cumartesi günlerine saklarım. dergiyi alınca ilk işim tüm sayfaları hızlıca taramak olur. umut çizmiş mi, yazmış mı, yazıp-çizmiş mi, coşmuş mu? bunlardan birini eksik görmek bile başlı başına umut sarıkaya tipi mutsuzluk olur avare gönlümde. yıpranırım. sonra fırat budacı'ya bakarım. o da yerli ve yerindeyse harkuladedir. (ki hep "yerli" olur, başka bir dilde yazdığını görmedim daha. lakin dergide olsa bile "yerinde" olmayabiliyor. sayfasının yeri değişiyo bazen ama, olsun)
dayanamayıp, kahvaltıdan önce iki adet umut karikatürü atarım (kısa olanlarından). maksat ayılayım, kendime geleyim. tak! orada keserim. araya kahvaltı girer. sonra dergiye en başından başlarım. teker teker okur, görkemli finali umut'un düzyası ile yaparım (lan amma da takıntılı adam mışım ha!).
her zamankinden farkı olmayan bir cumartesi geç sabahı, erken öğleniydi... kral bir kahvaltının ardından haftasonunun en kral keyfinin tam yeri, tam zamanıydı... bir bardak caanım davşan kanı çay, çıplak gövdem ile ben, kanepem ve uykusuz... (gövdemin çıplak oluşu, verilmesi elzem bir detay olmayabilirdi, lakin her şey açıklığa kavuşacak az sonra...)
sayfalar açılsın, çatışmalar başlasın...
bu hafta ikinci sayfayı da o çizmişti. mutluluk katmerlendi adeta. 4. sayfaya yani umut'un asıl sayfasına gelmeden çayı tazeleyim dedim. demekle da kalmadım. davşan kanı çay aynı zamanda ateşten bir gömlekti artık. bi yandan çayımı yudumlarken, umut'un ilk karikatürüne başladım. pekii sevgili sarıkaya ne anlatıyordu bu karikatüründe?
moderen hayat içinde, artık unutulmaya başlamış çay ocakları ayrıntısını... içinde çay ocağı barındıran bir iş hanının yerine plaza dikilmiştir... hem de ocağı çalıştıran ilyas usta farketmeden... usta üzülmesin diye ona çaktırılmamıştır. neden sonra, plaza dikici bizınısmen bunu itiraf eder. (çay bardağını elinde tutarken parmağıyla çay kaşığına bastırması detayını görmedim sanma sevgili sarıkaya!) ilyas usta inanmak istemez. inanacak yerleri ağrıyordur. ve haykırır:
"yalan söylüyorsun yalan. yalan! bu kadar çayı oraleti kim içiyo peki? her gün 50 defa demlik temizliyorum. kim içiyo öyleyse?"
...
tam bu anda yudumlamakta olduğum davşan kanı sıcak çayı püskürtmek suretiyle çıplak gövdemle buluşturdum. tabiki
"yandım anam!!!" nidası eşliğinde. işin ilginç tarafı, ilyas usta bu haykırışı yaparken demliği bizınısmenin üzerine doğru "tokut tokut" diye boşaltmaktadır.
ha bi de şöyle bişey var editi: bir karikatürü, düzyazı ile anlatmaya çalışmak da ayrı bir mutsuzluğa vesile olmadı değil. karikatür dünyası; affet beni.
tamam tamam bu son editi: umut sarıkaya seviyom lan seni. hep böyle kal. hep cana yakın. çaya yakın.
harbi bu son editi: kendilerini güldüren insanlara -özellikle de mizahçılara karşı- insanların, lan'lı lun'lu hatta küfürlü konuşma hakkını kendilerinde görmeleri de ayrı bir olgu, oluşum, terbiyesizlik, yok artık'lık, bize özgü bir cana yakınlık diil mi lan?