--spoiler--
çok yoksun olduk ama çok şükür hiç yoksul olmadık
--spoiler--
bir psikolog gibi geçmişime inmeyi çok severim. çocukluğuma dair hatırlayabildiğim ilk şeyi bulmaya çalışırım. aklıma bir ton bulanık hikaye gelir. film şeridi gibi değil de; anlık hikayeler. sadece biri çok net aklımda kalmış, her sahnesi hiç silinmeden aklımdadır.
yine maddi açıdan zor günler yaşadığımız bir dönemdi. tabi o zamanlar buna fakirlik, yoksulluk denirdi. öyleydi evet. babamın her zamanki gibi içmeye sigarası olurdu ama eve ekmek almaya parası olmazdı.
yaşayanlar mutlaka bilir açlık nasıl olur. artık bir noktadan sonra tak der. anneye acıktım dedikçe annenin gözleri dolar. annemin ağlamasına dayanamadığım için acıksam da söylemezdim. ama küçük kardeşim... o hiç dayanamazdı. ekmeğimi bölüştüğüm çok olmuştur acıktım demesin diye.
o zmanlarda durumu bizden hayli iyi olan dayımlara gitmiştik ablamla. ablam 13 ben 5 yaşındaymışım. bahçelerinde kızartma kabakları vardı. bi kaç tane alsak çok güzel olacaktı. annem de sevinirdi hem. gittik sevgili dayıcığıma. ben bahçede bekledim, ablam izin almaya gitti. ben o arada 4-5 tane kopardım. izin vereceklerinden emindim çünkü. lafı mı olurdu bir kaç kabağın?
kabakları aldığım gibi nedenini bile sorgulamadan başladım koşmaya. en az 10 dakika koştum. sonra alt yoldan geri döndüm. ablamı arıyorum. benim bir tanecik ablam bir kuytuya sinmiş, elleriyle başını kapatıyor.. sevgili dayım da, eşi ve oğluyla beraber yüksek bir yerden taşları fırlatıyorlar. bir yandan da küfrederek.
koşup sarıldım. beraber ağladık bir süre. sırtıma, koluma, bacağıma pek çok taş denk gelmişti. ağlamaktan bitap düşmüşüm. kucağına almış beni ablacığım, gelirken uyuyakalmışım kucağında.
moraran kolumuzun, sırtımızın hesabını babama hiç veremedik... vermedik. onun da verecek çok hesabı olacaktı çünkü. bunun sorumlusu dolaylı da değil, doğrudan oydu.
çocukluğuma dair ilk kinimdi bu. hala var mı diye düşünüyorum da; var. geçmiyor, morartılar geçti ama o kin geçmiyor.