Nesne kaybının ardından aranan yaşanan duygudur. Psikoza gitmekte olan son duygudur. acı, ne nefret gibidir, ne sevgi gibi.
Aslında bir savunma mekanizmasıdır, benliğin parçalanma anksiyetisine gitmeden önceki son dönüşüdür.
Acı ortaya çıkışında nesne, özne için düşlem içinde bulunan, egonun kendi eksikliklerini yansıttığı ve yeniden imgelediği ve arzunun diyalektiği için fiziksel bir yasallık ortaya çıkaran bir figürdür. Bu nesne asla bu düşlem içerisindeki haline varamaz.Hatta özne karşısındaki nesneyi zamanla değiştirmeye çalışır fakat başaramaz. Bu değişim en fazla yine özneye benzeyen bir ego kopyalamasına yakın durur. Fakat egonun eksikliklerini tamamiyle giderecek ve "hah tam oldu" diyebilecek bir hale gelemez. Nesnenin orda oluşu zaten özneye arzunun dönüşlülüğü için bir güç katmaktadır. Aşk dediğimiz olayda bu ilişki karşılılık besler. Yani düşlemine yerleşen kişi bir başkası için de düşleme yerleşmektedir. Yani iki tarafında ilişki için bir arzusu vardır. Sonrasında nesnelerin imgesel düzlemindeki figür ile simgesel olarak varoldukları figür birbirinden farklılığını ortaya koyunca soğumalar gerçekleşir "hiç zannetiğim biri değilmiş" derler ve ayrılırlar.
işte burada nesnenin kaybı ya da nesnenin ilişkiselliğe karşı arzusunun kaybı ortaya çıkar, bununla takibi olarak acı görülür.
Acı, nesnenin gerçeği ile ortaya çıkan ve arzunun dönüşlülüğünü sağlayan enerjinin kaybolması, nesnenin fiziksel varlığının arzunun ritmine olan yasallığının ortadan kalkması ve egonun kendini kopyaladığı imajinasyonun yok olması nedeniyle psişik düzlemde boşluğa sebep olur. işte bu acının sebebidir. Artık libidinal enerjimizi yatırdığımız annemiz acıktığımızda karnımızı doyurmuyor, evimizi toplamıyor, narsistik kırılmalarımızı aynalamıyordur. Sevgilimiz, bir el tutmak istediğimizde, sevildiğimizi hissetmek istediğimizde ya da seks yapmak istediğimiz de artık bunları yapmıyordur. Bunları sadece ihtiyacı karşılayan şeyler olarak görmeyin aynı zamanda bunlar talepleri de düzene sokan davranışlardır. Sonuçta kimse 24 saat sevgilisine sarılamaz, annesi 24 saat yemek yediremez ya da 24 saat sevişemez. Yani Arzunun simgeselliğin alanına girmesi ötekinin fiziksel varlığıyla mümkün olacaktır. Bizi gerçeğe uyarlayan, içimizdeki omnipotenti dünyanın fiziğine ve mantığına göre şekillendiren sembolik yapı yoktur. Bununla birlikte insanlar ayrılık sonrası yemeğe abanırlar önüne gelen insanlarla seks yapabilirler hatta bir hayat kadını tutup kucağına yatıp annesi gibi kendilerini sevdirenler de var. imgesel kısma girdiğimde yasa gireceğim için bu kadar da bırakıyorum sevgili yazarlar.