bir insanın hastalığında, sağlığında, iyi ve kötü gününde sürekli yanında olup onun bir gülüşünü yakalayabilecek birinin olması, farklı?!
o beni ilk defa bir üniversitede gördü daha doğrusu bir fotoğraf karesinde, anlattığı kadarıyla olay şöyle olmuş: 'arkadaşlarının fotoğraflarını çekerken yanlışlıkla o karede yer almışım, sonra dönüp fotoğraflara bakarken beni farketmiş ve o günden sonra aramaya koyulmuş ve buldu da...
o günden beri hastanede yatarken, dışarıda gezerken, okula giderken sadece o güzel fotoğrafı çekebilmek için uğraştı ve ben ona sadece bir kere gülümsedim, okuldan çıkmıştım o beş arkadaşım ile birlikte oturuyorduk bir yerde ve yine o, fotoğraf çekiyordu, saflığı, masumluğu ve hasta bir kızı..
bir ara göz göze geldik onun karanlık gözleri vardı benimse mavi ve hüzünlü gözlerim... ve o kısacık dakikada bir tebessüm ettim ama çekemedi çünkü fotoğraf makinesini düşürdü ardından güldü ve bir dakika dedi ama artık bitmişti aynısı tekrarlanamazdı, arkamı dönüp kalktım, gittim...
bir gece yarısıydı, temiz hava almak için bahçeye indim, ay etrafına ışıklar saçıyordu ama bir tek beni aydınlatmıyordu bir tek ben mahrumdum onun ışığından! ve oturdum, oturmak zorundaydım da çünkü yorgunum!! ve yine onu gördüm, kafamı çevirdim bakmak istemedim ona, birden ağlamaya başladım sonra bir el omuzuma dokundu hemen irkildim ve yerimden kalktım ona bağırdım, o sadece özür diledi ve özür dilememesi gerektiğini bir daha bana yaklaşmaması gerektiğini söyledim ve gitmesini istedim. o da sadece üzülme ve gidiyorum dedi...
ve yine bir sabah umut ışığı yine pencereme vuruyordu, ama o ışık benim kalbime bir kez olsun vurmadı, vurmayacakta, okul için hazırlandım aslında okula gitmeme gerek yoktu ama ben orda mutluydum ve belki hastalığım orda geçerdi o beş arkadaşımla birlikte ama olmuyordu işte, olmuyordu. okulun bahçesinde geziyorduk ve birden nefes alamadım ve bayıldım gözlerimi açtığımda yine o vardı, o genç adam!... elimi tutuyordu, gözlerime bakıyordu ve ilk defa onu ağlarken görüyordum. ayağa kalktım eve gitmek istediğimi söyledim evime geldim odama gittim ve dokturumu aradılar,o da hastaneye yatması gerek dedi. normalde bir hafta arayla yatıyordum bu sefer erkenden gelmemi istediler. belki de bu sefer gerçekten ölüyorumdur...
apar topar hastaneye gittik yatağım her zaman ki gibi hazırdı, damarımı yıpratan o serum şişeleri de hazırdı, iğnelerimde, ilaçlarımda ve her şey ve ben de hazırdım aslında, 'ölümüme'... bekliyordum büyük bir arzuyla ama gelmiyordu işte, hastaneye kaldırıldığımı duyunca o beş arkadaşımda geldi, yanımdaydılar ama ben istemiyordum, ben onların gitmesini istiyordum ama onlarda benim kadar inatçıydılar. bizim bir hayalimiz vardı hepimiz boğaziçi üniversitesin'de okuyacaktık ve biz bunun için durmadan çalışıyorduk, ama o altı kişiden birisi; ben hastaydım!..
onlarsa sadece ağlama, üzülme biz senin yanındayız diyorlardı ama ben istemiyordum onların yanımda olmalarını...
ve yine damarıma bağlamışlardı o kahrolası serumu, yine ilaçlar ardı arkası kesilmeden geliyordu, yanımda okumak için bir çok kitap vardı bir hafta arayla gittiğim için bir çok kitabımı orda bırakıyordum, onlardan bir tanesini elime aldım ve okumaya başladım, sonra kapı çaldı içeriye o genç adam girdi. bir elinde yaseminler vardı, çok güzellerdi diğer elinde ise bir cd vardı, geçmiş olsun dedi elindeki çiçekleri uzattı, teşekkür ettim ve sonrada bu cd'yi izlemem gerektiğini söyledi, sonrada seni daha fazla rahatsız etmek istemiyorum, dedi ve gitti.. ve yine camdan fotoğrafımı çekti..
biraz heyecanlı biraz da ürkek tavırlarla cd'ye uzandı ellerim, sonra izlerim dedim ve yerine geri koydum... annem'i aradım o hüzünlere boğduğum annemi, evdeydi kıyafetlerimi almaya gitmişti, laptopı getirmesini söyledim, peki dedi.
geldiği zaman o cdyi izledim, ağladım benim fotoğraflarımdan oluşan bir cdydi bir de müzik vardı tabi ki, gece yine gündüzü karalamış ve gelmişti... hastanenin kokusu, o serum şişeleri, doktorlar, hepsinden nefret ediyordum! bir an önce çıkmak istiyordum, bunun için geceyi beklemeliydim. bu benim ikinci hastaneden kimseye söylemeden çıkışım olacaktı... yine hafiften acıtmıştı serum ama çıkardım, çıkarmak zorundaydım, masamın üstündeki ilaçları savurup dışarıya attım ve özgürdüm...
sessizce çıkarken dışarıya, hava alıyordum bir yandan da çünkü hastanenin o boğucu kokusu o kadar nefret vericiydi ki, ardından biraz daha ilerlerken onu gördüm, o genç adamı, telaşlı bir şekilde yanıma gelip, neden böyle yaptığımı sordum, konuşmadım bile , sadece yürüyordum ama ayakta duracak halim yoktu, yere oturdum, o da geldi yanıma elimi tuttu kızamadım, bilmiyorum neden kızmadığımı belki de birinin yanımda olması iyiydi ama sonra hemen elimi onun sıcacık ellerinden çektim ve o üzgündü neden böyle yaptığımı sordu bir kez daha ve ben bir kez daha susmuştum. seni götürmeliyim dedi ben de hayır dedim, o zaman sadece bir yarım saat daha burda kalacağız ardından seni hastaneye götüreceğim dedi, bense ona karşı gelemedim ve peki dedim...
birlikte, yol aldık o karanlık yollardan ve hastane görünmüştü, şimdi git ve uyu dedi yarın yeni bir günü sevinçle karşıla dedi, bense sadece güldüm...