12 mart ihtilalin pencesinde demokrasi

entry9 galeri
    5.
  1. 2. bölüm- albay:

    o günlerin deyişiyle "ikinci cumhuriyetin" ilk parlamentosu, 25 ekim 1961 günü öğle saatlerinde açıldı. ülkeyi 27 mayıs'tan beri yöneten milli birlik komitesi üyeleri, artık tabii senatör unvanıyla parlamentoda bulunacaklardı. parlamentonun açılmasında aslan payı, chp lideri inönü'ye aitti. inönü, askerler ile siviller arasındaki yoğun pazarlıkların ardından parlamentonun açılabilmesinden dolayı mutlu ve huzurluydu. ap'liler ise inönü kadar memnun ve huzurlu değildi. süngü tehdidi altında gürsel'in cumhurbaşkanlığına evet demek zorunda kalmışlardı. ancak, 27 mayıs'ın liderine oy vermeyi içlerine sindiremiyorlardı. sonunda bazı milletvekillerinin önerisiyle boş oy atmaya karar verdiler. böylece tepkilerini ortaya koyacaklardı. nitekim, oylama sonucunda 156 boş oy çıkmıştı. ama sonuç değişmedi. cumhurbaşkanlığı seçimine tek aday olarak giren cemal gürsel, türkiye cumhuriyeti'nin dördüncü cumhurbaşkanı seçildi. gürsel, türkiye cumhuriyeti'nin o güne kadarki 38 yıllık tarihinde bu makama gelen asker kökenli üçüncü isimdi. gürsel, hükümeti kurma görevini ismet inönü'ye verdi. inönü de uzun süren pazarlıkların ardından adalet partisi ile bir koalisyon hükümeti kurdu. böylece türkiye cumhuriyeti tarihinin ilk koalisyon hükümeti olan chp-ap koalisyonu, 1961 yılının sonlarında kurulmuş oldu.

    1961'in son günü, 31 aralık 1961'de istanbul saraçhane meydanında yapılan işçi mitingi, türkiye'nin içine girdiği yeni dönemin habercisi niteliğindeydi. toplum, adeta bir kış uykusundan uyanıyormuşcasına hareketliydi. işçi mitinglerinde on binler sokağa çıkıyor, sendikalar, gençlik örgütleri ve toplumun değişik kesimleri, "biz de varız" diyerek ses yükseltiyordu. bu kritik dönemde chp-ap koalisyonunun en önemli makamlarından birine o güne dek kimsenin pek tanımadığı bir isim olan gazeteci bülent ecevit getirildi. '60'ların ikinci yarısından itibaren "ortanın solu" adıyla chp'yi değiştirip dönüştürecek olan, uzun vadede türkiye siyasetine de önemli etkilerde bulunacak bir isim, böylelikle tarih sahnesine çıkıyordu.

    1962 yılının ilk günlerinde türkiye'deki en önemli tartışmalardan birisi af konusu üzerindeydi. seçimlerden dp'nin mirasçısı ap, ikinci parti olarak çıkmış ve chp ile koalisyona gitmişti. ap'nin seçim başarısında kayseri'de hapis yatan celal bayar ve arkadaşlarının desteğinin payı büyüktü. dp'nin mirasçıları iktidar ortağıyken asıl mal sahiplerinin, yani eski dp'lilerin hapiste olmaları, belli kesimlerde rahatsızlığa yol açıyordu. ap'liler hemen af için bastırmaya başladılar. ancak, karşılarına 27 mayıs'ı yapan askerler çıktı. daha birkaç ay önce idamlarından söz edilenlerin aflarının gündeme gelmesi, belli kesimlerde rahatsızlığa neden oluyordu. bazı gençlik örgütleri, af aleyhinde protesto eylemi yaptılar. affa karşı sokaklara taşan kitlesel tepki, yeni bir müdahale peşindeki kara harp okulu komutanı albay talat aydemir ve arkadaşlarını yüreklendiriyordu.

    talat aydemir ve arkadaşlarını hareketlendirecek asıl olay, 28 ocak 1962'de kopacaktı. o gün iller bankası genel müdürü selahattin babüroğlu ile ap milletvekili nuri beşer, anadolu kulübünde yemek yiyorlardı. beşer, eski bir asker olan babüroğlu'na askerleri kızdıracak bazı sözler söyleyince ortalık karıştı. beşer, apar topar kulüpten uzaklaştırıldı. ancak, olay kısa sürede ankara'nın tüm garnizonlarına yayıldı. silahını kapan her subay, beşer'i aramaya koyuldu. ankara'da günler süren bir sürek avı yaşandı. işin şakası yoktu, beşer bulunsa kan akabilirdi. ap, beşer'i feda etmek zorundaydı. nuri beşer'in dokunulmazlığı kaldırıldı ve açılan davada hapse mahkum oldu.

    başbakan inönü, aylardır yaşanan gerilimin nereye varabileceğini görüyordu. eski bir asker olan ismet paşa, bir radyo konuşması yaparak hem dp'nin intikamı peşinde koşanlara, hem de bunu fırsat bilip yeni bir darbe planı yapanlara karşı açıktan tavır aldı. ardından ikinci kozunu oynadı; genelkurmay başkanı orgeneral cevdet sunay'ı devreye soktu. sunay, hem inönü'ye yakındı, hem de yeni bir darbeye karşıydı. 19 ocak 1962 günü genişletilmiş komuta konseyi, genelkurmay binasında toplandı. bir yanda müdahale yanlısı aydemir ve albayları, öbür yanda müdahaleye karşı çıkan orgeneral sunay ve generalleri vardı. sunay, inönü başta olduğu müddetçe sorunların çözülebileceğini, ordunun inönü'ye güvenmesi gerektiğini söyledi. ama sıra aydemir'e geldiğinde durum değişti. aydemir, sunay'a "memlekette ikinci bir ihtilal mutlaka olacaktır. hiyerarşik olanı, en az zararlısı olur" diyerek liderlik teklif etti. ama sunay, aydemir'in bu teklifini reddetti. toplantının sonunda "arkadaşlar, mesele anlaşılmıştır. şimdi inönü'ye gidip ordunun kendisine bağlı olduğunu bildiriyorum" dedi.

    inönü ve sunay, genelkurmay'daki toplantının ardından bir araya geldiler. sunay, aydemir'in sözlerine sinirlenmişti. inönü'ye "paşam, bu ordu size bizden daha çok itimat eder" diyerek kara harp okulu'nu ziyaret teklifi yaptı. inönü, bu teklifi makul buldu. harbiye'ye gidip cuntacıları kalelerinde vuracaktı. 5 şubat 1962 günü inönü, aydemir'in komutanlığındaki harbiye'yi ziyaret etti. ziyaret sırasında malatyalı bir öğrenci, inönü'yü görünce heyecandan bayılmıştı. aydemir'in korktuğu olmuş; inönü, harbiyelileri etki altına almıştı. inönü ve aydemir arasındaki soğuk savaş, ziyaret boyunca kıyasıya devam etmiş, iki komutan birbirlerinden hoşlanmadıklarını adeta göstermişlerdi.

    inönü'nün harbiye ziyaretinin ardından cuntalar telaşlandı. zaman geçtikçe müdahale güçleşiyordu. bu durumda askeri müdahalenin bir an önce yapılması gerekiyordu. en zararsız müdahale, hiyerarşik olarak gerçekleşecek olan müdahaleydi. bunun tek koşulu vardı; genelkurmay başkanı cevdet sunay'ın hareketin başına geçmesi. ama sunay bu yönde kendisine yapılan teklifleri açıkça reddetti. sunay'ın red yanıtından sonra 9 şubat 1962 günü ankara ve istanbul cuntaları, istanbul balmumcu'daki jandarma tugayında toplandılar. 54 subayın katıldığı toplantıya istanbul valisi korgeneral refik tulga başkanlık ediyordu. tulga, sunay'ın red yanıtını orada öğrendi ve "hiçbir komutan bunu kabul etmiyorsa ben kabul ediyorum, derhal harekete geçelim" dedi. bu konuşmanın ardından tarihe 9 şubat protokolü adıyla geçen belge imzalandı. bu protokole göre, komuta kademesi ve hava kuvvetleri ikna edilerek 20 gün içinde iktidara el konulacaktı. bu belgeye 54 subayın tamamı imza attı.

    9 şubat protokolünden inönü ve sunay, ertesi gün haberdar oldular. görünüşe bakılırsa ordu ikiye bölünmüştü. bir yanda müdahale yanlısı karacılar ve denizciler, öbür yanda müdahale karşıtı havacılar ve komuta kademesi vardı. şimdi hamle sırası inönü'deydi. emir verip hepsini tutuklatabilirdi, ama bu seçenek aklına yatmadı. zira böyle bir hareketin o subaylara daha büyük bir desteği beraberinde getirebileceğinden endişe ediyordu. oysa bu komutanları mevcut görevlerinden alıp başka yerlere tayin ederse hem darbe tehlikesi bertaraf edilebilecek, hem de darbeci komutanların arkalarındaki silahlı destek ellerinden alınmış olacaktı. içlerinde kara harp okulu komutanı albay talat aydemir ve ankara merkez komutanı albay selçuk atakan'ın da olduğu kimi subaylar, doğu anadolu'ya tayin edildi. bu tayin kararlarının bildirileceği gün 22 şubat 1962'ydi. kıyametin o gün kopması bekleniyordu ve o gün koptu.

    anlatanlar: metin toker, suphi karaman, ferruh bozbeyli, mehmet turgut, bülent ecevit, halil akkurt, yılmaz erkekoğlu, baha akşit, talat turhan, nuri beşer, vahit suiçmez, mete akyol, emin aytekin, selçuk atakan.
    0 ...