Sana gitmek düşmüştür, gitmişsindir. Ayrılmışsındır sevmek, aşık olmak nafile ayrıldın işte. Ne kadar bağırsan, çağırsan neye yarar ki? En çok sevdiğin kişi yok artık hayatında. Çevren ne kadar kalabalık, ne kadar çok tanıdığın olsada, teksindir. Yalnızlık denilen şey işte. Hayatını kendinle paylaşmak, daha doğrusu paylaşamamak. Kalbine başkasına sokamamak. Çok zor şeyler değil mi bunlar? Ama bunları yaşarsın sevdiğinde, yaşıyorum akabinde. Kurtulmaya çalışırsın. Ne kadar uğraşsanda kurtulamazsın sevdandan, o senin en önemli yerinde, yaşamana sebep veren yerde yaşar, kalbinde. Kurtulmanın tek yolu onun durmasıdır, belki o bile yetmeyebilir.
Belki yasak olmasa kendin durdurursun o kalbi, bitsin diye. Ölmekten korkmazsın ama yapamazsın işte. Boşluktasındır kısacası. Ne yaptığını, ne yapman gerektiğini ve ne yapmaman gerektiğini bilemezsin. Bu bilinmezlik yüzünden hep yanlış olanı yaparsın, istemesende. Belki üzersin karşındakini, sevdiğin kişiyi yani. Hep sabırsızlık yüzünden değil mi? Oysa ki birazcık sabrın olsa belki şu an hala o'na rahatlıkla ve mutlulukla "canım" diyebilecektin. Ama olmaz, yapamazsın artık. Artık aranızda mesafe vardır. Artık senin o'nu uzaktan sevmen gerekir. Ama olmaz başaramazsın. Uzaktan sevmek nedir ki? Bunu anlayamazsın, saçmalık olduğunu anlarsın. Çünkü benim sevgim o'nu mutlu etmiyorsa, ben o'na sevdiğimi hissettiremiyorsam ne manası vardır sevmenin, aşık olmanın. Zaten bu ayrılığın devamındaki sevdiğin kişiyi bekleme evresindeyken hiçbir şey mantıklı gelmez sana. Yaptıkların, yapmayı düşündüklerin hatta bazen o'nu sevmelerin bile saçma gelebilir. Düşünürsün ben "O'nu bu kadar severken o niye beni dinlemiyor?" gibi bir soru aklını çelmeye yeter bazen. Aslında bu şekilde ne kadar sadık olduğumuzu, ne kadar sevdiğimizi test edebiliriz. Bu şeytan kandırmacası basit bir soru, basit bir tuzakta pes ediyorsan ayrılmanın her iki kişi için de en iyisi olduğunu anlarsın. Ama ya o tuzağa düşmüyorsan, ya sen o'nu hala seviyorsan. Bunun sonucu beklemektir, beklemeye devam edeceksindir. Çünkü kalbine başka birini sokabilsen belki şimdi çoktan, kalbine giren kişiye "hayatımın en değerli varlığı" demiş olurdun, o kadar zaman geçmiştir ama hayatının en değerli varlığı aynı kişidir beklediğin, kimsenin kimseyi sevemediği kadar sevdiğin kişidir. Ama sen hala beklemektesindir. Beklemeye devam edeceksindir, çünkü o aklından çıkmaz. Çünkü o Dünya'daki en rahat yere yerleşmiş, kalbine. O bunun farkında olmasada.
Farkına varmasını istersin o'nun hala kalbinde olduğunun. Bir çaba içersindesindir, "beni anla" nidaları atarsın içten içe. Ama nafile, anlatamazsın kendini yada o anlamaz, anlamak istemez ne fark eder ki? Senin o kadar sevmen, senin o kadar o'na bağlı olman bi' şeyi değiştirmezler. Arada bir eser, sinirlenirsin ama o'na bi' şey diyemezsin ki, kırmak istemezsin, Dünya'nın en mutlu insanı o olsun istersin. Kendi kendini yersin, içten içe. "Ah beni birazcık anlasa" dersin, "Ah bana birazcık güvense" belki Dünya'nın en mutlu kişi sevdiğin olacak ve bundan dolayı Dünya'nın en mutlu kişisi sen olacaksındır. Ama ne dersen faydasız, yok olmuyor. Senin anlatacak kelimeler bulamaman, kelimelerin bu sevgiyi taşıyamama korkusu bile derdini anlatmana yardımcı olamaz.
ikinci bir şans, bunun için her şeyi yaparsın. Belki hayatında ilk defa birinden ikinci bir şans dilersin, belki hayatında ilk defa bu kadar seversin ve bundan dolayı her şeyi düzeltmek istersin ama sevdiğin kişiden duyduğun bir "hayır" herşeyi mahveder, üstelersin sanki üstelemekle o'na evet dedirtebileceksin gibi. Hatta bu üstelemenin senin aleyhine yani söylediği "hayır"'a katkı olduğunun farkındasındır ama genede üstelersin. Hiçbir şeyi önemsemezsin bu gibi durumlarda. Mesela yalvarman seni gurursuz gibi gösterir. Aslında gurursuz değilsindir, gerçi nasıl görüneceğin pekte umrunda değildir. Çünkü sen hiçbir şeye önem vermediğin kadar önem verdiğin biri için, hiç kimseyi sevmediğin kadar sevdiğin kişi için çabalıyorsundur. Yani o'nun, sevdiğin kişi için çabalıyosundur. Bundandır nasıl göründüğünün umrunda olması. Ama o birazcık umursasa seni değil mi? Ağzından çıkacak iki heceli bir kelimeyle yani bir "evet"'le seni evrenin en mutlu insanı yapabilir oysa ki. Ama her şeyi söyletsende bir "evet" çıkartamazsın ağzından. Sen ne kadar sevsende, sen ne kadar umursasanda o umursamaz işte.
Çok üzülürsün, belki o'nu da üzmüşsündür. Bu ihtimali düşünmek istemezsin o'nu üzmüş olduğunu düşünmek bile içine karabulut girmesine sebep oluyordur. "Ya sebep olupta üzdüysem" dersin içinden, "ya bir an bile üzdüysem o'nu." Üzdün elbet yoksa niye sen şu an bekleme evresinde olasın, yoksa sen şuan niye her şeyi düzeltme çabasında olasın ki. Özür dilersin defa kez, özrün hiçbir şeyi düzeltmeyeceğini bilerek.
Beklemek böyle bir şey işte. O'nun yanında değilsindir, ama o'nu inandıramayacağın kadar çok seversin ama yok nafiledir, boş. Sevmek belki ilk defa çaresiz kalmıştır senin için ve belki yılların bir kurşundan daha hızlı olmasını dilersin, yani ölmeyi. Sanki ölüm çare olacaktır yarana. Yalan! Farkıdasındır sende, bu sevda sonsuz, bitmiyor işte.