bu öyle alelade bir sıcak değil, herkesin serinlemek için türlü türlü yöntemler aradığı bir sıcaktan söz ediyorum. antalyalı değilim lakin çok kez gitmişliğim var. kışın bile ılık. buraya tatil maksatlı ilk gittiğim anı hatırlayınca, yüzümde tebessüm oluşuyor. havaalanına indiğim an şok olmuştum. sıcak resmen suratıma ayağının tabanıyla tokat atmıştı. egzajere ediyorsam da top olayım, tekerlek sibobu olayım, efendime söyleyeyim, şambrel yaması olayım.
biranızı alıp da sahilde iki bira içeyim deseniz olmuyor, namümkün.. tekelden sahile gidene kadar biralar beyran çorbasına dönüşüyor. azıcık güneşleneyim deseniz, o da namümkün. güneş, tepeden tepeden; "yat yat, birazdan görürsün ebenin hörekesini!!" dercesine seyirtiyor ultraviyole ışınlarını. hadi hepsini geçtim, olaya bir de nem ket vuruyor. aman yarabbim, o nasıl bir nem öyle.. burada yaşamak için belli niteliklere haiz olmadığım hususunda kanaate vardım. antalya sıcağı bana göre değil. o halde tanım yaparak olaya hem hülasayı, hem de noktayı koyayım.
tanım: insanın üstüne yakışanı değil, yapışanı giydiği memleket.