birincisi orhan pamuk'un ilber ortaylı'ya bi şey demişliği olmadığından ortaylı'nın lafları "cevap" değildir. ayar deyin başka bi şey deyin ama bu cevap değil.
ikincisi, aradan şu kadar zaman geçmiş bi kişi bile pamuk'un hangi kitabından olduğunu yazmamış, ortaylı'nın sözleri için de bi kaynak göstermemiş. pardon, kaynak türk delikanlısını bozardı değil mi.. neyse.
üçüncüsü, pamuk'un tarihçi ya da araştırmacı yazar olmadığı, bi romancı olduğu gözönüne alınırsa, bi yazar karakterinin dediklerinden mesul tutulamayacağına göre (gerçi elif şafak'ın, karakterine ettirdiği laflardan mahkemeye verildiği memlekette yaşıyorduk biz ya neyse) -eğer kaynak gösterilseydi- pamuk'a atfedilen bu lafın kitabının karakterlerinden birinin anlatımı olduğunu görecektik belki de. bırak karakteri, zaten roman denen şey, yazar tarafından anlatılan bi hikayedir ve yazar da kitabı anlatırken bi karaktere bürünür çoğu zaman. yani pamuk'un kitabında bilimsel doğruluklar olmak zorunda değildir ve baştan sona yanlış bilgiler içerebilir.
dördüncüsü, roman yazan kişi, sanatını roman yazmakta konuşturur, içinde verdiği bilgilerle değil. zaten bilgi vermek opsiyoneldir, romancıyı bağlamaz. yine de romandaki hataların olmaması için roman aslında bi de editörün elinden geçer. çoğu büyük yazar, bu editörlerin düzeltmelerine de maruz kalırlar. yani şu lafı edilen hataları eğer pamuk'un editörü görseydi biz şu an bu lafları etmiyor olurduk.
beşincisi, bu bahsedilen hatalar da hatadan bile sayılmayacak kadar entipüften önemsiz şeyler. sırayla bakalım.
vakit-saat.. bu ne şimdi. kullandığımız dilde "akşam saati" dediğimiz olmuyor mu bizim. oysa akşam yazın başka, kışın başka saatte oluyor. ama biz akşam saati demekten geri kalmıyoruz. çünkü burada "saat" derken tam olarak belli bi zaman aralığından değil, bi şeyin zamanı geldiğinden bahsediyoruz. "ali buraya geldiği saatte" derkenki gibi. ve pamuk'un da tek mesul olduğu şey, dili doğru kullanmak. o yüzden de akşam ezanı saati doğru laftır ve kullanılmaktadır da zaten.
imam/müezzin, balkon/şerefe, minareden/içeriden okuma konularında da aslında aynı minvalde laflar edeceğim. bu arada ezanın benim küçüklüğümde basbayağı minareye çıkarak -hatta bazen imam tarafından- okunduğunu da bizzat söyleyebilirim.. çünkü o minareye ben de çıkmıştım küçükken. o çıkılan yere şerefe yerine balkon denmiş olması hikayeyi anlatan adamın yanılmasından ziyade pamuk'un yanılgısı sayılsa bile, nedir ki kıymeti.. n'olur yani adam şerefeye balkon demişse.. hem balkondur gerçekten de.. sadece ekstra bi ad konmuş o kadar.
ve gelelim işin özüne.
hala bi efsane üstüne konuşuyor olma ihtimalimiz var, çünkü ne kitabından ne bi haber sitesinden kaynak gösterilmiş. hadi biz gerçek diye düşündük de yazdık, nedir bu sevinciniz peki onu söyleyin. niye orhan pamuk'un hatasını görmek sizi orgazmik bi zevke sokuyor.. ahlasanız da ohlasanız da bu adam dünyanın en büyük edebiyatçılarından biridir. ve edebiyatçı olup olmamanın kriteri de müezzine imam demekle, şerefeye balkon demekle ölçülemez. sizin iki cümleyi -daha dilbilgisini bile düzgünce kullanamadan- yanyana dizemezken pamuk'a "eheheh bizde* nobel alırız belkim" yazmanız sadece acınasılığınızı gösteriyor başka bi şey değil.
bi de.. benim adım kırmızı'yı okuyun.. biliyorum kitap okumak sizin için çok zor ama bi deneyin en azından yirmi otuz sayfa kadar. orhan pamuk'u hala tarih konusunda da bi şey bilmeyen adam olarak etiketlemeye diliniz varacak mı merak ediyorum sonrasında.