komünizmi nasreddin hoca misali göle çalınan mayanın tutup tutmama ihtimaline dayandırmış tuhaf nedenler silsilesidir. Öncelikle devrimler tarihsel zorunluluklara dayanır. Tarihte kimse canı istediği için devrim yapmamıştır. Gelişmiş sanayi ülkelerinde devrimler üretim güçlerini elinde tutan burjuvazi ile feodal/aristokrasi düzenini temsil eden ve otorite amacıyla üretici güçlerin önünde engel oluşturan ve burjuvaziye güçlük çıkaran tarihin o dönemindeki ilerlemelere ayak uyduramayan devleti kurucu sınıflara karşı yapılmıştır. Sanayisi gelişmiş toplumlar bunu zaman zaman darbeler ile zaman zaman da üretici güçlerin önünü kesen aristokrasi ile parlamenter sistem yoluyla uzlaşarak gerçekleştirmiştir. Ancak sanayisi gelişmemiş ülkelerdeki devrimler ki bunların çoğu doğu ülkeleridir-asya tipi üretim tarzı-merkeziyetçilik, genellikle öncesinde verilen bir kurtuluş savaşı ile ya da dönemsel iç karışıklıklar/savaş gibi koşullardan faydalanarak iktidarı ele geçirebilir.
Sovyet sosyalizmi hakkında okuma yapılırsa 1905 şubat devrimine kadar geçen sürede Ramanof hükümdarlığı altındaki rus çarlığı klasik aristokrasinin burjuvazi sınıfı ile uzlaşma yapmayı reddeden ve iç isyan ve savaşlar nedeniyle kraliyeti parlementer sosyalistlere devretmek zorunda kalan bir çarın trajedisini yansıtır. Çarın hükmünü nasıl geçirdiğini az çok tahmin edebilirsiniz. Binlerce işçiyi kanlı pazar denilen olaylarla mitralyözler ile taramak görüldüğü üzere o dönem işe yaramamıştır.
Sovyet sosyalizminin asıl kuruculuğunu üstlenen ekim devrimi ise, yine burjuvazinin çardan devraldığı aynı sömürü koşullarına karşı işçileri iktidara taşıyan bolşevik bir ihtilaldir. Şubat devriminin burjuvazi üretim-tüketim ilişkisini bozmadığı görülür. Kaldı ki hem şubat hem de ekim devrimi sırasında sovyetlerde gelişmiş bir sanayiden de söz edilemez. Stalin döneminde bu aşılmaya çalışılmıştır.
Konuyu çok dağıtmadan kısaca 20. yüzyıl savaşlar ve devrimler çağı olmuştur, 21.yüzyıl kapitalizmin küresel krizleriyle çalkalanmaktadır. Milyonlarca insanın hayalindeki batı odaklı küreselleşme ve kapitalizmin refah devleti imgeleri yavaş yavaş çözülmektedir. Milyonlarca insan zor şartlar altında sömürülmekte, daha kötüsü işşizlik katlanarak artmaktadır. Liberal politikalar krize karşı emperyalist savaşları son çare olarak yine kullanacaktır. Ancak iyi örgütlenmiş ve bilinçli bir işçi/emekçi sınıfı zannımca iki dünya savaşı boyunca yediği kazığın aynısını bu sefer yutmayacaktır. Öncelikli hedef her ulusun işçilerinin birleşmesidir.