bütün bir türk muhafazakar düşüncesinin açmazıdır bu prensip. Osmanlı modernleşmesinin bir mirasıdır, ve bir yandan modernleşirken öte yandan kendine özgü kültürel yapının korunması kaygısından kaynaklanması sebebiyle, Alman Romantizmiyle de benzerlik taşır.
Aslında bu prensip, bir anlamıyla açmaz değildir. Şöyle ki, hakikaten batının ilmini alıp, kültürünü almayabilirsiniz. Aynı 18. yy Osmanlı'sı gibi, Batı'nın ordu-ikmal yapısını taklit edebilirsiniz mesela, veya günümüzün Suudi Arabistan'ı gibi ülkenizi en gelişmiş uçaklarla ve mükemmel plazmalarla dolurabilir, ve öte yandan da kendi kültürünüzü korursunuz. Ancak, kültürel alanda Batılılaşmadığınız sürece, bu ilmi ancak Batı'dan (satın)almakta yetinmek durumundasınız. Zira o ilim boşu boşuna, şans eseri Batı'da üretilmiyor. Batı kültürü, o ilmin içerisinde büyüdüğü bir ana rahmi adeta.
Tabii ilmi yaratan Batı'nın kültürü deniyorsa da, Batı'nın her kültürel özelliği bu ilmi gelişmede etkili değildir elbete. Zatenaslına bakılırsa, karşımızda homojen bir "batı" da yoktur. Biraz avrupa'ya gelip gitmiş, turist olarak eyfel önünde fotoğraf çektirmekten öteye gidebilmiş herkes, Avrupa toplumlarının kültürel çeşitliliğini görebilir. Demek ki bu kültür fakrlılıkları illa ilmi gelişmeyi engellememektedir. Dolayısıyla Batı'nın 'alınması gerek kültürü' derken neyin kastedildiği açıklanmalıdır. Uzun mevzu tabi, üstelik kesin bir tanım yapmak da zor. Ancak şöyle denebilir: Batı toplumları arasında ortak olan ne özellik var ise bunu almak gerekir. Misal, bizdeki muhafazakarların sandığının aksine, belirli bir din anlayışı değildir Batı kültürünün çekirdeği. Zira katolikler ve protestanlar arasındaki, ve hatta farklı protestanlıklar arasındaki fark, iki farklı dini inanç arasındaki farktan az değildir. Üstelik, Avrupa'da dinsizlik de belirli oranlarda vardır. Demek ki, hristiyan olunmadan da Batı kültürü ve terbiyesi edinilebilir. Ancak, mesela bireye önem vermek ve bireyi kendi içinde değerli, sadece kendini temsil eden bir varlık olarak görmek (mesela "kız kardeşim BENiM namusundur" dememek) tam da bu Batı kültürüne içsel bir şeydir. Aslında Batı'nın liberali de, Marksisti de, bu 'hafif' anlamında bireycidir. Bu bireycilik, bireyin bilme-araştırma arzusunu kamçılar, sosyal yaşamda ilerleme, çabalama güdüsü sağlar. Oysa dayıgilleriyle yanyana yaşayan, tek hanede 10 kişi oturan, mahallelisi ile akraba olan ve kendisini bir aile-cemiyet üzerinden tanımlayan kişiler çok güçlü bir sosyal aidiyet hissine sahip olacaklar ve bu tip kaygılar daha az olacaktır.
Son olarak, "islam filozofları Yunan ilmini aldılar, kültürünü almadılar" diyen yurdum muhafazakarına, önce o Yunan ilmi ve kültürü üzerine okumasını, ardından da o islam filozofları ne demiş onlara bir bakmasını öneriyorum. Çünkü o islam filozofları sadece Aristoteles'in Fizik'i üzerine kitaplar yazmadılar veya sırf Aristo'dan gelen biyoloji bilgisiyle ilgilenmediler. Ethika üzerine şerhler de yazdılar, Platon'un devleti üzerine de düşündüler, hatta demokrasi tartışmaları yaptılar ve birey-devlet ilişkisinin nasıl olması gerektiği üzerine kafa yordular. Bütün bu sosyal-siyasal tartışmalar, tam da antik yunan kültürünün kavramlaştırmalarıyla yapıldı; tıpkı bir Yunan Polis'inde yaşayan düşünür gibi akıl yürüterek yapıldı. Ve hatta bu islam filozofları, dünya karşısında kendilerini, tıpkı SOkrates gibi, bilmeyi arzulayan nesneler olarak konumlandırdılar. Bugün "Allah kendisinden bir tane daha yaratabilir mi?" diye sorulduğunda, "bu ne saçma soru", "Allah bilinemez ki", veya "tıpkı bir köpeğin, bir insanın amaçlarını anlayamayacağı gibi..." şeklinde yanıtlar alıyoruz. Oysa zamanının iSlam filozofları için Allah bilinebilen, ve hatta dinin adilliği için, insan tarafından tamamen anlaşılabilir olması gereken bir varlık idi. işte o nedenle, mesela şunu diyebilmektedir dönemin islam filozofları: "Allah'ın evreni yaratmak için herhangi başka bir anı değil de, o yaratmış olduğu anı seçmesinin bir sebebi olmak zorundadır, çünkü Allah nedensiz iş yap(a)maz". Bugün pek çok ilahiyatçı bu yollu düşünmeyi küfür dahi sayabilir.
Şimdi bütün bunlar ortadayken, "islam filozofları yunan kültürü almamıştır" demek için, yunan kültüründen Zeus'a inanmayı, sabah akşam erkeklerle yatmayı, ve şarap içmeyi anlamak gerekiyor. Bunun için de, aslında kendi okumak istediklerini okuyan, kendinden farklı olanı ise ahlaksız a indirgeyip kategorize eden bir köktenci olmanız gerekli. Zaten öyle bakanlar için Batı kültürü de, bodruma gelip sizinle sevişen 2-3 Batılı proleter'den, avrupa'da intihar eden yalnızlardan, bir de siyahlar giyen satanistlerden ibaret. Aferin onlara...