bir dili kolaylıkla felsefe yapabilecek konuma getirmek ciddi bir emek ister. dilin olanaklarını zorlarsınız. yeni kelimeler terimler üretirsiniz. bunlar gerçekten ciddi zihinsel performans ve kültürle hemhal olmayı gerektirir.
beni çok etkileyen bi kelime vardır türkçeye kazandırılan: eleştiri. yanılmıyorsam bunu macit gökberk bulmuş, çıkarmış. elemekten, süzgeçten geçirmekten 'eleştiri'yi çıkarmış. bu beni çok etkilemişti ilk duyduğumda. işte böyle yapılır dile katkı. bunun için kültürü çok iyi özümsemek, onu iyice analiz etmek, onunla yaşamak gerekir. ahmet inam bu sorunu sıklıkla dile getirir. akademisyenlerin yabancı dillerle münasebetini türkçeyle olan münasebetinden daha fazla görür. gerçekten de öyledir. türkçe'nin üzerinde fazla durulmaz. üzerinde durulmaya kimse yeltenmez. çünkü gerçekten zordur dille uğraşmak. bunun için aşk lazım. kültüre olan, diline olan ve felsefeye olan aşk. türkçe felsefe yapmak zordur şu dönemde. bizim felsefecimiz konuşurken, nasıl yani hocam diye sorduğumuzda anlatamazdı bazen. ingilizce düşünmeye başlardı hemen. sonra "al işte ingilizcede bunun için iki kelime var ve demek istediğimi karşılayan orada mevcut. türkçenin azizliği işte kusura bakmayın" der devam ecerdi. türkçe yetersizdir. kavramsal düşünceye uygun dil potansiyelini daha meydana çıkarmamıştır. yeni kavramlar nadir çıkar, çıktığında hoşgörüyle karşılanmaz veya karşılanacak kadar iyi olmaz. evet, bunun için tam teşeküllü ortam da var denemez ama şu anki mevcut akademisyenlerin de bunun için çabaladığı da söylenemez. ahmet inam'ın deyişiyle 'tam bir memur'lar. e kim ilerletece felsefeyi? bu gidişle zor. ortalık çeviri kaynıyor, sözde haberdarız batılının düşündüklerinden ama açıyorsun bakıyorsun, anlamıyorsun. zizek okuyamayan adamlar var. çevirmenler de bazen, bunu demeyi hiç sevmem ama, 'artislik' dolu çeviriyorlar metini. ya gerçekten türkçeleri yetmiyor ya da üzerine düşünmeyi es geçiyorlar. daha bugün selim ileri radikal kitap'ta yazmış mesela, kafka'nın amerika adlı kitabının ilk cümlesini karşılaştırıyor çevirilerde, biri bi cümle, diğer paragraf resmen. kısa olanın yayınevine sormuşlar neden böyle diye, bizim okurumuzun uzun cümlelere ihtiyacı yok demişler. enteresan. bu örneği yayıncıların zihniyetini göstermek için kulladım. yayıncıların da anlaşılır olacak mı acaba, yararlananlar hatırı sayılır miktarda olacak mı diye bi kaygıları yok. hatırlıyorum, meksika sınırı programının bi bölümünde bi deleuze metninin ilk paragrafı okuyup iki saat anlayamamışlardı, hatta gülmüşlerdi çevirene. e bizim fransızcamız da yok, nerden okuyacağız? o kitabı bi tek o adam çeviriyor mesela türkiye'de. başka çeviren yok. zaten satılmıyor. iyice boktanlaşan bi durum yani.
özveriyle bu işin üstüne giden, işini ciddiye alan, işini tutkuyla yapan ve bizleri düşünen, türkiye'yi düşünen felsefe emekçilerine acilen ihtiyacımız var.