prison break'i bonus bölümü dahil 4 sezon izlemeyen (elbette izlemeye meyilli olan) okumasın uyarıyorum şu noktadan itibaren "." fena halde spoiler içerir.
ah ulan michael ah, böyle mi olacaktı olm. 4 yıl bekledik senin özgürlüğüne kavuşup o hayalini kurduğun sörfçü dükkanını açacağın günü, sarah ile mutlu olacağını, lincoln'un başını derde sokmayacağı günleri. çok şey mi istedik be? (ulan fazla dramatik oldu böyle olmaması gerekiyordu)
dizinin ilk sezonunda keskin zekan, olaylar karşısındaki soğuk kanlı duruşunla hayran etmiştin kendine bizi. bir inşaat mühendisi nasıl olurdu da her boktan anlardı, kavga edememesine rağmen nasıl olurdu da hapishane ortamında hayatta kalmayı başarırdı. daha doğrusu nasıl bir adam yıllarca umursamadığı ağabeyi için yüksek güvenlikli bir hapishaneye girip onu oradan kaçırmak için pamuk ipliğine bağlı bir planı uygulamaya koyardı. tüm bunlar benim için hiç izlemediğim lost dizisinden daha izlenir yapmıştı prison break'i. oz'u da hiç izlemediğim için prison break yepyeni bir şeydi, hapisten kaçma hikayelerinin sinema versiyonlarını izledik (alcatraz'dan kaçış) lakin bunun 22 bölümlük bir sezona yayılmasını hayal bile edememiştik. neyse ne diyordun michael hakkında, vücudundaki dövmelerde gizli harita ve yaptığı nefis kaçış planıyla adeta bizi dumura uğratıp kız olsam verirdim kıvamına getirtti (ki gerçek hayatta verirdim diyenleri boş çevirmiyormuş). sonra sarah tancredi vardı, dünyalar güzeli değildi ama her 3 prison izleyicisi erkekten 2'si ona çoktan aşık olmuştu. öyle hoş bir gülüşü vardı ki, lan şu dizinin başına gelmiş iyi şey sarah'dır aynı zamanda 4. sezonda ölü olmasına rağmen yapılan düzenleme ile geri dönerek dizinin başına gelmiş en kötü şeydir.
mükemmel bir sezonun ardından 21. bölümde duvarları aştığında dışarıdaki işinin bu kadar zor olacağını hiç tahmin etmemiştik. sonunda özgürlüğüne kavuştu, bir de paraları buldu mu bundan güzeli yoktur gari demiştik. yine nefes almadan 2. sezonu izlemeye koyulduk, ilk sezondaki yine dövmelerinde gizli şifrelerle hareket ediyor bu şekilde dizide hep bir esrar oluştuyordu ama başlarına fazlaca silah dayanmaya başlamıştı. dizinin senaristlerinin ufaktan götünün kalktığının sinyali bunlardı. dizi 2. sezonun ortalarına kadar hep tüm senaryosu bir oturuşta yazılmış izlenimi veriyordu yani bir bütünlük vardı. haftadan haftaya yazılan düşünüp taşınılıp bu hafta ne olsun türü değil, hep birbirini tamamlayan etkileyici geridönüşlere sahne olan bir yapısı vardı. bu çok cazip gelmişti bize, çünkü scofield'ın kolundaki poker kağıtları ilk sezonda da oradaydı, lakin 2. sezonda o numaraların koordinat olduğunu öğrendiğimizde "vay aq" demekten kendimizi alamamıştık. bir de karizmatik ve kararlı fbi ajanı alexander mahone var. şüphesiz 2. sezona damgasını vurup daha sonra piç olan bir karakter olmasına rağmen prison'un en akılda kalıcı karakterlerinden biri oldu. zaten dizinin 3. ve 4. sezonlarındaki en büyük sıkıntı da buydu, "nerden nereye geldik" şeklinde sorgulatan karakterlerin inanılmaz konum değişimi. 1. sezonda fox river'da kral olan brad bellick'in 2. sezonda hazine avcılığına soyunması, 3. sezonda fareye dönüşmesi ve 4. sezonda kendisinden hiç beklenmeyecek bir fedakarlık yapması gibi.
ya ben ne anlatıyordum da buraya geldik, neyse. 2 sezon iyiydi hoştu ağzımızda hoş bir tat bırakmıştı. o dönem prison, lost'a 5 basar türü iddialı laflar ediyordum ki zaten dexter izlemeye başlamamıştım henüz. lakin 2. sezonun sonunda olay bitecek derken "sona" adlı bir hapishane ve uzunca bir bekleyişin ardından 3. sezonun haberi geldi. mahone herşeyini kaybetmiş bir zavallı, bu kez scofield içeride lincoln dışarıda roller değişmiş, t-bag tesadüfler eseri sona'ya gelmiş, keza bellick de öyle. bonus olarak soru işaretleriyle dolu wistler. unutmadan güzeller güzeli grechten morgan. senarist grevi yüzünden 13 bölüme tamamlanan 3. sezon bize yine alışık olduğumuz türden bir kaçış hikayesi dışında pek bir şey vaad etmiyordu, beklendiği gibi oldu scofield'ın kaçışı başarılı oldu. bu sırada sarah sürpriz bir şekilde kafası kesilerek öldürüldü ki o kareyi dondurarak ekrana uzun uzun bakan tek kişi ben değilim sanırsam. şunu da belirtmek lazım 3. sezonun sonunda mulholland bulvarı filminin llrando şarkısı eşliğindeki final enfesti, ağlatırdı. gerçek bir finaldi işte karşımızdaki, t-bag hapishanede kral olmuştu, sucre ser sefil bir mahkum, lincoln oğluna ve yeni sevgilisine kavuşmuştu hem de tamamen aklanmış olarak, scofield ise silah ve origami ile arabada ilerlerken sezon bitmişti. artık dizinin devam etmeyeceğine emindik, ne var olamaz mı ufka doğru giden kahramanın ardından biten film görmediniz mi? ama hayır para hırsı yine olmadık şeyler yaptıracaktı yapımcılara.
çok geçmeden dizinin oyuncularından amaury nolasco patlattı bombayı ve 4. sezonun haberini verdi. bu kez michael esir de değildi, sevdikleri rehin de değildi. derin devleti çökertecekti güya bizi böyle kandırmışlardı. ama daha 1. bölümde yakayı ele verip ajan self piçinin adamı olup çıkmıştı. önceki sezonlarda kanlı bıçaklı olduğu herkes ekibin parçasıydı hem de. patlamaya hazır bomba lincoln ve mahone'un kusursuz uyumu dizinin içine o anda sıçmıştı. 3. sezonda mahone'u öldürmek için yanıp tutuşan lincoln, mahone evladını kaybedince bir çeşit duygusal bunalıma girip adamı affedivermişti. bu tür duygusal saçmalıkları scofield'tan sürekli gördüğümüz için ondan beklerdik ama lincoln'den değil. herneyse hayvan gibi bir sezon las vegas'tan miami'ye sürüklendik, ölüler ve emekliler sürekli diziye döndü. anne scofield'a bile alıştık ama sonunda ajan kellerman'ın ortaya çıkmasıyla bi siktir git çay koy aşamasına geldik.
kellerman elinde harika bir anlaşma ile hayatta kalan elemanlara dokunulmazlık verdi bu sefer oldu galiba dedik. 4 yıl sonraya atladı... yazmaya elim varmıyor amına koyim, scofield'ın mezar taşına bakıyor halde bulduk kendimizi. bu muydu şimdi? böyle bir son oldu mu şimdi? şirket'in süpersonik aletleriyle ameliyat olmuştu michael, niye öldürdünüz ibneler. ama adamı mezarında da rahat bırakmadılar 4 yıl öncesine tekrar döndürdüler adeta yaramızı deşmek için. ve michael scofield son bir hapisten adam kaçırma işini daha üstlenip bu uğurda karısını ve çocuğunu kurtarıp hakkın rahmetine kavuştu.