yalnızlık

entry9503 galeri
    568.
  1. bundan yıllar, yüzyıllar önceydi.. insanoğlu yalnızlığı keşfetti.. evet, 'keşfetti' çünkü yalnızlık kabak gibi varoluşun başından beri, en başından beri orda, oracıkta dikiliveriyordu. stabilite kelimesinin hakkını veriyordu yalnızlık, zira hiç bir kavram böylesine dolu olup boş gibi görünürken yüzyıllarca değişmeden kalabilmeyi başaramıyordu. turkcell'in selocanları gibi herkesin de görünmeyen/görünen yalnızlıkları vardı. hani şu ufak ama işlevsel olanlardan bahsediyorum. doğumdan-ölüme.. adım atınca adım atıyor, koşunca koşuyor, durunca duruyor, sen onu bıraksan bile seni bırakmıyor, üstelik bir dağın başında, binlerce kişinin ortasında ya da sadece yeniden tutunabilmek adına çabaladığınız bir anda yanı başınızda beliriyor.. ben buldum! adını da yal-ocan koydum.. annemizin rahminden yeryüzünün sarı ışığına 'merhaba!' dediğimiz o ilk anda yanımıza birer tane eklediler. turkcell'in sormadan gelen mesajları ya da aveanın istemeden dahil olduğumuz kampanyaları gibi. farkında olmadık çoğu kez, belki göremedik, belki görmezden geldik bilmiyorum. bütün bunlar isteğimiz dışında gelişti.. şimdi hepimizde var birer tane. kenarda, köşede, belki tam hayatımızın merkezinde.. ama var, göremeyenlerde de. yal-ocan.. öyle masum görünümlü hayat merkezini ele geçirmiş yalnızlık parçaları. seni parçaladıkça bütünleşen. hayatın sarı ışığına 'elveda' diyeceğimiz o yakın güne dek her daim istemesek de yanımızda, yanıbaşımızda. bir telefon telinde, bir resim çerçevesinde, belki sağ omzunda ya da tam kalibinin üstünde.. onunla mücadele imkansız.. onunla mücadele amaçsız.. sonucu belli olan savaşa, yenilgiye göz kırpmaktan farksız.. öyleyse teslim edelim benliklerimizi yal-ocanlara.. yapacak daha iyi alternatifi olmayanlara, yorgunlara, tükenmiş ve yara almışlara..
    yal-ocanlarla kop hayattan..
    1 ...