başta mustafa denizli ve bobo olmak üzere üzerine ek olarak hakem triosuna rağmen beşiktaşımızın kazandığı karşılaşmadır.
maç öncesi kısaca şöyle bir şey demiştim, "seyircili olsaydı en az 5 olurdu, şimdi en az 3 olacağı kanısındayım" (#5832901) deyu ki, hakikaten de öyle bir maç oldu. antalyaspor'un birkaç uzaktan şut denemesi dışında pozisyonu yoktu.
mustafa denizli belli ki, bobo'yu sahaya sürerek onu kazanmak istedi fakat, 6 yabancı mevzusundan dolayı zaten hazır olmayan ve bencil nihat sahadayken bobo'nun da sahada olması bana göre lükstü. ilk yarıda bobo erhan'a verdiği topuk pası dışında yoktu. ilgili pozisyonun devamındaki ortaya muhteşem vurdu nobre ama geçen haftaki gibi kaleciye nişanladı. umarım, hakan şükür'ün kafasına çarpıp fenerbahçe ağlarına giden toptan sonra hakan şükür'ün "o golü düşünerek attım" demecine benzer "o topu düşünerek ve bilerek çıkarttım" diye demeç vermez ömer. 5 cm sağa veya sola gitse top, ömer'e de çarpıp girerdi ama gidebileceği en olmadık yere gidince olmadı. nobre'nin çalışkanlığı yine her zamanki gibiyken, nihat da beklemekle, bencillikle yine her zamanki gibiydi. bobo benim bildiğim ikili mücadelelerde zayıf kalıp oyundan düşen, topu ezen, top kaptıran bobo idi.
ernst ve fink iyi bir ikiliydi. tello ise hatalı paslarla dikkat çekmekteydi. sivok-ferrari tandemi ise işini yapıyor, açık vermiyor özellikle ferrari hava toplarında mutlak üstünlük kuruyordu.
derken ilk yarı bitti. sanlı kaptan yorum yapıyor ve üzülerek söylüyorum ki, bunama belirtileri ciddi oranda var artık. öyle yorumlar yapıyor ki, "biz acaba aynı maçı mı izliyoruz" derken, 2. yarı başlamadan son yorumunda şöyle bir şey dedi ki, ben "sanlı kaptan hakikaten hayat yormuş seni" dedim. holosko'nun oyuna girmesi gerektiğini söyleyip arkasından şunu söyledi; "torbaya bobo, nihat hatta tello'nun isimlerini atıp, torbadan kimin adını çekerse onu çıkarıp, holosko'yu almalı" sahada o sırada 6 yabancı var, nihat iyi değil evet ama nihat oyundan alınıp holosko sürülür mü sahaya? "7. yabancı denizli" manşetleri mi atılsın? bu kadar mı uzaksın kaptan? ayrıca tello ne alaka? orta sahayı komple boşalttın? çıkacak tek isim vardı bobo!
neyse denizli 2. yarı başında beklenen değişikliği yapmadı. dakikalar 70'e doğru yol alırken de, yatan ve top ezmekten başka, atak yapmamaktan başka hiçbir halt yemeyen bobo sahadaydı, arı gibi açlışan hava toplarında rakibin etkisini kıran nobre oyundan alınıyordu. haliyle holosko'nun girebilmesi için de yabancı oyuncu alınacaktı oyundan piyango fink'e isabet etti. uğur da böylelikle şans buldu.
holosko'nun oyuna girişiyle oyun daha bir tempo kazandı. ikinci yarıda 65. dakikaya kadar geçen 20 dakikalık sürede hiçbir şey yapmayan beşiktaş daha derli toplu oynamaya başlamıştı bunda kuşkusuz holosko'nun etkisi büyüktü.
73. dakikada organize sayılabilecek bir ataktan golü buldu beşiktaş. 5 dakika sonra 78. dakikada takımın "papazı" nihat'a hazırlık maçları, süper kupa finali ve ibb maçında nihat'ın "ben, ben" demelerine sinirlenen tello bu defa frikiği nihat'a yar etmedi ve "bu takımın frikikçisi benim" mesajını net şekilde verdi.
nihat'ın oyundan alınıp, serdar özkan'ın oyuna girişiyle "al birini, vur ötekine" dedik. sevmediğim serdar 82. dakikada iyi vurdu top direkten döndü. son dakikalarda çok net bir pozisyonda holosko'nun pozisyonu neden birden bire bıraktığını anlayamadık zira ömer'den önce topa yetişebilirdi istese. sonra da maç bitti, kehanetim ise tutma olasılığı yüksekken tutmadı.
vel hasıl, daha çok pozisyon bularak, oyuna daha çok hükmederek beşiktaş kazandı. bobo daha etkin olsa, nihat daha bir takım oyuncusu hüviyeti kazansa seyircisizken bile 5 olacak maçtı. 2. haftada berabere kalınıp, liderle puan farkını 4'e çıkartmak ciddi bir handikap olacaktı buna izin verilmedi. henüz iyi futbol beklemiyorum ben şahsen ama bu denli tercih hatası yapılmamalı, bu denli savruk oynanmamalı.
mustafa denizli bobo'yu kazanmak için bu maçta puan kaybını göze almıştı neredeyse! eğer puan kaybını göze alıyorsan bobo için değil, necip uysal için al hocam! hiç olmazsa ciddi bir 10,5 numara kazanmış olursun!
hakem triosu ise cidden faciaydı. kornere giden bir topta hakan'ın en az 10 cm içerde tuttuğu topa "dışarda" yorumu yapıp korner veren bir yardımcı vardı mesela. hakem ilker meral üst klasman hakemi ancak "avantaj" ne demek cidden bilmiyor! hakem seminerlerinde ne öğretiliyor bu hakemlere cidden merak ettim.
ilk yarı bittiğinde beşiktaş'ın kullandığı faul atışı 20 iken, antalyaspor'un kullandığı atış sayısı 4'tü. antalyaspor'un ne denli "oynatmama" amaçlı olduğu buradan görülebilir. maç bittiğinde beşiktaş 35 atış kullanmış, antalyaspor 8! bu 35 atışın ise 7 tane net avantaj pozisyonu var. faul yapılmış, top beşiktaş'ta kalmış ve kontraya çıkıyor takım "düt" faul atışı. futbolcular çıldırma noktasına geldi, hatta birkaç pozisyonda ernst ve ferrari gülmekten kendilerini alamadılar. 2 tane de "avantaj versen de olur, vermesen de olur" pozisyonu var ve bu ilker meral adlı arkadaş bir tane bile pozisyona "avantaj" kuralını uygulamadı.
antalyaspor'dan yalçın, bobo'yu arkadan çekti sarı kart yok. sonra sedat tabanla ciddi bir "tehlikeli hareket" yaptı ki, ilgili hareketi ağır olduğundan cezası sarı karttır yine yok. balili düdükten sonra topa vuruyor uyarı yok. ilgili pozisyonda beşiktaş serbest atış kullanacak balili topun 1,5 metre önünde duruyor ne uyarı, ne kart! erhan'ın arkadan yaptığı net sarı olan pozisyona ise cart diye çıkıyor aynı kart. erhan'a "neden çıktı" demiyorum ama antalyaspor 35 faul yapmış, bunlardan bazıları arkadan çekme, kimisi tehlikeli hareket ama tek sarı kart çıkmadı. tuhaftı. penaltı pozisyonu ile alakalı olarak hakem yorumu denir ya, bana göre tartışmaya açık bir pozisyondu. ha dünkü deivid'in pozisyonuna "penaltı" diyenler için, yalçın'ın elini kolunu kullanmayarak, topla alakasız üzülmez'e kafayı çarpıp "çarpışma" gibi gösterdiği pozisyon 50 kere penaltı.
antalyaspor'un ciddi bir oyun kurucu ve ciddi bir forvete ihtiyacı var. bu şekliyle bu takım küme düşmekten ya son anda yırtar ya da küme düşer. veysel gibi ahı gitmiş vahı kalmış adamlarla bir şeyin olmayacağını bilmeliler. özgürcan özcan gibi bir adam bank asya'daki rize'ye giderken sen izliyorsan ve bu adamı göremiyorsan daha da bir şey denmez zaten.
sonuç olarak bu takımda bobo bu sezon iş yapmaz. ciddi bir 10 numara eksikliği hissedilmekte. kendimi holosko'nun yerine koyuyorum ve her halimle mükemmelken ilk 11'de yokum. ilk 11'de olsam, iyi oynadığım halde oyundan ilk alınan ben oluyorum ve formsuz olan arkadaş dahil oluyor. denizli geçen sene ilk 11 tercihinde hata yapıp, 2. yarılarda hatasından dönüyor ve maçı alıyordu ama bu sezon yine tercih hatası yapıyor, değişiklik yaparken de en olmaz adamı oyundan alıyor. ayrıca, bobo'ya terapi yapmak isterken holosko'yu kaybederse bu takım ciddi sıkıntı çeker. hücumdaki en etkili silahını paslandırma niyetinde olmaz umarız.
son sözü taraftara ayırdım kendi payıma.
beleştepe'den de olsa takımı yalnız bırakmadılar. maç başlarken bir 3'lü sesi geldi arkasından tezahüratlar falan... dedim "akredite olanlar bağırıyor herhalde" çünkü ses cidden güzel geliyordu sonra kameralar gösterince içimizi buruk bir sevinç kapladı. asılan pankartlar ise cidden anlamlıydı. "sesimi duyan var mı" ve "17 ağustos 1999 unutmadık" pankartlarıyla acılar canlandı, hüzünlendirdi.