17 eylül 1961 günü öğle saatlerinde devrik başbakan adnan menderes idam edilmişti. menderes'in idam edildiği dakikalarda adalet partisi genel başkanı ragıp gümüşpala ve ap yöneticisi şinasi osma, milli birlik komitesi üyeleriyle görüşmek istediler. mbk üyeleri, eski komutanları olan gümüşpala'yı kıramadı. gümüşpala ve osma, ap örgütünün ayakta olduğunu, iki eski bakanın ** kurtarılamadığını, hiç değilse menderes'i kurtarmak için bir şeyler yapılması gerektiğini söyledi. görüşmedeki mbk üyeleri suphi karaman, sıtkı ulay ve refet aksoyoğlu ise bunun mümkün olmadığını ap'lilere anlattı. nitekim, görüşme sonuçsuz kalmış, iki eski bakanın ardından menderes'in cezası da infaz edilmişti.
1961 seçim kampanyası, yassıada mahkemelerinin ve idamların gölgesinde başladı. 27 mayıs'ın ardından siyaset sahnesinde üç aktör vardı. bunların ilki chp'ydi. rakibi dp tasfiye edilmiş, liderleri ya hapsedilmiş, ya da asılmıştı. sağ paramparçaydı. inönü iyimserdi ve iktidar planları yapıyordu. ikinci aktör ise dp'nin ardıllarıydı. sağdaki üç parti; ap, ckmp ve ytp, dp tabanına oynuyordu. eski dp'liler, bu üç parti içinde dp'nin mirasçısı olarak ap'yi görüyordu. işin ilginci, ap'nin başında emekli bir general vardı. ragıp gümüşpala, 27 mayıs'ta tutuklanan rüştü erdelhun'un yerine genelkurmay başkanlığına atanmış, iki ay sonra emekli edilmişti. siyaset sahnesinin üçüncü aktörü ise dp'yi deviren askerlerdi. aslında onlar da kendi içlerinde bölünmüşlerdi. görünürde iktidar mbk'deydi, ancak mbk artık gücünü tüketmişti. asıl güç, başını genelkurmay başkanı cevdet sunay'ın çektiği silahlı kuvvetler birliği'nin eline geçmişti. mbk ve skb dışındaki diğer güç odağı ise kara harp okulu komutanı talat aydemir'in başında olduğu albaylar cuntasıydı. albaylar cuntası, ordunun misyonunu tamamlamadığını, sivil yaşama geçmek için acele edilmemesini, askeri yönetimin bir süre daha devam etmesini savunuyordu. seçimlere giderken tablo işte böylesine karmaşıktı. düğümü sandık çözecekti.
nihayet idamlardan bir ay sonra, 15 ekim 1961'de seçimler yapıldı. akşam olup da seçim sandıkları kapandığında tam bir şok yaşandı. tüm beklentiler altüst olmuş, hiçbir parti tek başına iktidar olamamıştı. seçimlerden birinci parti chp çıkmıştı ama dp'nin mirasçısı olma iddiasındaki üç sağ partinin toplam oyu yüzde 60'ı buluyordu. üstelik, üç sağ partinin bir koalisyon çatısı altında birleşmeleri de mümkündü. ama tek sorun bu da değildi. cumhurbaşkanlığı için dp'ye yakın bir hukuk profesörünün, ali fuat başgil'in adı geçiyordu. tüm bunlar, 27 mayıs'ı yapan komutanlar arasında bir endişeye yol açtı. dp, süngüyle devrildikten 1.5 yıl sonra sandıkla geri dönüyordu. "demir kırat diriliyor" paniğiyle cuntalar toplanmaya başladı. kışlalarda yeni bir müdahalenin planları yapılıyordu.
21 ekim 1961 günü istanbul'daki harp akademileri binasında 10 general ve 28 albay toplandı. gündem yeni bir askeri müdahaleydi. istanbul valisi ve belediye başkanı korgeneral refik tulga'nın ev sahipliğindeki toplantı, derhal bir müdahale toplantısına evrildi. toplantının sonunda komutanlar, tarihe 21 ekim protokolü olarak geçen bir protokol imzaladılar. bu protokole göre, meclis ve senato açılmadan, üç gün içerisinde askeri müdahale gerçekleşecekti. protokol imzalandıktan sonra imza için ankara'ya gönderildi. talat aydemir ve arkadaşları hemen imzaladı. müdahalenin ardından oluşturulacak yeni hükümette başbakanlığa kazım orbay, içişleri bakanlığına faruk güventürk getirilecekti.
21 ekim protokolünün haberi, kısa sürede chp lideri ismet inönü'ye ulaştı. inönü sadece protokolden değil, imzacılardan da haberdardı. damadı gazeteci metin toker'i düşüncelerini iletmesi için refik tulga'ya gönderdi. toker, ismet paşa'nın seçim sonuçlarının tanınmamasına karşı olduğunu ve böyle bir durumda açıktan tavır alacağını tulga'ya bildirdi. ancak, olan olmuş, protokoldeki dinamitin fitili tutuşturulmuştu. fitili söndürecek formülü ise inönü bulmuştu. komutanlar ile siyasi parti liderlerinin bir araya gelip konuşmaları ve belli başlı konular üzerinde anlaşmaları durumunda sorun çözülebilirdi.
23 ekim'de generaller, genelkurmay başkanlığında bir toplantı yaptılar. toplantıya genelkurmay başkanı orgeneral cevdet sunay başkanlık ediyordu. toplantının konusu yeni bir müdahaleydi. sunay, müdahale yanlısı komutanları teker teker dinledikten sonra söz aldı ve yeni bir müdahaleye gerek olmadığını söyledi. seçimlerde en çok oyu chp almıştı. bu durumda hükümeti inönü kuracaktı. mbk başkanı cemal gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmesiyle de sorun çözülecekti. gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmesi ve yassıada mahkumlarının affedilmemesi karşılığında meclisin açılmasına izin verilecekti. bu net tavır üzerine müdahale yanlıları hiçbir şey söyleyemediler.
genelkurmay binasındaki toplantıyla aynı dakikalarda başbakanlık binasında cemal gürsel, parti liderlerini toplamış, güncel durumu onlarla konuşmaya başlamıştı. ordu huzursuzdu ve ortada bir müdahale tehlikesi vardı. inönü dışındaki parti liderleri olan bitenden habersizdi. ancak, gürsel'in anlatımlarından bir müdahale tehlikesinin kapıda olduğunu sezinlemişlerdi. bu durumda demokratik düzenin işlemesi ve parlamentonun açılması için uzlaşmaya hazır olduklarını bildirdiler.
komutanlar ve parti liderleri, genelkurmay ve başbakanlıktaki iki ayrı toplantıdan sonra çankaya köşkündeki ortak toplantıda buluştular. bu görüşmede sunay, komutanların taleplerini parti liderlerine bildirdi. orduya yönelik sataşmaların durması, yassıada mahkumlarına af çıkarılmaması, 147'lerin üniversiteye geri dönmemeleri ve sürgündeki şeyh ve ağaların dönüşlerine izin verilmemesi gibi talepler öne sürdü. sunay'ın buyurgan ve sert bir tavırla taleplerini liderlere dikte etmesine inönü fena halde sinirlendi. toplantıda komutanlara dönüp "siz 1961 anayasasını yapmakla övünüyorsunuz. öyleyse bu işlere ne karışıyorsunuz? bunlar meclise ait işlerdir" dedi. inönü'nün müdahalesiyle protokoldeki koşullar yumuşatıldı. 147'lerin durumuna ilişkin bir şey belirtilmedi. ayrıca yassıada mahkumlarının affedilmemesi maddesine de "şimdilik" ibaresi eklenerek affın kapısı tamamen kapatılmadı ve gelecekte bir affın çıkmasına olanak tanındı. buna karşılık gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmesi, 27 mayıs'a sadık kalınması ve eminsuların orduya dönmemeleri gibi maddeler üzerinde mutabakat sağlandı.
24 ekim 1961 günü ali fuat başgil, tüm bu olup bitenlerden habersiz biçimde cumhurbaşkanı adaylığı için trenle ankara'ya geldi. saat 19:00 sularında subayı, başgil'in yanına gelerek, bir görüşme için başbakanlıkta beklendiğini söyledi. başgil, bu haber üzerine başbakanlığa hareket etti. başbakanlık binasının girişinde gazeteciler, başgil'e adeta olacakları haber veriyorlardı. nitekim, başgil'i başbakanlığın kapısında mbk üyeleri fahri özdilek ve sıtkı ulay karşıladı. komutanlar, başgil'e cumhurbaşkanı adaylığından cayması için tehdit dolu sözler söylediler. durumun vahametini kavrayan başgil, bir süre sonra başbakanlıktan ayrıldı ve cumhurbaşkanı adaylığından vazgeçti. artık gürsel'in cumhurbaşkanı seçilmesinin önünde bir engel kalmamıştı.