Rousseau'nun zamanında Fransa'daki sosyal ve siyasi ortam ise "Devlet benden ibarettir." diyen bir krallık idaresi, her türlü haklardan yoksun halk, toprak sahibi feodal aristokratlar, bunların topraklarında çalıştığı halde kimin için çalıştığını bilmiyen "köle" durumundaki köylüler, derebeyliğin yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla şehirlerde oluşan yüksek ve orta burjuvazi, sermayedarlığın oluşmaya başlaması, mali vaziyetin bozukluğu ve bunun orta (küçük) burjuvazinin sırtından telafisine çalışılması, Krallığa destek durumunda bulunan ve aynı zamanda toprak sahibi bulunan kilise ve nihayet "aydınlanma çağı" nın kuvvetli filozoflarının etkisiyle doğmuş bulunan, demokratik, liberal ve ferdiyetçi felsefi zihniyet, bütün bir Fransız sosyal ve siyasi hayatının ana hatlarını meydana getiriyordu.
Bütün bu tahammül edilmez sosyal ve siyasi ortam üzerinde; bir yandan da, ingiltere ve Amerika'da meydana gelen pozitif demokratik gelişmelerin ve uzun bir tarihi teorik gelişmeyle olgunlaştırılmaya çalışılmış demokratik görüşlerin etkisiyle,mevcut düzeni olanca güçleriyle eleştirip yıpratan aydınlık çağı filozoflarının eseri sayılan sağ ve sol grupların meydana gelmesi. Burjuvazi de şuurlanmıştı. Sosyal bünye bir bunalım içindeydi ve patlama noktasına gelmişti.
Rousseau'nun içinde bulunduğu ve belki de O'nu Rousseau yapan sosyal ve siyasi ortam bu durumda idi.
b) Rousseau'nun Görüşlerinin Teorik Kaynakları :
insanları, bu arada yazarları ve düşünürleri, çağlarından ve sınıflarından soyutlayarak düşünmemeli.
Bu doğru, Rousseau için de geçerlidir.
Rousseau; Aristo'yu, Platon'u, tabii hukukçuları ayrıca, Hobbes ve Locke'u okumuş, toplum sözleşmesi konusunda da bir hayli düşünme imkanını bulmuş ve yine zamanında Diderot ile tanışmış, Voltaire'i ve Montesqieu'yü de okumuştur. Kısaca Yunan ve Roma demokrasileri ve ingiltere demokrasisi de olmak üzere savunduğu görüşlerin doğumunu ve şekillenmesini sağlayacak bütün eserleri okumuştur.
18. Yüzyılda Fransız filozofları ve bilhassa ansiklopedistler de mevcut düzenden şikayetçi idiler. Ama onlar işe, halkın karıştırılmasına lüzum kalmadan bu düzenin ıslah edilebileceğini düşünüyorlardı. Ve bunu yapmak için devamlı eleştirileri ile, ihtilale giden dönemde, düzeni oldukça hırpalamışlar ve halkın felsefi zihniyetinin değiştirilmesinde önemli rol oynamışlardır.
Fakat Rousseau, mevcut düzeni; sınıflara dayalı, eşitsizliklerin hakim olduğu bir düzen kabul ederek ve hatta toprak sahibi feodal aristokratlardan, toprağın alınarak topraksız insanlara dağıtılmasını da ileri sürerek halkın hakimiyetini yani idare edenlerle idare edilenlerin bir ve aynı kimseler olmasını savunuyordu. Bunun için de ihtilal ve inkılap gerekliydi.
I - ROUSSEAU'NUN FRANSIZ iHTiLALiNE ETKiSi :
Rousseau'nun eserlerini vermeye başlamasından önce (1750) Fransa; pozitif ve teorik gelişmelerin etkisi altında sosyal ve siyasi bir bunalım içindeydi. Aydınlık çağın diğer düşünürleri özellikle Voltaire, Diderot ve Montesquieu eserlerini vermişler, her ne kadar mevcut düzenin ıslahı için çalışıyorlarsa da, Fransa'nın siyasi hayatını sarsmışlar, yavaş yavaş cemiyetin felsefi zihniyetinin değişmesini hazırlamışlardır. Aynı zamanda bu devirde burjuvazinin her iki sınıfı da ortaya çıkmış ve bilinçlenmeye başlamıştı. Bu arada halk içinde muhafazakar ve devrimci gruplar doğmaya başlamıştı.
Rousseau, bu ortamda yetişmiş ve sosyal ve siyasi buhranların başlaması zamanlarında eserlerini vermeye başlamıştır. Rousseau'nun ferdiyetçi, liberal ve demokratik görüşler bakımından diğer düşünürlerden çok farkı olmadığını, fakat meseleleri ele alış ve halka sunuş bakımından oldukça değişik bir düşünür olduğunu, bu sebeple bu teoriyi (ferdiyetçi, liberal ve demokratik teoriyi) halka malettiğini biliyoruz.
Rousseau'nun ihtilale etkisini iki şekilde incelemek mümkündür.
1 - Rousseau'nun görüşleri ile ihtilale etkisi :
Kullandığı uslup dolayısıyla eserlerinin zevkle okunması, geniş halk kitlelerinin; savunduğu demokratik görüşleri benimsemesine yol açmıştır. Yani Fransız halkının zaten değişmekte olan felsefi zihniyetini bu suretle daha kısa zamanda değiştirme imkanını bulmuştur.
ihtilale giden dönemde şehirlerde yüksek ve orta (küçük) burjuvazi ortaya çıkmış ve bilinçlenmeye başlamıştı. Yalnız orta burjuvazi kararsız, gelecek için programsızdı. Ne yapmak durumunda olduğunu bilmiyordu. Üstelik bu kitle şehirlerdeki nüfusun çok büyük bir kısmını teşkil ediyordu. Rousseau bu geniş kitleye ideoloji verdi ve bunları da hızla ihtilale doğru kanalize etti.
Rousseau'nun toprağın feodal aristokratlardan alınıp topraksız halka dağıtılmasını savunması da O'nun görüşlerinin benimsenmesinde ve kitlelerin ihtilale sürüklenmesinde etkili oldu.
Nihayet Rousseau bütün bunlara ek olarak fikirlerini kendisi kadar hararetle savunan ve halka maletmiye çalışan; Marat, Robespiérre, Saint-Just gibi ateşli devrimcilerin de yetişmesini sağladı. Böylece Rousseau ihtilalcileri de yetiştiren bir düşünür olarak görünmektedir.
III - GÜNÜMÜZ DEMOKRASiLERiNiN ROUSSEAU'DAN ALDIKLARI PRENSiPLER :
Rousseau'nun düşündüğü; menfaatinden çok, akıl gücünün etkisi altında olan vatandaşlar; o zaman hukuki eşitlikle yetiniyorlardı. Ama bugün o vatandaşın yerine çıkarından başka düşüncesi olmıyan "toplum içi insanı" geçmiştir. (Burdeau) Bu toplum içi insanı, sadece hak ve hürriyetlerin anayasalarda tanınması ile yetinmemekte, bu hak ve hürriyetlerden faydalanabilmesi için gerekli şartların ve imkanların sağlanmasını da istemektedir. Devlet de, bu isteklere cevap vermek mecburiyetini duymuş, ferde talep ettiği bu sosyal ve ekonomik hak, özgürlük ve imkanları sağlamayı üzerine almış, fakat bu sorumluluk yanında; bir yandan girişimci gibi iktisadi sahada teşebbüse girişirken öte yandan aşırı liberalizmin sakıncalarını ortadan kaldırmak için bazı müdahelelerde bulunma yetkileriyle donatılmıştır. Böylece 1848'de teori sahasında ağırlık kazanmaya başlıyan sosyal haklar ve sosyal demokrasi, nihayet ikinci Dünya Savaşı sonrasında, hemen bütün devletlerin anayasalarında benimsenerek tamamen gerçekleştirilmiştir.
Bu gelişmelerle birlikte, bir yandan siyasi demokrasi sosyal bir karaktere bürünürken, öte yandan da aynı demokrasi klasik diye vasıflandırılan ilk şeklinden uzaklaşmış, realist veya Burdeau'nun deyimi ile "yöneten demokrasi" karakterini kazanmıştır. Bu suretle anayasalarda bir değişiklik yapılmadığı halde, belki seçime katılan seçmenlerden çok daha fazla, siyasi iktidar üzerinde etkili bulunan, adlarına "fiili iktidarlar" denilen menfaat ve baskı grupları ve kamu oyu teşekkül etmiştir.
Bir de bütün bunlara ek olarak; Rousseau'ya rağmen temsili rejimin benimsenmesini, emredici vekaletin kabul edilmeyip seçmenlerine karşı bağımsız, hiçbir sorumluluk tanımıyan yeni temsil anlayışı kabul edilmiştir.
1 - Modern demokrasiler :
Kelsen; temsili rejimi kabul etmekle ve partileri zaruri görmekle beraber, demokrasiyi; "iktidarı elinde tutanlara tabi olanların, idare edenlerle edilenlerin aynı olduğunu" dolayısıyla, Rousseau'nun demokrasi tarifinin bugün de geçerli olduğunu kabul ediyor.
Bu son gelişmeler karşısında; demokrasiyi "halk tarafından, halkın hükümeti" yapabilmenin imkanları araştırılmış ve Kubalı'nın "yarı temsili", birçoklarının ise "yarı doğrudan" dedikleri demokrasi şekline geçilmiştir. Bu yarı doğrudan demokrasiyi gerçekleştirmek için zaruri unsurlar olarak getirilen müesseler şöyle sıralanabilir Kelsen'e göre :
- Refarandum ve plebisit usulleri,
- Halk teşebbüsü,
- Millet vekillerinin dokunulmazlığı,
- Millet vekillerinin seçmenlere karşı mesuliyeti; Millet vekilliği sıfatının kaybedilmesi ve marksist demokrasilerde azil hakkı,
- Nisbi temsil usülü, millet vekillerinin tekrar seçilebilmeleri,
• Hürriyet ve halk egemenliği anlayışına dayalı parlamento,
• Çift meclis, milli ve mesleki temsil usulleri vs.
Bütün bu müessese ve prensipler, Rousseau'nun etkisiyle olmasa bile onun doğrudan demokraside ısrarında haklı olduğunun kabulüdür. Rousseau bugün ihtilalin sonrasında olduğundan daha fazla kabul ve onay görmüştür.