların, öldürülen öğretmenler de solcular idi. O yüzden maya hemen tutmuş ve Maraş’ta olağanüstü olaylar yaşanmaya başlanmıştı. Ertesi gün yani 22 Aralık günü öğretmenlerin cenazeleri kaldırılacak ve cenazede bazı eylemler yapılacaktı. Bu kararların alındığı toplantılara hem öğretmenleri öldüren hem de bombalama eylemlerini gerçekleştiren DEV-SAVAŞ yetkilileri ile ileride Maraş davasında yargılanıp idam cezası alacak olan ve arkadaşı Adil Ovalıoğlu’nu öldürmekten sanık sandık cinayeti zanlısı, Ermeni Gabris Altınoğlu da katılıyordu. Bu toplantılarda alınan kararlar gereği, gerekirse silâh kullanmak bile serbestti.

    Vali Tahsin Soylu: Solcular sağcılara saldırabilir!

    Aynı akşam Vali Tahsin Soylu nasıl olduysa Gaziantep Zırhlı Birlik Komutanına yazdığı yazıda “K.Maraş’ta cenaze törenini bahane eden solcular, çok kuvvetli yandaşlarıyla, sağ görüşlü kişi ve kuruluşlara saldırabilirler. Bu yüzden olaya müdahale edebilmek için kuvvet bulundurulmasını istiyorum”diyordu.

    Bütün bunlar olurken aynı vali Tahsin Soylu bu sefer “içişleri bakanlığı, şereflerine lâyık bir tören yapılmasını istiyor” diyerek herkesin cenazeye katılmasını teşvik ediyor, okullar ve devlet daireleri tatil ediliyordu. Daha önce TÖB-DER ve Yürükselim mahallesinde beş örgüt tarafından (TÖB-DER, TKP/ML-DHB, TDKP/HK, DEV-SAVAŞ ve TiKP) alınan karar gereğince plan uygulanıyor, iki öğretmeni öldüren DEV-SAVAŞ cenaze töreninin hazırlıklarında da başı çekiyordu.” Marksist-Leninist bölücü terör örgütleriyle Marksist-Maoist bölücü terör örgütleri kendi yandaşlarınca öldürülen öğretmenlere görkemli (!) bir cenaze töreni düzenlemek için aralarındaki çekişmeyi bir süreliğine rafa kaldırmışlardı. Yıllardır milliyetçi muhafazakâr yapısı nedeni ile bir türlü sızamadıkları Maraş’ta kendilerinin ispatını ancak bu yolla yapabileceklerine inanıyorlardı. Üstelik kan içicilerin kanla yazılır dedikleri devrimin ilk ayağını da burası oluşturuyordu.

    Okulların ve devlet dairelerinin tatil edilmesinin ardından komünist katiller çarşıları dolaşarak bütün esnafı dükkân kapatmaya zorluyorlardı. Bundaki amaç mümkün olabildiğince kalabalık toplamaktı. Böyle gergin bir ortamda morgdan alınan cenazeler, cenaze namazı (!) için Ulu cami’ye doğru yola çıkarılmışlardı. Tarihler 22 Aralık 1978 cuma gününü işaret ediyordu!

    Adı geçen öğretmenlerin cenazesinin kalkacağı gün çeşitli yollarla halkı Ulu Cami’ye toplamayı sürdüren komünistler, tahriklerine olanca hızı ile devam ediyorlardı. Hatta o kadar ileri gidiyorlardı ki, duyan kulaklarına inanamıyordu. Ama ne yazık ki komünistler “Maraş müftüsünün resmî araçla kentte dolaşıp halkı (Alevilere karşı) kışkırttığı” (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, sh, 97) dedikodusunu yayarak Ulu cami etrafında binlerce kişinin toplanmasını sağlıyorlardı. Bu söylentileri Hürriyet gazetesi okuyucularına şöyle duyuruyordu: “Saldırganlara dinamit lokumu ve silah dağıtıldı. Adını açıklamayı sakıncalı bulan bir yetkili, Maraş müftüsünün resmi araçlarla kenti dolaştığını ve halkı kışkırtıcı konuşmalar yaptığını, olayların bundan sonra başladığını öne sürdü” (Hürriyet Gazetesi, 26.12.1978)

    Bir Alevi öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sayılır… (!)

    Bu arada akıllara durgunluk veren bir iddia daha ortaya atılıyordu. Aynı gün “Bağlarbaşı imamı Mustafa Yıldız Cuma namazında (22.12.1978) oruç ve namazla hacı olunmaz, bir Alevî öldüren beş sefer hacca gitmiş gibi sevap kazanır diye vaaz verdiği” (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, sh, 150) dedikodusu yayılır. Artık ok yaydan çıkmış, herkes her söylenene inanır hale gelmişti… Zaten istenilen de buydu...

    Ulu cami Maraş tarihinde çok önemli bir yer işgal etmektedir. Ayrıca Maraş’ın en büyük camisidir. işte komünist militanlar yapacakları katliamın mümkün olduğunca büyük olması için özellikle Cuma günleri tıklım tıklım olan Ulu cami’ye bu yüzden cenazelerini getirmek istemişlerdir. Aslında maksat tabii ki cenaze namazı kılarak dini vecibelerini yerine getirmek değildi. Bu arada yeri gelmişken şunu da belirtmekte fayda var: Türk solu tıpkı ağa babaları Lenin. Stalin. Mao. Rusya, Çin, Enver Hoca, Tito v.s. gibi din düşmanıdır. Üstelik “…Sünni islâm düşmanı” (Mahmut Çetin, Perinçek ve Aydınlık Hareketi, sh, 268)

    Oradaki hain ve sinsi plan Cuma namazını kılanları tahrik ederek öldürebildiklerini hemen orada katletmekti. Bu arada cenazeleri alan topluluk önlerine çıkan her şeyi tahrip ederek Ulu cami önüne geldiler. Bütün bu azgınlığın arkasından gelecekleri sezen Maraşlılar da Cuma namazından çıkanlarla beraber Ulu cami önünde toplanmaya başladılar. Karşılıklı slogan atmalar ve komünistlerin Peygamberimize (S.A.V) hakaret etmeleri ise sinirleri iyice gerdi. işte “bu anda polisten (POL-DER) ve kortejde bulunan militanlardan topluluğun üzerine ateş edenler oluyordu.” Tabii provokatörler de (kışkırtıcı) boş durmayarak halkın galeyana gelmesine yardım ediyorlardı.

    Cenazeleri bırakıp kaçıyorlar.

    Kan temeline oturtulan devrimin ilk kıvılcımı sayılabilecek Maraş olaylarının patlak verdiği gün bir başka kıvılcım da Elbistan’da çakılmıştı. Bir CHP senatörü olan Hilmi Soydan o tarihlerde ülkenin istikbalini MHP’de gördüğünden partisi CHP’den ayrılıp MHP yetkililerine “artık MHP’de siyaset yapacağını” söylemişti. Senatör Hilmi Soydan TÖB-DER’de yapılan hain plan sonrasında DEV-SOL militanı Ali Sarıaslan tarafından katlediliyordu. Bu cinayetle olayların boyutunu ve alanını genişletmeyi uman katiller Hilmi Soydan’dan başka MHP ilçe başkanı, ÜOD başkanı ve Ülkü-Bir başkanını da öldürmeyi planladıklarını daha sonra itiraf edeceklerdi.

    Ulu cami’de karşılıklı slogan ve taş atmalardan sonra Maraşlıların kararlı tutumları karşısında militanlar cenazelerini de bırakarak burayı terk etmek zorunda kalmışlardır. Bu konuyla ilgili Avukat Selahattin Aydın 30.06.1980 tarihinde Adana 1 nolu sıkıyönetim mahkemesinde şöyle demiştir.(Kaçan teröristleri kastederek) “Bir kısmı da askerî araçlarla olay yerinden uzaklaştırılmış... Hastane civarında askeri bir cemseden militanlarca açılan ateş sonucu Cemil Karadutlu adında sağ görüşlü bir genç vurularak öldürülmüş... Bu grup içinde bulunan DiSK bölge temsilcisi solcu Mehmet Taşkesen topluluğu silahla tarıyor ve bir vatandaşı ağır yaralıyor... Aynı gün akşam, Yürükselim mahallesinde Memili Bakıca ve Hamza Yıldız isimli sağ görüşlü gençleri öldürüyorlar...”

    22 Aralık Cuma günü ve akşam öldürülen üç kişinin cenazeleri 23 Aralık günü defnedilecektir. Cenazeye bütün Maraşlı katılarak bir kez daha sola geçit ve taviz vermeyeceğini gösteriyordu. Geceden Yürükselim mahallesinde askerlerin tedbir aldığını gören Maraş sakinleri hiçbir şeyden habersiz hastanenin olduğu yere doğru ilerliyordu. Bu duygu ve düşüncelerle öldürülen gençlere duyulan acılar ve katillere duyulan kin ile yoğrulan bedenlerin üzerine bir anda mermi yağıyordu. Geceden kurulduğu belli olan bu tuzağın içine düşenlerden ilk anda 30 kişi hayatını kaybediyordu. ilk tetiğin çekilmesinden hemen sonra diğer mahallelerde de katliam başlıyordu. Komünist teröristlerin daha önce seyyar satıcı ve milli piyango satıcısı kılığında Maraş'a soktuğu katiller yine daha önce hazırladıkları silâhlarla sağcı-solcu, alevi-Sünni ayrımı yapmadan katliamı sürdürdüler. Bastıkları evlerde hiçbir ayrım yapmadan çocukları, kadınları, yaşlıları bile öldürdüler. Üstelik bununla da yetinmeyip evleri ateşe verdiler. Savunmasız gördükleri her şeyi leş yiyici sırtlan sürüsü gibi talan ediyorlardı. Katliamlar yapan komünistlerin bu görevi 25 Aralık 1978 tarihine kadar sürüyordu. 26 Aralık günü olayın gerçekleri herkes tarafından görülüyordu. Resmî açıklamalara göre 111 ölü ve yüzlerce yaralı vardı.

    Sivil otoritenin kasıtlı tutumları sonucu askerî birlikler olaya çok geç müdahale etmiş ve cinayetlerin artmasına neden olmuştur. Güvenlik güçlerinin geç gelişi komünistlerin işine yaramıştır. Bu konuda “olayları solcular başlattı” dediği için istifa ettirilen içişleri bakanı irfan Özaydınlı’nın yerine gelen Hasan Fehmi Güneş bakın ne diyor!

    Bundan iki yıl önce “78’liler Federasyonu” tarafından düzenlenen “Maraş Katliamı ve Gerçekler” konulu panelde konuşan Hasan Fehmi Güneş, “dönemin hükümetinin katliamı önleyebilecek güce sahip olduğunu” iddia etti. Güneş, “ciddi bir devlette böylesi katliamların engellenmesinin mümkün olduğunu, hükümetin ‘kötü yönetimi nedeniyle’ katliamın durdurulamadığını” söyledi. “Ben de hükümetin üyesiydim. Maraş’ta bu tür hareketlerin olacağı sinyalleri geliyordu” diyen Güneş, olaylarda hükümetin sorumluluğu olduğunu itiraf ediyordu.

    Sadece Maraş’ta çıkan olaylarda birkaç gün içinde yüzden fazla insanın ölümüne rağmen Ecevit, kendi dönemlerinin barış ve kardeşlik dönemi olduğunu iddia etmiştir.

    “Yapılan yargılamalar neticesinde MHP ve diğer ülkücü kuruluşlar hakkında suç duyuruları reddedildi.” (Nedim Şahhüseyinoğlu, Yakın Tarihimizde Kitlesel Katliamlar, sh, 156) Ancak Ecevit hükümetinin ve POL-DER’li polislerin bütün oyunlarına rağmen adalet karşında hesap veren MHP ve ülkücü kuruluşların beraat etmesine karşılık, başta Garbis Altınoğlu olmak üzere pek çok komünist yargılanmış ve suçlu bulunmuşlardır. Adı geçen Ermeni katil Garbis Altınoğlu Türk milletine hem Ermeni ve hem de komünist kişiliğiyle yaptığı bütün kötülüklerin cezasını Maraş katliamının bir numaralı sanığı, tertipçisi, teşvikçisi ve uygulayıcısı olduğu gerekçesiyle yargılandığı mahkemece suçlu bulunmuş ve idama mahkûm edilmiştir.
    9 ...
  38. 338.
  39. mhp ağrı il teşkilatını kuran, iki dönem mhp milletvekili adayı olan, parti kongresine ağrı'dan uçakla delege taşıyan nusret yıldırım'ın oğlu alp ata yıldırım "sağcı mısın solcu musun" sorusuna sağcı olmadığı cevabını verince bu ülkücüler tarafından öldürülmüştür. öldürüldüğü yer ankara abidinpaşa semtidir. cenazesi ülkücüler derneğinden çekinen polis yüzünden ailesine teslim edilmez ve cenaze için toplanan aile üyeleri polisten dayak yer. bu bilgi mhp'li baba nusret yıldırım'ın anlatımlarına dayanır. nusret yıldırım'ın olay sonrası türkeş'e çektiği telgraftan bir kısım:

    "onyedi yaşındaki lise öğrencisi canım oğlum ata yıldırım cuma günü okul dönüşü abidinpaşa ülkü ocaklarınca kurulan pusuya düşürülmek suretiyle alnından kurşunla vurularak öldürüldü. bu acı 60 yaşındaki bir babaya yetmiyormuş gibi cenazesi de polisler tarafından ben ve bütün aile fertleri coplanmak suretiyle dövüldükten sonra kaçırılmış, dini tören bile yapılamamıştır.

    abidinpaşa'da üç lisenin arasına kurulmuş ülkü ocakları derneği'nin başka aile ocakları sönmeden kapatılmasını, oğlumun katillerinin adalete teslimini ve cenazemin iadesini arz ederim.

    nusret yıldırım"

    kaynak: 17 mart 1976 milliyet gazetesi s.7
    4 ...
  40. 339.
  41. ecevit -ki kendisinden nefret ederim- bu kendini komando zanneden tipler için güzel bir laf etmiştir:

    "sahte komandolar halka saldıranlardır. kıbrıs'ı başarıya götürenler ise gerçek komandolardır."

    21 mart 1976
    3 ...
  42. 340.
  43. 12 eylül öncesi mhp gençlik kolları'nın bölge istişari toplantılarındaki tutanaklardan bazı kısımlar:

    "teşkilatımız legaldir. ancak illegal faaliyetler yapmak zorunda kalmıştır.

    akıncılar derneği sol taraftan tezgahlanmıştır.

    msp ile çatışmaya girersek ölüümle sonuçlanmasın, sadece dövelim.

    istanbul'da komünistler vatandaşı yanına almıştır. bir yolu bulmamız gerek. bunun için de sol kitapları okumalıyız. "
    2 ...
  44. 341.
  45. dhkp c teröristlerinin bok atıyorum sanarak aslında propagandalarını yaptığı vatan sevdalılarıdır.
    (bkz: teşekkürler)
    2 ...
  46. 342.
  47. 96'lı ülkücükler, mhp'yi komünistlerden daha az bildiği için mecbur mhp ve ülkücüler hakkındaki tahlili de komünistlerin yapması gerekiyor.
    4 ...
  48. 343.
  49. mhp gençlik kolları başkanı mustafa mit ankara'da 7 tiplinin öldürülmesi olayıyla ilgili hüküm giymiştir. "12 eylül'de beraat ettik, biz kimseyi öldürmedik" havasındaki bu faşocuklar mustafa mit'in nasıl da idam yollarından mhp milletvekilliği adaylığına tırmandığını bilmez. mustafa mit'in idam cezası aldığı olayın türkeş'den habersiz bir şekilde olmasının imkansız olduğunu dile getirmeme gerek bile yoktur. daha önemli ve en bariziyse bu katilin türkeş tarafından neden gençlik kolları başkanı yapıldığıdır?
    3 ...
© 2025 uludağ sözlük