tek zaafım, tek zayıflığım, hayattaki tek malubiyetimdir 'aşk'. altından kalkamadağım tek zırva ve kalkamayacağımı da biliyorum ve bu yüzden de mutlak mutluluğu hiçbir zaman elde edemeyeceğim, oysa ne çok isterdim nirvanaya ulaşmayı çünkü biliyorumki ''o''nunla mutsuzuluğu öldürürdüm.
gözlerine kaçamak bakışlar atmak zorunda kalmadığım bir zaman olsa ya, haykırabilsem ya gururumu sıpıtıp atmak pahasına ''nolur, nolur beni sev, başkasını siktiret, hem sen ne kadar ahmaksın, hiç mi görmüyorsun ateş gibi yanan yüzümü, titreyen parmaklarımı, yutkunarak konuştuğumu da mı farketmiyorsun? ya gözlerim, onlarada mı bakmıyorsun?'' diye. haykıramam ki, ne çok isterdim bir gececik olsun gözyaşlarımı gizlemek zorunda kalmadan uyumayı.
sadece bir gece yanımda uyusa, hiç konuşmasak, o yeşil gözlerini seyretsem sadece masumca, çıplak tenine dokunsam, sabah olduktan sonra da çekip gitse, yaparmı ki bunu, yapamaz, lanet olsun ki yapamaz, aslında ''yapamaz'' çok yanlış bir kelime, bu benim kuruntum, sanki yapmak istese yaparmış gibi, doğrusu ''yapmaz'' olmalı, kalın kafam almıyor ki, anlatamıyorum kendime, kabul ettiremiyorum, biliyorum ki ertesi gün yine binbir türlü dalavereyle konuşmaya çalışacağım onunla, lafa tutup sonra da dinleyeceğim onu, hem belki cesaret edip yüzüne doya doya bakarım ama hissettirmemem lazım, biraz kibir katarım bakışlarıma o zaman, çok mu zor yani, nereye kadar? çekip gidene, uzaklaşıncaya kadar, fersahlarca...