Futbol dediğin, dünyanın en deli oyunu! 90 dakika boyunca 22 adam bir topun peşinden koşuyor, ama ne koşmak! Sanki dünyanın en önemli işi o topu fileye yollamakmış gibi deli gibi koşturuyorlar. Gol olduğunda tribünde koptu kopacak bir çığlık, sahada bir kargaşa... Hele o son dakika golleri yok mu, işte o zaman "Vay anasını, nasıl oldu bu!" diyorsun.
Top bir gidiyor, bir geliyor. Bir bakıyorsun senin takım topu kapmış, kontra atak yapıyor; hop, derken rakip bir çalım atıyor, kalbinden vurulmuş gibi oluyorsun. Ama işin en güzeli o gol anı. Top kalenin köşesine yapışınca, herkes bir ağızdan "Gooool!" diye bağırıyor. O an var ya, bütün dertler tasasız. Sanki dünyada sadece sen, top ve o kale var.
Ama futbol bu; bir gün seni sevindirir, ertesi hafta oturur ağlarsın. Hatta bazen öyle pozisyonlar olur ki, “Bu kadar şanssızlık olur mu be kardeşim?” dersin. Hakem desen, ayrı bir mevzu. Bazen öyle düdük çalıyor ki, tribündeki adam bile sinirden saçını başını yoluyor. Yan hakemin ofsayt bayrağı var ya, işte o bayrak senin kabusun olabilir.
Futbol, arkadaş! Hem deli işi hem de dünyanın en büyük tutkusu. Kazandığında kralsın, kaybettiğinde ise tribünde milyonların gözünde haksızlığa uğramış bir kahraman. Ama ne olursa olsun, futbol sahaya çıktığın an başka bir boyut. Orada kaygı, endişe yok; sadece sen, top ve 90 dakikalık çılgın bir savaş var!
Hop, maç bitince herkes eve. Yenildin mi? "Neyse abi, önümüzdeki maçlara bakacağız," moduna geçersin. Kazandın mı? Ertesi hafta şehir senin!