( ...Hüsrev karakteri ise, belki de bizim edebiyatımızda ilk defa hiçbir tortusu olmayan, kristalize edilmiş-gereksiz teferruatlardan arındırılmış olarak felsefî ve edebî anlamda katışıksız trajik insan tipidir. Trajik çatışma her insan tipinde ortaya çıkmayabilir. Böyle olmasına bakılarak Hüsrev’i tamamen trajik çatışma içindeki bir karakter sayabiliriz; çünkü onun kendisi, babası, yazmış olduğu eserindeki karakteri, annesi, aşığı, sevdiği, dostu ve düşmanlarıyla olan ilişki biçimlerinin hepsi tamamen trajiktir. “Sanat’ın dâima ferdî olanı hedeflemesi”bu eser ve eserin içindeki Hüsrev’in eserindeki karaktere dek uzanan iç içeliğe mukâbil hususiyetini kaybetmez; bilakis, tüm bu iç içe görünüşlere mukâbil insanın bu âlemdeki trajik durumunu tek bir ferdin varoluş çilesi içinde ve tek bir aynada seyretmekteyizdir. “Sürü tipi insan” ise “hayatın trajik özünü göremez.” Hüsrev’e gelince o “sürü”nün umûmî bir kabul ile alışkanlık olarak sürdürdüğünü yaşayamaz hâle gelmiştir. Bir crise-intellectuelle içindedir ve dâima “trajedi kahramanı kendi türünde benzersiz bir ferttir. Taklit edilebilir fakat o zaman iradeli yahut iradesiz, trajediden güldürüye kayılır. Kimse ona benzemez çünkü o kimselere benzemiyordur”un yalnızlığı içerisinden konuşmaktadır. ... )