12 mart ihtilalin pencesinde demokrasi

entry9 galeri
    7.
  1. 4. bölüm- baskın:

    22 şubat isyanı başarısızlıkla sonuçlanmış, ancak her şey bitmemişti. isyanın lideri albay aydemir, yeni bir müdahale peşindeydi. aydemir ve arkadaşlarının affı meclise geldiğinde bu kez ap'liler ayaklandı, eski dp'lilerin de affını istedi. yaşanan gerilim, chp- ap koalisyon hükümetinin istifasıyla sonuçlandı. böylece cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükümeti, fazla iş yapamadan altı ayda dağıldı. cumhurbaşkanı cemal gürsel, hükümeti kurma görevini yeniden chp lideri ismet inönü'ye verdi. inönü, bu kez ckmp ve ytp ile bir koalisyon hükümeti kurdu. af sorunu ise uzun bir süre gündemi meşgul etmeyi sürdürdü.

    nihayet 18 ekim 1962'de af çıktı. yassıada'dan az bir cezayla yırtan çok sayıda eski dp'li, çıkan afla kayseri cezaevinden tahliye edildi. celal bayar gibi müebbetlikler ve ağır ceza mahkumları ise af kapsamının dışındaydı. ancak, bu kısmi af bile bazı eski kinleri diriltmeye yetti. o hafta 5000 öğrenci, istanbul'da af aleyhinde gösteri yaptı. "katillere af yok" sloganları atıldı, affı destekleyen gazetelerin büroları saldırıya uğradı. gençlerin bu tepkisi, daha 2.5 yıl önce dp iktidarını deviren orduya da kısa sürede yansımıştı. zaten 22 şubat'tan itibaren kışlalar içten içe kaynıyordu. irili ufaklı o kadar çok cunta ortaya çıkmıştı ki, artık ankara'da cuntalar arası koordinasyon toplantıları yapılır olmuştu.

    ordudaki irili ufaklı onlarca cuntanın en güçlüsü, her şeye karşın talat aydemir liderliğindeki albaylar cuntasıydı. aydemir ve arkadaşları, 22 şubat'tan sonra emekliye sevk edilmişlerdi, ama vazgeçmemişlerdi. aydemir, yakın çevresine her fırsatta yeniden harekete geçeceğini, bunun için fırsat kolladığını söylüyordu. üstelik talat aydemir, bu çabalarında yalnız da değildi. başını ilhan selçuk, mümtaz soysal ve doğan avcıoğlu'nun çektiği yön dergisi çevresi, aydemir'in bu girişimlerini destekliyordu. genç harbiyelilerin desteği de eski komutanlarıyla birlikteydi. basında ve akademik çevrelerde de aydemir'e ciddi bir destek söz konusuydu. talat aydemir, yeni bir müdahale arayışları sırasında bu unsurlardan cesaret alıyordu. ama aydemir'e asıl cesaret veren, onu yeni bir müdahalenin zamanının geldiğine ikna eden gelişmeler ise 1963 yılının mart ayında yaşanacaktı.

    eski cumhurbaşkanı celal bayar, 22 mart 1963'te özel bir afla tahliye edildi. bayar, 80 yaşında ve hastaydı. hükümet, kayseri cezaevine bayar için iki doktor göndermiş ve onların hazırladığı rapor doğrultusunda, yalnız bayar için özel bir af çıkarmıştı. bayar'ın tahliyesi üzerine yurdun her yanından bayar'ı karşılamak için onlarca araç, kayseri'ye akın etti. bayar'ın konvoyunun ertesi gün dev bir gövde gösterisiyle ankara'ya yaklaşması, başkenti bir alev topu gibi kavurmaya başladı. aynı günlerde istanbul'da da af yanlıları ve karşıtları arasındaki olası bir çatışma, askeri birliklerin araya girmesiyle önlenebilmişti. bu arada bayar'ın konvoyu ankara'ya yaklaşırken jetler, konvoyun üzerinde alçaktan uçuş yapmış ve bayar'a "biz buradayız" mesajını iletmişti.

    celal bayar'ın konvoyunun ankara'ya yaklaştığı dakikalarda ankara olağanüstü bir gerilim içindeydi. bu arada kimi ap'liler de denk geldikleri üniformalı askerlere ve askeri öğrencilere sataşmalarda bulunuyor, bu da karşı taraftaki gerilimi artırıyordu. bayar'ın konvoyu, üç yıl önce indirildiği çankaya köşkü'ne doğru yol alırken, kimi gençlik örgütleri de bayar aleyhine sokaklara döküldüler. bu gerilimin ortasında yüksek askeri şura acilen toplandı. bayar'ın anıtkabir'e gideceği duyulunca anıtkabir ziyarete kapatıldı. bayar, gerilimin giderek artması üzerine evine çekilmeye karar verdi. arkadaşlarıyla, dostlarıyla ve yandaşlarıyla orada özlem giderecekti. ama gerilim dineceğine gittikçe artıyordu.

    bayar'ın affına karşı sokağa çıkan yüzlerce kişi, ellerine geçirdikleri taş ve sopalarla ilerlemeye başladılar. hedefte ana muhalefet partisi olan adalet partisi'nin genel merkezi vardı. ap, 27 mayıs'tan sonra dp'nin mirasçısı olarak kurulmuş ve af konusunda en çok bastıran parti olmuştu. bu nedenle af karşıtlarının hışmını üzerine çekmişti. taşlı, sopalı yüzlerce kişinin ap genel merkezine hücum ettiği sırada bazı parti yöneticileri binada yalnızdı. saldırının boyutunun büyümesi üzerine yaşamları tehlikeye girmişti. tekme ve tokatlar eşliğinde binadan çıkıp canlarını kurtarabildiler. o gün yaşananlardan sonra ap genel idare kurulu üyesi süleyman demirel istifa etti. bazı yöneticiler, demirel'in korkup kaçtığını iddia ederken, demirel ise istifasının nedeninin genel başkan ragıp gümüşpala ile yaşadığı anlaşmazlık olduğunu ileri sürüyordu. yıllar sonra ap'yi bölünmeye götürecek bir çekişmenin ilk tohumları böylece atılırken, asıl olanlar bayar'a oluyordu. eski cumhurbaşkanı bayar, bir süre sonra hastaneye yatırıldı. sağlığında kayda değer bir değişim olmamasına rağmen yeniden cezaevine gönderildi.

    mart ayının son günlerinde yaşananlar, yeni bir müdahale peşindeki talat aydemir'i yüreklendirdi. aydemir'in niyetini bilen başbakan inönü ve hükümet alarmdaydı. başbakan inönü, mayıs ayında yaptığı bir konuşmada "3-4 gün içinde her an her şey olabilir. dikkatli olmak gerekir" demişti. inönü'ye ordu ve devlet içerisindeki haber kaynakları, aydemir'in yakın bir tarihte yeni bir darbeye teşebbüs edeceğini söylüyordu. aydemir, yeni bir darbe için gün sayıyordu.

    20 mayıs 1963'te talat aydemir ve arkadaşları, ankara zafer meydanındaki bir çay bahçesinde toplanıp son hazırlıkları konuştular. plana göre gece 23.00 sularında harekete geçeceklerdi. tam bir baskın planlanıyordu. hükümet, olan biteni haber alıp harekete geçmeden ordunun yönetime el koyduğu haber verilecekti. oysa ciddi bir dezavantajları vardı. 22 şubat'ta emekli edilmişti. artık üniformasızdılar. bu koşullarda kime ne kadar hükmedebilecekleri belirsizdi. yine de bir takım çalışmalar yürütmüşlerdi. gece yarısı radyodan darbe bildirisi okunacaktı. oysa darbe girişimi, talat aydemir'in hiç ummadığı bir biçimde hükümete sızdırılmıştı. kısa bir süre önce türkiye'ye dönen 14'lerden alpaslan türkeş, yakın çevresi aracılığıyla darbeyi hükümete haber verdi.

    20 mayıs'ı 21 mayıs'a bağlayan gece 00.00 sularında üç tanktan oluşan bir birlik, radyoevini kuşattı. aydemir'in damadı atilla altugan'ın da içinde olduğu askerler, darbe bildirisinin okunması için harekete geçti. ama burada hiç beklenmeyen bir olay yaşandı. nöbetçi spiker müberra yetkin, heyecandan önündeki bildiriyi okuyamamıştı. bunun üzerine üsteğmen ilhan baş, radyo başına geçerek darbe bildirisini okumaya başladı.

    bildirinin okunmasından sonra birlikler harekete geçti. tanklar hareketlendi, harbiyeliler sokakları tutmaya başladı. radyodan okunan bildiriye göre ordu, ülkenin yönetimine el koymuştu. oysa darbenin bütün gücü, 22 şubat emeklisi komutanlar, kara harp okulu öğrencileri ve radyoevi önündeki üç tanktan ibaretti. radyo susturulmazsa bütün ülke, talat aydemir'in yönetime el koyduğunu sanabilirdi. radyoyu susturma işini 28. tümen komutanı yarbay ali elverdi halletti. saat 00.50 sularında elverdi, yanında iki erle radyoevini bastı, darbeci teğmeni tutuklayıp mikrofonun başına geçti ve karşı anonsa başladı. o ana kadar orduyu aydemir'in arkasında sanan birlikler, bir anda duraladılar.

    saatler gece yarısını geçerken albay aydemir, kara harp okuluna varmıştı. generaller ise genelkurmayda mevzilenmişlerdi. taraflar yığınaklarını yapmış, hazırlıklarını tamamlamış ve hücum emrini bekliyorlardı. oysa görünürde ne darbeciler vardı, ne de hükümete bağlı birlikler. bütün olaylar, bir radyoevi anons stüdyosunda olup bitiyordu. radyoevinin egemenliğini alan taraf, iktidarı ele geçiriyordu. saat 02:05'te radyoevi yeniden el değiştirdi. radyoevini basan harbiyeliler, yarbay elverdi'yi tutuklayıp darbe anonslarına başladı. herkes şaşkına dönmüştü. bazı subaylar da radyodaki anonsa göre taraf değiştiriyor; aydemir'in anonslarını duyunca aydemir'e, genelkurmay'ın anonslarını duyunca genelkurmay'a yanlıyordu. başkent adeta ikiye bölünmüştü. bakanlıklar ile çankaya arası hükümetin, bakanlıklar ile ulus arası isyancıların elindeydi. sınır bakanlıklar bölgesinde çizilmiş, silahlar da orada patlamıştı. başkent, bir anda savaş alanına dönmüştü. jetlerin açtığı ateşlerden ölenler ve yaralananlar olmuştu.

    saat 03.30 sularında genelkurmay başkanı cevdet sunay'ın emriyle radyonun etimesgut vericisi devreye sokuldu. bu kez radyodan sunay'ın sesi duyulmaya başlandı. radyo dört saat içinde dördüncü kez el değiştirmiş, radyodaki iktidar savaşını isyancılar kaybetmişti. bu gelişmeyle 21 mayıs ayaklanmasının da sonu gelmişti. genelkurmay başkanının sesini duyan subaylar, aydemir'in saflarından birer ikişer uzaklaşmaya başlamıştı. saat 04.00 sularında genelkurmaya bağlı birlikler harekete geçti. çubuk'taki alay, caddelerden harbiyelileri toplarken, radyoevi de cuntacılardan temizlendi. darbecilerin karargahı olan kara harp okulu, gün ağarırken kuşatıldı. talat aydemir, az sayıdaki arkadaşıyla birlikte, jetlerin yoğun ateşi altında harbiye'den kaçmayı başardı. sabah olduğunda darbe girişimi tamamen bastırılmıştı.

    21 mayıs 1963 günü saat 12.25'te talat aydemir, ankara'nın küçükesat semtindeki bir evde yakalandı. isyancılar birer ikişer karakollara götürüldü. bir polis memuru, aydemir'e götürüldüğü karakolda "kurtulursanız ne yapacaksınız" diye sordu. aydemir, bu soruyu "bir daha deneyeceğim" diye yanıtladı. ama aydemir'in bir daha deneme şansı olmadı. 21 mayısçılar, 1963 yazından itibaren yargılanmaya başladılar. sanık sayısı 1500'ü buldu. bütün harbiyeliler okuldan atıldı. bir bölümü, 21 mayıs'taki rolünü inkar etti ve salıverildi. bazıları ise birkaç yıl hapis cezasıyla kurtuldu. davanın sonunda emekli albay talat aydemir ve emekli binbaşı fethi gürcan'ın idamlarına hükmedildi. önce fethi gürcan idam edildi. ardından sıra talat aydemir'e geldi. aydemir, bir gece yarısı hücresinden alındı ve darağacına çıkarıldı. "memleket için hayırlısı olsun" deyip darağacını tekmeledi. gürcan ve aydemir'in idamlarıyla 22 şubat ve 21 mayıs dosyaları kapanmış oluyordu. iki komutan da doğruluğuna sonuna kadar inandıkları girişimlerinin bedelini canlarıyla ödemişlerdi.

    anlatanlar: emin aytekin, zihni çetiner, cüneyt arcayürek, vahit suiçmez, mümtaz soysal, mete akyol, yılmaz erkekoğlu, mehmet turgut, süleyman demirel, saadettin bilgiç, ferruh bozbeyli, metin toker, atilla altugan, alpaslan türkeş, muhsin batur, ergin konuksever.
    0 ...