Trenle 3 gün 3 gece yollarda sürünen, dilini, dinini, yolunu, izini bilmedikleri bir coğrafyada gün boyu çalıştıktan sonra barakadan bozma işçi yurtlarında yaşayan, artan ırkçılık olaylarından dolayı kaldıkları işçi yurtları yakılan, bundan dolayı nöbetleşe uyuyan, yıllarca eşinden çocuğundan ayrı yaşamış insanlar.
Çoğunuz ayıplıyorsunuz, hakir görüyorsunuz belki ulan 50 senedir Almanya’da yaşamış iki kelime Almanca öğrenememiş diyorsunuz. Bu ilk gurbetçilerin kursa gidecek sosyal zamanı hiç olmamış ki.
Bu bayram 1968 yılında köln’de dom katedralinde ilk bayram namazını kılan gurbetçi bi adamla tanıştım. Ağladı adam o günleri anlatırken.
Peki sonraki kuşaklar, Almanya’daki tek bir gurbetçi aile Türkiye’de rahatlıkla 3-5 aileye bakıyor desem yalan olmaz. Kardeşine traktör alan, bacanağına dükkan açan, dul bacısı açıkta kalmasın diye ev alan ama bırak verdikleri parayı geri almak 3-5 gün gittikleri bayramlarda bi Güleryüz göremeyen, nerden geldi ki siktir olsa da gene Almanya’ya gitse diye arkasından çekiştirilen adamlar bunlar.
Peki ya en son kuşak, Almanlar tarafından hep dışlanmış, kendi kültüründen kopmuş, Türkçeyi ancak ailesinden öğrendiği şekilde bilen insanlar,
Gucci’den “kayış” aldım.
Zabağınan ekmea Nutella “çaldım” onnan duruyom.
Bugün Almanya’da sanki türkiyedeymiş gibi elini kolunu sallayarak gezebiliyorsan, hastanede doktor, adliyede hakim, karakolda polis türkse, sokakta Türkçe adres sorabileceğin birisini rahatlıkla bulabiliyorsan, Türkiye’de yiyip içebileceğin herşeye Almanya’da da ulaşabiliyorsan bunun en büyük sebebi o çileleri çeken gurbetin o acısını yaşayan güzel insanlar sayesindedir.