televizyonda sürekli reklamlar, bu reklamlarda envai çeşit markalar döner, adına manken, şarkıcı denen fahişeler playboy denen o kas yığını beyinsiz pezevenklerle gününü gün eder ve mevcut sistem de bunu pek iyi pazarlar televoleleriyle (bkz: kültür endüstrisi) (bkz: popüler kültür) tabi o şaşalı, parıltılı gösterilen hayatların ne kadar pisliğe bulandığını ancak o hayatları yaşayan ve kullanılmış sakız gibi bi kenara tükürülenler bilir, diğer taraftan çocuğunu biz çektik o çekmesin diye dişinden tırnağından arttırarak okutmaya çalışan aileler onu nispeten daha iyi okullara ve hatta tüm imkanlarını kullanarak şehir dışına gönderir ve orada en azından orta ve ortanın üstü gelir düzeyinde, büyükşehirde doğup büyümüş yaşıtlarının marka ve lüks merakı ve de zaten başından beri yaşadığı yerden, televizyondan etkilenmesiyle genç de bu üst sınıftan arkadaşlarına özenir, kendini onların yanında aşağı hissetmek istemez ancak en büyük sorun da burda başlar, çocuğumuzun gelir durumu iyi değildir o da çözümü böyle bir yöntemde bulur. ancak ne yaparsa yapsın görülüyor ki bu üst sınıfın beş para etmez soğukkanlı piçlerinin eleştirisinden kurtulamayacaktır. öküzün trene baktığı gibi cambaza bakmayı bırakın artık, çıkarın şu at gözlüklerinizi ve kafatasınızın içindekini kullanmaya başlayın, tabi varsa.