ateizmin sorularina cevaplar

entry19 galeri
    17.
  1. (bkz: nerde kalmıştık)

    öncelikle söylemeliyiz ki, insan genellikle inanmak istediğine, inandırıldığına inanır. bu temel ilkeyi kabul ediyorsak eğer, sorgulamacı değil de, biat edici/peşinkabul öğretilerde soru sormanın gereksizliğinden dem vurur. der ki, zaten bütün soruların cevapları verilmiştir, bunu sorgulamak gereksizdir. bunun en 'muazzam' yapısı olan dinlerde bu gereksizlik o kadar katılaşır ki, gerekli olup olmadığının dahi tartışılmasına müsade edilmez. bu nedenle, bilhassa ortadoğu kökenli iki dinde, hristiyanlık ve islamiyet'in temellerinde aristo mantığı dediğimiz, bir şey varsa vardır kesin hükümlü sistematik işleyiş hakimdir.

    hal böyleyken, bu tip bir düşünüş tarzında da, kişinin kendine veya kendinden sorduğu sorular, yanlı, nispeten cevap verebileceği sorular olacaktır. felsefe üzerinde atıp tutmayı kendimde asla görmediğimi peşinen beyan etmekle birlikte, eğer bu tip bir tartışmaya gireceksek bunun sağlıklı olabilmesi için soruyu soranla, cevabı verenin farklı kişiler olması gerekliliği, diğer bir deyişle diyalektik bir yöntem izlenmesi zaruriliği ortaya çıkmaktadır. dili sadeleştireyim, soruyu soranla, bunu yanıtlayan kişiler farklı düşüncedeki iki kişi olmalı, buradaki örneğindeki gibi soruların özgün olması için soruyu soranın ateist, cevaplayanın müslüman olması gerekiyor. aksi takdirde yapılan kendi kuyruğumuzu kovalamaktır.

    bu bahsettiğimiz ikili, doğrudan karşılıklı diyaloglar ise haliyle sözlük formatına aykırıdır. formata uydurmaya kalkarsak da başlık bir garabete dönüşebilir. böyle olmasına rağmen birkaç soru soralım, cevap verilir veya verilmez, bu kişiye kalmıştır:

    1-hiçbir nitel ve nicel gözlemle kanıtlanamayan bir tanrının varlığı nasıl mümkündür? notu: buna insanın anlama kapasitesi yetersizdir gibi bir cevap verilmesi kolaycılık olacaktır, halihazırda insanoğlu pek çok şeyi bilim vasıtasıyla açıklamakta ve açıklayamadıklarını da açıklamaya çalışmaktadır.

    2-deniyor ki, tanrı, kendi peygamberleri vasıtasıyla emirlerini iletmiş, dünya'yı ve insanı nasıl yarattığını anlatmıştır. bu emirler ve anlatılar zaman-mekandan bağımsız, her zaman ve her yerde geçerlidir. ancak biliyoruz ki orta çağ'da dünya'nın düz olduğuna inanılıyordu hristiyanlık ve müslümanlık tarafından (islamiyet bu mevzuda daha muğlak olsa da), bunun aksi ispatlandığında ise bunu saklamak için pek çok önleme başvurmuştur. gene insanın ve dünya'nın yaratılışını açıklarken dünya'yı altı günde yarattığından, tüm canlıları tek tek (burası önemli) yarattığından bahseder. halbuki dünya'nın ortaya çıkışı bir sürecin, güneşten kopmayla başlayan bir sürecin neticesidir. gene insanın da dahil olduğu yeryüzünde yaşayan tüm canlılar basitten karmaşığa doğru ilerleyen bir süreçle, evrimle ortaya çıkmış, ve tüm canlıların fiziksel olarak da, kimyasal ve biyolojik olarak da kuran'da birbirinden bağımsız yaratılmıştır iddiasının aksine birbiriyle iç içe geçmiş, bağıntılı bir haldedir. insan, bilimsel tasnifin ışığında baktığımızda maymunlarla primatlar denen bir üst kategori içinde değerlendirilirken, daha da üstünde, inek gibi bilinen bir örneği verelim burada, memeliler kategorisinde yer alır. ve dediğimiz gibi, insan, nicel gözlemler ışığında ispatlanmıştır ki benzersiz değildir, maymunlarla, ineklerle, solucanlarla akrabalığı bulunan bir canlı türüdür. hal böyleyken, allah'ın söylediğine inanılan sözlerin aksi ispatlanmışken bu mevzuda şu çelişkiler açığa çıkıyor;

    bir: allah kullarına yalan söylemiştir veya,

    iki: allah her şeyi bilen, gören değildir veya,

    üç: allah yoktur, allah tarafından yazıldığı iddia edilen kitaplar insan ürünüdür.

    soru: allah tüm bunlara rağmen var mıdır?

    3: gani müjde soslu sokrat usulü sorumuz: bu bir çelişki midir?
    1 ...