biri vardı, bu ülkenin 50 milyar dolarını laiklik adına* yaptıkları 28 şubat darbesi için ona buna hortumlatıp peşkeş çekip, en az bu iş kadar mükemmel diğer ekonomi politikalarıyla ülkeyi fırsatların kullanılabileceği bir dönemde ekonomik krize sürükleyenlerin cumhurbaşkanı seçtirdiği.
bu biri, neredeyse bayrak ile aynı değerde saygı gören bir forsu bulunan ve ülkenin gücünü, birliğini, azametini temsil eden cumhurbaşkanlığı makamında oturduğu halde, dahil olduğu siyasi kampın on milyarlarca doları göz kırpmadan çarçur ettiği gerçeği şöyle dururken milletle dalga geçer gibi ve çok gerekli birşeymiş gibi cumhurbaşkanlığının elektrik faturasını ödemek için arıza çıkartır, köşkün bahçe düzenlemesi ışıklarını falan "çok yakıyor" diye kapattırırdı.
yurtdışını ziyaret edip orda makamının avantajını kullanarak sorunlara arabuluculuk için diplomatik ilişkiler kurmak, ekonomik ilişkilerin artmasına çabalamak ve ülkeyi bu yolla etkinleştirmek için çırpınmak şeklinde bir vizyonu kaldıracak beyin yoktu bu adamda. onun yerine, kendisini çok seven(!) halkı koltuğunu elinden almasın diye ülkesini bir gün bile terkedememiş ulu diktatörün izinde manasızca yürür ve doğru kullanıldığında her anının altın değerinde getirileri olabilecek yurtdışı ziyaretlerini, ismet döneminin korkunç fakirliğinin ürünü olan para saklama zihniyetiyle savsaklar, cumhurbaşkanlığı uçağının kilometre başına yaktığı yakıtı düşünerek "aman para kullanılmasın, asırlarca deste deste kasada dursun ki kağıttan farkı kalmasın" şeklindeki, ekonominin doğasına bile ters davranış normu ile hareket ederdi.
cami değil okul ulan!
özel işleri ile ilgilenmekle yükümlü bir yığın insan orda dururken, her an kaynayan ortadoğu kazanında suikaste uğrama ihtimali olan bin düşmanlı türkiye cumhuriyeti cumhurbaşkanı değilmiş de, protokolde muhtar emmiye denk fiji adaları cumhurbaşkanıymış gibi gidip markette falan sıraya girerek hem kendisinin, hem çevresindeki insanların güvenliklerini tehlikeye atardı.
bu saçmalıklarını da hortum & laiklik a.ş.'nin medyadaki gözbebeği olan gazeteler çok güzel paketler sunardı. "politik bilinç" kavramının adını bilip, ikide bir kullanıp, içeriğinden habersiz olan cahiller sürüsü o yıllarda, en az "ben sizden biriyim" diye bağıran ultra-zengin starlara inanan dallama hayranlar kadar bilinçli şekilde "vay beee, cumbaba efendimiz hazretlerine bak, sanki üç kuruş para bulamadığımız için asgari şartlarda hayat sürmek durumunda olan bizlerden biriymiş gibi davranıyor" diye, bu olaydan sevinirler ve bu sevincin kendi eziklikleri değil, bu adamın yücrgönüllülüğü zannederlerdi. cumhurbaşkanlığına en berbat dönemini yaşatan bu adam, sonrasında da cuntacıların cumhuriyet mitingi falan soytarılıkları gibi projelerinde bu koyunsu sığlıktaki politik zihinlere çok matah işler yapmış bir figürmüş gibi kodlandı ve ah ah nidaları eşliğinde anılır oldu.
abdullah gül, bu adam değildir. aksine, bu adama hiç benzemez ve devletin tepesine 80 senedir çöreklenmiş "atatürk mafyası" ile hiç arası yoktur.
atatürk mafyasının çıkarlarını tehdit eden tehlikenin ve o günden bugüne yaşanan değişimin farkına varınca göreceksiniz ki, abdullah gül işte o yüzden suçludur ve vatan hainidir... (!!!!!!!!!!!!!)