dün gece gördüğüm ruyanın elebaşısı olan uuser. duvarlarını bok yeşiline boyadığı odasına, mor perdeleride kapalı olduğundan son derece kasvetli bir hava hakimdi. odanın tam ortasına koyduğu tahminen ondokuzuncu yüzyıla ait sallanan koltuğunda oturmuş başını iki avcunun arasına almış kukuman kuşu gibi düşünürken buldum onu. selam verdim almadı. omzuna dokandım hissetmedi. yanından geçerken küfür savurdum işitmedi. perdeleri sonuna kadar açtım, gün ışığı pencereden içeri hücum edercesine dolarken açma abii diye haykırdı açma! ne lenn deli dedim ne bu halin? amann abi kapat, çok bedbahtım, iç dünyam gibi karanlıklar içinde olmak istiyorum gibisinden bişiler geveledi ağzında. her an bi taşkınlık yapacakmış gibi duruşundan ötürü bir iki adım geriye açıldım. nen var kuzum dememe kalmadı, oturduğu koltuktan bir hışımla sıçrayarak masanın üzerinden kaptığı elma şekerini bir mikrofon tutarmışçasına ağzına yanaştırdı ve bağırmaya başladı: muratgilin damından hoplıyamadım, muratgilin damından hoplıyamadım, liralarım döküldü toplıyamadım... deli işte.*