müslümanlık nerde, bizden geçmiş insanlık bile
âlem aldatmaksa maksat, aldanan yok, nâfile!
kaç hakikî müslüman gördümse: hep makberdedir;
müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!
istemem dursun o pâyansız mefâhir bir yana
gösterin ecdâda az çok benzeyen bir kan bana!
isterim sizlerde görmek ırkınızdan yâdigâr!
çok değil ancak! necip evlâda lâyık tek şiâr.
varsa şayet, söyleyin bir parçacık insâfınız:
böyle kansız mıydı hâşâ kahraman eslâfınız ?
böyle düşmüş müydü herkes ayrılık sevdâsına?
benzeyip şîrâzesiz bir mushafın eczâsına,
hiç görülmüş müydü olsun kayd-ı vahdet târumâr?
böyle olmuş muydu millet can evinden rahnedar?
böyle açlıktan boğazlar mıydı kardeş kardeşi?
böyle adet miydi, bî-pervâ, yemek insan leşi?
irzımızdır çiğnenen, evlâdımızdır doğranan!
hey sıkılmaz! ağlamazsan, bâri gülmekten utan!
his denen devletliden olsaydı halkın behresi:
pâyitahtından bugün taşmazdı sarhoş nârası!
kurt uzaklardan bakar, dalgın görürmüş merkebi,
saldırırmış ansızın yaydan boşanmış ok gibi.
lâkin aşk olsun ki, aldırmaz da otlarmış eşek,
sanki tavşanmış gelen, yahut kılıksız köstebek!
kâr sayarmış bir tutam ot fazla olsun yutmayı
hasmı, derken, çullanmışlar yutmadan son lokmayı!..
bir hakikattir bu, şaşmaz, bildiğin üslûba sok:
hâlimiz merkeple kurdun aynı, asla farkı yok.
burnumuzdan tuttu düşman, biz boğaz kaydındayız!
bir bakın: hâlâ mı hâlâ ihtiras ardındayız!
saygısızlık elverir bir parça olsun arlanın:
vakit çoktan geldi, hem geçmektedir arlanmanın!
davranın haykırmadan nâkûs-ı izmihlâliniz
öyle bir buhrâna sapmıştır ki, zirâ haliniz:
zevke dalmak şöyle dursun, vaktiniz yok mâteme!
davranın, zîra gülünç olduk bütün bir âleme,
bekleşirken gökte yüz binlerce ervâh, intikam;
yerde kalmış, naşa benzer kavm için durmak haram!
kahraman ecdâdımızdan sizde bir kan yok mudur?
yoksa: istikbâlinizden korkulur, pek korkulur!
"o mü'minlere ind'allah ecr-i azim var ki: bir takım kimseler kendilerine "düşmanlarınız sizin için kuvvetlerini topladılar; onlardan korkmalısınız" dedikleri zaman bu haber imanlarını artırır da: "allah'ın nusreti bize kafidir, o ne güzel muhafızdır!" derler. (al-i imran:173)
şehamet dini, gayret dini ancak müslümanlık'tır;
hakiki müslümanlık en büyük bir kahramanlıktır.
cebanet, meskenet, dünyada, sığmaz ruh-i i̇slam'a...
kitabullah'ı işhad eyledim -gördün ya- da'vama.
görürsün, hissedersin varsa vicdanınla imanın:
ne müthiş bir hamaset çarpıyor göğsünde kur'an'ın!
o vicdan nerdedir, lakin? o iman kimde var? heyhat!
ne olmuş, ben de bilmem, pek karanlık şimdi hissiyat
o imandan velev pek az nasib olsaydı millette,
şu üç yüz elli milyon halkı görmezdin bu zillette!
o iman ittihad isterdi bizden, vahdet isterdi...
nasıl "bünyan-ı mersus" olmamız lazımsa gösterdi.
peki! bizler ne yaptık? kol kol olduk, tarumar olduk...
nihayet bir deni sadmeyle düştük, hak-sar olduk!
o iman kuvvet ihzarıyle emretmişti... lakin, biz
"tevekkelna" deyip yattık da kaldık böyle en aciz!
o iman, farz-ı kat'idir diyor tahsili irfanın...
ne cahil kavmiyiz biz müslümanlar, şimdi dünyanın!
o iman hüsn-i hulkun en büyük hamisi olmuşken...
nemiz vardır fezailden, nemiz eksik rezailden?
demek: islam'ın ancak namı kalmış müslümanlarda;
bu yüzdenmiş, demek, hüsran-ı milli son zamanlarda.
eğer çiğnenmemek isterseler seylab-ı eyyama;
rücu' etsinler artık müslümanlar sadr-ı i̇slam'a.
o devrin yad-ı nuranuru bi-payan şehamettir;
mefahir onların tarihidir; ümmet o ümmettir.
ki bir yandan celadetler saçıp dünyayı titretmiş;
öbür yandan da insanlık nedir dünyaya öğretmiş.
değilmiş böyle mahkumiyyetin timsal-i pamali!
şevahikten tenezzül eylemezmiş arş-ı iclali.
"tevekkül" vasfı, ancak onların hakkında ma'nidar:
ki etmiş hepsi dünyalar kadar alamı istihkaar.
çekinmezmiş şedaid yağsa, asla, iktihamından;
zeminlerden ölüm fışkırsa dönmezmiş meramından.
"hakiki müslümanlık en büyük bir kahramanlıktır"
demiştim... işte da'vam onların hakkında sadıktır.