eskiden hıyarın bir mevsimi vardı. o mevsim haricinde, sosyetik semtler dışında hıyar bulunmazdı. sosyete hıyarları da sırça damlar altında zoraki yetiştirilip, türlü ilaçlarla azmanlaştırılıp el yaktığından, o hıyarı yemeğe de bizim gücümüz olmazdı.
lakin, şimdilerde en fakir mahalle pazarında dahi sergenler her daim hıyarla dolu. lakin, o eski tat, o eski koku nerde! belki, ufak-tefektiler, evet! belki eğciş-büğcüştüler fakat soyduğunuzda, yedi mahalle ötedeki insanlar bile kokusunu alır, canları çeker ve seyyar hıyarcının geçmesini dört gözle beklerlerdi. öyle ki, hamileler aşermesin diye, camı-kapıyı kapatıp gizli-gizli yerdik hıyarları. şimdikiler ise kocaman lakin, ne tadı var ne kokusu, ye-ye bir şey anlamazsın!
esas mesele ise şu! marangoz tezgahından çıkmış gibi hepsi aynı boyda. enleri bile aynı anacığım, mubareklerin. kimisi küçük sever, kimisi büyük. kimisi kalın, kimisi ince. boy-boy olacak ki ihtiyacın hangisine ise onu alasın. mesela ben ince severim, kalını tohuma kaçmış olur. fakat bu zevk meselesi, kimisi de kalınından hoşlanır, elbet.